Ekonomide yüzde 5 daralma kaçınılmaz

Deloitte, üç ayda bir yayınladığı Ekonomik Görünüm raporlarının Mart 2009 sayısında mali dengelerdeki bozulmaya dikkat çekti...

24.04.2009 - 12:51 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Deloitte, üç ayda bir yayınladığı Ekonomik Görünüm raporlarının Mart 2009 sayısında mali dengelerdeki bozulmaya dikkat çekti. Deloitte uzmanları Türk ekonomisinde bu yıl yüzde 5 daralma beklerken, IMF programının daha fazla gecikmeden uygulamaya konulması gerektiğini söylüyor.

Türkiye’de Vergi, Yönetim Danışmanlığı, Kurumsal Finansman, Denetim ve Kurumsal Risk alanlarında hizmet veren Deloitte, Ekonomik Görünüm 2009-Mart raporunu yayımlandı.

2009 yılının ilk çeyreğinin değerlendirildiği “IMF’yi Beklerken” başlıklı raporda küresel gelişmeler karşısında ekonomide çabuk bir iyileşme beklenmesinin gerçekçi olmadığı ve IMF ile finansman yönü güçlü bir anlaşmanın bir an önce yapılması gerektiği belirtildi. Rapora göre Türkiye ekonomisinin 2009’daki küçülmesi % 5’i bulabilir. Enflasyonun ise % 7 civarında direnç göstermesi bekleniyor. Rapor, 9 Nisan 2009 tarihine kadar olan verileri içermektedir ve Katılım Öncesi Ekonomik Program’ın yayınlanmasından önce tamamlanmıştır.

İlk çeyrekte daralma yüzde 10 civarında

Rapor geride kalan yılın ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisinin en az yüzde 10 civarında daralacağını kaydediyor. Ancak yılın özellikle son çeyreğinde ekonomik büyümenin az da olsa artıya geçmesi bekleniyor. Deloitte’a göre yıl sonu itibarı ekonomideki daralma yüzde 5’i bulabilir.

Türkiye ekonomisinin yeni bir oyun planına ihtiyaç duyduğunu belirten Deloitte Türkiye Yönetici Ortağı ve Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Gürer şunları söyledi:

“2009 yılının, Türkiye ekonomisi için de kayıp bir yıl olacağını şimdiden kabullenmek gerekiyor. Bu açıdan 2009’da, Türkiye’yi tekrar sağlıklı bir büyüme trendine taşıyacak yeni bir oyun planının altyapısını oluşturmalıyız. Bunun olmazsa olmaz koşulu ise finansman tarafı kuvvetli bir IMF programının daha fazla gecikmeden imzalanmasıdır. Çalışmamızda yapılan değerlendirmelerin, özel ve kamu sektör yöneticilerine yararlı olacağına inanıyorum.”

Milli gelirde reel düşüş

Bu yılın ilk çeyreğinde Türk ekonomisinin performansı, global krizin yarattığı dış finansman ihtiyacı ve talepteki daralma ile birlikte yurt içinde mahalli seçimlerin yarattığı likidite fazlasından da etkilendi. Ekonominin dengelerinde bozulma yaşandı. 2003-2007 yılları arasında yılda ortalama %7’ye yakın büyüme trendi izleyen Türk ekonomisi, 2008’in ikinci yarısında %3’e yakın daralırken, yılsonu itibarı ile ancak %1 civarında büyüyebildi.

Dünyada mal ve emtia fiyatları hızla düşerken, global düzeyde “çıktı açığının” uzun bir süre daha ekside seyredeceği tahmin ediliyor. Bu “olumlu” ortama rağmen Türkiye’de enflasyon düşüş trendinin bu yılın 4.çeyreği itibariyle sona ermesi ve enflasyonun %7 civarında sabit bir seyir izlemesi bekleniyor.

Temel göstergeler uzun bir global resesyon sürecinde olduğumuzu ve küresel ekonominin ancak 2010’un ikinci yarısında iyileşme sürecine girebileceğine işaret ediyor. Deloitte uzmanlarına göre önümüzdeki süreçte IMF programının imzalanması ve sonrasında programın uygulanma şekli ekonominin 2009 sonrasında kaderini belirleyecek.

IMF ile görüşmelerde olumlu hava

Eylül ayından beri global tarafta esen sert rüzgarlara rağmen, Mart ayı sonuna denk gelen mahalli seçimler IMF anlaşmasını geciktirdi. Ancak şimdi, muhtemelen 20-25 milyar dolar düzeyinde bir finansman içeren yeni bir stand-by anlaşmasının imzalanacağına dair olumlu bir rüzgar esiyor. Türkiye’nin A.B.D. açısından stratejik önemi kadar, IMF’nin Londra’daki G-20 zirvesinde kuvvetlendirilen kaynakları ve kredi olanaklarının esnekleştirmesi gibi gelişmeler IMF program beklentisinin güçlenmesinde önemli rol oynadı.

