Emmy

Emmy'de kaybedenler Amerika'nın dört ana ulusal kanalı ABC, FOX, CBS ve NBC olabilir mi? 1958'deki 10. Emmy Ödülleri'nin kazananları sorunun cevabını veriyor. Hatta 20'nci, 30'uncu, 40'ıncı ve 50'nci de.
01.10.2016 - 09:50
8
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Los Angeles’taki Microsoft Tiyatrosu’nda televizyon dünyasının Oscar’ları olarak kabul edilen Emmy Ödülleri’nin kazananlarına bakıyorum. Jüriyi takdir etmemek elde değil. Pek çok kategoride kazananı belirlemek kolay olmamıştır eminim. Örneğin “En iyi Drama”da Game of Thrones kazansa da, House of Cards, Mr. Robot, Downton Abbey gibi dizileri kaybedenler diye sınıflandırabilmek pek de mümkün değil.

Peki, Emmy’de kaybedenler Amerika’nın dört ana ulusal kanalı ABC, FOX, CBS ve NBC olabilir mi? 1958’deki 10. Emmy Ödülleri’nin kazananları sorunun cevabını veriyor. Hatta 20’nci, 30’uncu, 40’ıncı ve 50’nci de.

Hepsinde bu dört majör oyuncunun büyük hâkimiyeti var. Bu sene HBO 40, FX 28, Netflix 17 adaylık çıkartırken, ABC 12, FOX dört adetle sınırlı kaldı. Ödül sayısında da ulusal kanallar neredeyse silinmiş durumda.

Şaşırtıcı olmayan bir trend

Fragmantasyonun gözle görülür kanıtlarından biri daha karşımızda. Amerika’da dev ulusal eğlence kanalları geniş kitleleri ekranda toplayabilecek programları üretebilme konusunda tıkanmaya başladı. Aynı şirketlerin alt kolları olan USA, FX gibi kanallar daha da ön planda.

Z kuşağının her geçen gün etkisini artırdığı bir dünyada, şaşırtıcı olmayan bir trend.

Lineer TV bazlı, ama daha çok kanal, daha çok platform. Hatta Netflix’in yaptığı gibi data kökenli program üretimi.

Hedef kitleler bazındaki bu kırılmaya dayanabilecek nadir ülkelerden biri ABD. Onyıllardır aile bütçesinde 100 dolara kadar ayrılan bir “Kablo TV abonelik” kalemi var. Bu paranın bir kısmı şu anda kablo şirketlerinden Netflix-HBONow-Hulu ve benzeri platformlara göç ediyor.

Buraya kadar “teknolojik göç” yaşanan bir peri masalı var. Ama dünyanın geri kalanındaki “bedavacı” kültür, Kore’nin kült korku filmlerini andırıyor.

Bu kültür, spesifik hedef kitleler için özel kanalların ve prodüksiyonların gelişmesine engel. Zira böyle bir parçalı ekosistemi sübvanse etmeden reklam geliriyle ayakta tutabilmeniz neredeyse imkânsız.

Yani, izlenmenin bölünmesi kaçınılmaz, ama bölünen mikro kanalların ekonomik olarak sağ kalması çok zor. Üstüne üstlük, bu kanalların içeriği TV’den çok web ortamında tüketiliyor. Web ekonomisinde bu kanalların çekebileceği gelir de mikro seviyelerde. Kısır döngünün ilk ayağı burası.

Hayatımız ABD’deki kadar romantik değil

Ulusal kanalların gücü her zamanki gibi prime time programları. Ama bölünen izlenme burada da performans kayıplarına yol açacağından, önümüzdeki dönem maliyet avantajına sahip düşük riskli yapımlar devreye girmek zorunda. Dramaların her zaman yüksek risk grubuna girdiğini düşünürsek, adres uygun maliyetli dizi ithal etmek, format programlar ve reality show’lar olacak.

Son dönemde devreye alınmaya çalışılan Rising Star, Utopia gibi yeni formatlar genelde başarısız oldu. Zaten Emmy’yi 6 yaşındaki The Voice’un kazandığını düşünürsek yeni bir hitin kapıyı çalmadığını rahatça görebiliriz. Uzun yıllardır yayında olan Got Talent, Survivor, The Voice gibi ana formatların ne kadar ayakta kalabileceği ise bir başka merak konusu.

Bu durumda reality show salgınına prime time’da da hazırlıklı olmakta fayda var. Kardashians, Real Housewives of New York (veya Beverly Hills) gibi programlar ABD’de E! gibi kanallarda yayınlansa da, global klonlarının Avrupa ve Asya kıtasına sıçraması şaşırtıcı olmayabilir.

Özetle hayat bizler için Amerika’daki kadar romantik değil. ABD hem “ödemeli” bir ekonomiye sahip hem de dünya çapında içerik üretip pazarlayan bir merkez.

Kuzey Amerika ve kısmen İngiltere dışındaki ülkelerde bugünkü ulusal kanal performanslarını 4-5 sene sonra mumla arayacağız.

Biraz sallantılı olacak ama arkasından gelen programatik TV ile yeni bir dünyanın kapısından geçip, kartların yeniden dağıtıldığı bir dünyaya adım atacağız.