“Zekâ ürünü komediler yapmaktan korkmamalıyız”

Emre Karayel ile Getir'in reklam yüzü olma hikâyesini ve mizahı konuştuk.

04.07.2017 - 11:54 | Sultan Öncü Arslanoğlu

"Zekâ ürünü komediler yapmaktan korkmamalıyız"
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Sürekliliği olan reklam filmlerinin kahramanı olmayı tercih eden Emre Karayel, Getir’in reklam yüzü olarak karşımızda. Oyunculuğunun yanı sıra komedinin seyrini de konuştuğumuz Karayel’e göre sansürün mimarı aslında seyirci.

İçinde yer alacağınız projeyi seçerken nelere dikkat edersiniz?

Reklam süreci oyuncu açısından işin maddi kısmıyla da çok ilintili ama bundan önce markanın iyi, bilinen bir marka olmasına, hem markanın oyuncuya hem de oyuncunun markaya bir şeyler katabilmesine özen gösteriyorum. Tek seferlik reklamlardan ziyade devamlılığı olan reklamları tercih ediyorum.

"Zekâ ürünü komediler yapmaktan korkmamalıyız"

Getir ile nasıl bir araya geldiniz?

Onlar bir reklam sürecine başlamışlardı ama çok içlerine sinmemişti. Sonra ortak arkadaşlar vasıtasıyla tanıştık bu ekiple. Ben Nazım Salur’un ismini vereyim ama tüm ekip birbirinden değerli. Nazım Abi ve Ercan Bey ile tanıştık ilk başta.

Getir, bir start-up proje. Aslında bakıldığında Bir Kadın Bir Erkek de bir start-up projedir. Ben bu kafaları seviyorum. Yeni bir şeyler üretip, var etmeyi seven birisiyim. Baktığımızda bir zekâ ürünü ve dünyada tek. Şu an sadece İstanbul’da var ama dünyaya yayılması planlanıyor. Onların bu heyecanına beni de ortak etmeleri mutluluk vericiydi.

Yeni neslin sevdiği komedi unsurları neler? Geleneksel mizaha nasıl bakıyorlar?

Mizahı öncelikle geleneksel ya da modern diye kısıtlamamak lazım. Geleneksel olan mizahımızda da çok komik şeyler var. İsmail Dümbüllü ve hikâyesi şimdi çıksın, yine izlerim. Rahmetli Nejat Uygur o tiyatro tekniğini kullanarak oyunlar oynardı, biz de hâlâ izler ve güleriz.

"Zekâ ürünü komediler yapmaktan korkmamalıyız"Bir işin iyi ve kaliteli olmasının yolu, işin çeşidinden geçmez. Yapılana gösterilen özenden geçer. Çok iyi bir orta oyunu koyarsınız, herkes gülmekten kırılır. O bir akıldır, kültürdür. Onu bilirsen öyle izlersin. Yani caz müziğin felsefesini bilmiyorsan zaten caz sana bir şey ifade etmez. Bu, komedi için de geçerli. Dolayısıyla bunu gençlere sunarken modern ya da geleneksel ayrımı yapmak yerine, hepsini iyi ve doğru sunmamız gerektiğine inanıyorum. Yani sulu, göstermeci tavırlardan ziyade, zekâ ürünü bir şey ortaya koymak gerekir.

Espri zaten zekâya hitap eder. Karşındaki onu alamıyorsa ve sen de bundan vazgeçersen karşındaki akıl gittikçe zekâsından kaybeder diye düşünüyorum. O yüzden de basit şeyleri kabul etmeye başlarız. Daha komplike, zekâ ürünü komediler yapmaktan korkmamalıyız. Sansür olmamalı. Seyirci eliyle yaratılan sansürden bahsediyorum. Bizde en büyük sıkıntı her şeye müdahale edilmesi.

Peki, insanlar neye yöneliyor artık? Güldükleri şeyler değişti mi?

Tabii. Eskiden belden aşağı esprilere çok daha sıcak bakabiliyorken şimdi o kadar anlayışlı olamayabiliyoruz. Dozunda yapılandan bahsediyorum. Espri anlayışımızdan ziyada bakış açımız değişti diyebilirim. Deneysel işlere karşı biraz tepkiliyiz gibi geliyor bana. “Aman o da olur mu” diye düşünüyoruz ama her şeyin esprisini yapabilmemiz gerekir. Günümüzde geleneksel olana yani daha eski tarz Türk tiyatrosuna yöneliyoruz çünkü orası daha güvenli bir alan.