Bütün bu gelişmelere rağmen program konusunda halen net bir sonuca gidilememiş olmasının ardında, mali tarafta yaşanan bozulma ve bununla ilgili olarak hükümetin alması gereken önlemler yatıyor. Ekonomik daralmadan dolayı vergi gelirlerinin azalması, ancak bu arada harcamaların yavaşlayan büyüme ve mahalli seçimler dolayısıyla çok yüksek oranlarda seyretmesi, mali tarafta ciddi bir bozulma yaratmış bulunuyor.

Krizle mücadele bağlamında alınan tedbirler de mali disiplini bozuyor. Bugüne kadar açıklanan ve 3 yıla yayılması beklenen tedbir paketlerinin toplam büyüklüğünün en az 40 milyar TL düzeyine ulaştığı tahmin ediliyor.

Bütçe açığına dikkat!

Hiçbir önlem alınmadığı takdirde bu yıl merkezi hükümet düzeyinde Faiz Dışı Fazla’nın (FDF) önemli oranda eksiye dönmesi ve bütçe açığının GSYİH’nın % 6 düzeyini geçmesi bekleniyor.

Raporda, “Bundan daha üç yıl önce FDF’nin GSYİH’ya oran olarak % 4 civarında seyrettiğini düşünecek olursak, mali taraftaki bozulmanın çok süratli olduğu; bunun sadece ekonomideki yavaşlama ve vergi gelirlerinin buna bağlı olarak azalması ile açıklanmasının mümkün olmadığını görmek gerekiyor” ifadesine yer verildi. Politikaların bu şekilde devam ettiği senaryoda kamu borçlarının sürdürülebilirliği konusunda soru işaretlerinin ortaya çıkması kaçınılmaz duruyor.

Para politikasındaki gevşeme dikkat çekiyor

Raporda dikkat çekilen bir konu da para politikasındaki gevşeme. Gecelik faiz oranlarının, geçen sene sonundan itibaren kümülatif olarak %10,5 (basit) düzeyine indirilmesine karşılık enflasyon beklentileri aynı hızda iyileşmedi. Böylece reel gecelik faiz oranı %4 gibi tarihsel olarak en düşük düzeylerden birine gerilemiş oldu.

Para politikasında ki gevşeme konjonktürel olarak anlaşılır olsa da resesyonu derinleştirebilecek ve/veya enflasyonun orta vadede %5,5 düzeyine çekilmesini geciktirebilecek bazı risklere dikkat edilmesi gerekiyor. Örneğin döviz kurundaki zayıflamanın, açık döviz pozisyonu dolayısıyla şirketlerde yaptığı tahribatın boyutları önem taşıyor. Merkez Bankası Eylül 2008 sonu itibarı ile şirketler kesiminde 90 milyar dolara yaklaşan döviz açık pozisyonu olduğunu hesaplıyordu. Rapora göre kredilerin zayıf seyretmesinin ardında da likidite riskinden çok bankaların “iflas riski” algılaması yatıyor.

Türk ekonomisi hala kırılgan

Rapor Türk ekonomisinin kırılganlıklarını şöyle özetliyor: Enflasyon beklentilerinin henüz istikrara kavuşmaması, mali taraftaki reformların tamamlanmamış olması ve paramıza karşı güven eksikliğinden kaynaklanan “pasif dolarizasyonu”, yani ekonomide bazı sektörlerin borcunun yabancı para cinsinden tutulması.

IMF programı makro/mali çerçeveyi toparlamak ve yukarda bahsedilen riskleri kontrol altına almak açısından büyük önem taşıyor. Anlaşmanın geciktiği bir konjonktürde bu riskler daha da belirginleşecek.

Dış finansman sorunu devam ediyor

Raporda, IMF anlaşmasının mayıs ayının sonlarına doğru gerçekleşeceği ve finansman tablomuzda yer alan kalemlerde yaşanacak döviz giriş ve çıkışlarının olası anlaşmadan olumlu yönde etkileneceği varsayımıyla, toplam dış finansman “açığı” beklentisinin 10 milyar dolar civarında olduğu belirtiliyor.

2009’da IMF’ye olan anapara borç geri ödemelerinin 1 yıl ertelenmesi Kamu kesiminin bu yılki dış borç anapara ödemesini 2,1 milyar dolar azaltarak 6,5 milyar dolara düşürdü. Özel sektörün ise bu yıl 37,4 milyar doları bankacılık dışı özel sektöre ait olmak üzere 42,3 milyar dolar orta-uzun vadeli dış borç geri ödemesi bulunuyor. Bu da 2009 için bir önceki yıla göre %32 artış anlamına geliyor.

IMF anlaşmasının yapılacak olması Türkiye’nin risk algılamasını azaltacak ve özel sektörün 2009 yılı borç çevirme oranının, geçen yıla göre düşük olsa bile, küresel kriz koşullarında olumlu diyebileceğimiz seviyelerde seyretmesini sağlayacak.