Engin Ardıç Akşam’la mahkemelik mi oldu?

Engin Ardıç’ın Sabah gazetesinde yayınlanan bugünkü yazısı acaba Ardıç, Akşam gazetesi

06.03.2008 - 11:43 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Engin Ardıç’ın Sabah gazetesinde yayınlanan bugünkü yazısı acaba Ardıç, Akşam gazetesi ile mahkemelik mi oldu sorusuna yol açtı. İşte Engin Ardıç’ın bugünkü yazısı…

Serdar kardeş… “Engin kardeş” numarasını bırak… Senden üç yaş büyük olduğuma göre, “kardeş” küçümsemesi yakıştı mı, otur düşün…
(İyi de, biz buraya bir gün birtakım ağabeylere öbür gün birtakım kardeşlere laf yetiştirmeye mi geldik yahu?)
Serdar kardeş… Yönettiğin gazeteden ayrılmama “siyasi-sosyal bir kılıf aradığımı” yazmışsın..
Hayır, kılıf aramıyorum. Belirleyici nedeni herkese açıkladım: Sizin verdiğinizden daha çok maaş veriyorlar.
İkincisi de, Sabah’ın her bakımdan sizin “iki misliniz” olması tabii.
Şunu da açıklığa kavuşturalım: DEDİKODUSUNU YAPTIĞINIZ VE BUNA BİRTAKIM POLİTİKACILARI DA İNANDIRDIĞINIZ RAKAM, PALAVRADIR… ŞEREFİM VE NAMUSUM ÜZERİNE YEMİN EDERİM Kİ, SABAH GAZETESİ’NDEN YA DA HERHANGİ BİR KİŞİ YA DA KURULUŞTAN 500 BİN DOLAR ALMADIM.
Ağzımı açmayacak, iftiraları ve hakaretleri sineye çekecektim ama, dayanamadım işte.
Fakat bir yan nedeni de var, üçüncü sırada gelir ancak, o da, Şirin Sever’e de söylediğim şeydir: Senin gazeten, ben girdiğimde liberal ve demokrat bir gazeteydi, ben çıktığımda ulusalcı. “Burası büyük gazetedir, her görüşten yazar vardır” numarasını kimse yemez, boşuna uğraşma, herkes gülüyor…
“Bu benim için yeni bir haber” demişsin, bu cümlenin bir tek anlamı var: Ben kendi gazetemi okumuyorum!
Acaba ulusalcı bir çizgiye gelmediğiniz için mi, benim yerime düşündüğün iki isim Bekir Coşkun ve Nihat Genç oldu, ha? Gazetene demokrasi mi katacaktı bu isimler?
Serdar kardeş… Unutmadan… Bir üst kata çık, orada bir adaşın var, Serdar Çaloğlu, ona benden selam söyle.
Fakat, güvenilir ve sözünün eri bir adam değildir, ilişkilerinde dikkatli ol!
Çünkü bana telefonda “tazminat istemeyeceğini” söyledi, “dostça ayrılalım” dedi, arkasından noter kanalıyla “ihtarname” gönderdi. Lafını çiğnedi. Üstelik “kıstelyevm esasını” kabul ettiği halde şimdi yan çiziyor.
Gazeteniz, 16 Şubat günü kendisinde yayınlanan veda yazımdan haberi olmadığını iddia edebiliyor! Çaloğlu, bu yazıdan iki gün önce, 14 Şubat günü yaptığımız görüşmeyi yok sayabiliyor! Beni birdenbire Sabah’ta görünce şaşırmışlar! Vah vah vah…
Şimdi mahkemeye gideceğiz ve son sözü hâkim söyleyecek.
Bunda sanırım senin uyuz ve gıcık mizah anlayışınla arkamdan “Engin trilyoner oldu” yazmanın etkisi olmuştur… Bu saçmalığı ciddiye alacaklarını düşünmedin.
Sana hemen her yemek yediğimizde “bu sefer de benden olsun” dediğimi unutup, “ne demek efendim, gazete ödesin” dediğini unutup, arkamdan beni “beleşçi” töhmeti altında bırakacak laflar etmekten de utanmadın.
Şaka olarak söylediğim “Petrus ısmarlamam, Köpeköldüren ısmarlarım” sözümü de “Engin zengin olmayı hazmedemedi” şeklinde saçmalayacak kadar arkandan anladın.
Serdar kardeş… Yazık ettiniz… Uyuzluk ettiniz… Çamurluk ettiniz…
Dost olmak istemiştim, istemediniz… Canınız sağolsun…
Yemek falan yemeyeceğiz. Selam verir miyim, bak onun da garantisi yok ha…
Şunu da bil: Aç kalsam, sokaklarda sürünsem, bir daha o gazeteye dönmem. Siz bunu yaptıktan sonra, dönmem.
Önce şubat ayından bana olan borcunuzu, içeride kalan, üzerine yattığınız yarım maaşımı ödeyin de ondan sonra bana ders vermeye kalkın, e mi?
“Para işlerine karışmam” diyorsan, “benden genel yayın yönetmeni olmaz” anlamına gelir ki, onu da ben bilemem.
Ben bir “centilmen anlaşması” yaptığımızı sanıyordum, yanılmışım. Öyle ya, bir anlaşmaya centilmen anlaşması diyebilmek için iki tarafın da centilmen olması gerekir!