Eğer Türkçe konuşuyorsan ilginç bir şey vardır!

Almanya’da Türk ve Alman olmayan üçüncü bir gruptan gelen göçmenler arasında mesela Ruslar, Afganlar, Kuzey Afrikalılar, Balkanlar veya Doğu Avrupa’dan gelenler arasında ilginç bir şey yaşanıyor: Türkçe bu göçmen gruplar arasındaki iletişimde öncü dil haline geliyor
30.05.2011 - 00:00
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Almanya’daki Freiburg Üniversitesi’nde Alman dilbilimi profesörü olan Peter Auer, Avustralya Monash Üniversitesi Dil ve Toplum Merkezi’nde yaptığı konuşmada yeni keşfini anlattı. Auer, Hamburg’da yaşayan gençlerin etnik olarak Türk olup olmadıklarından veya Türkçe dersi alıp almadıklarından bağımsız olarak birbirleriyle Türkçe konuştuklarını dile getiriyor.

Bu gençlerden bazıları Türkçe konuşmayan ailelerden geliyor ve Türkçe dersi almıyorlar. Fakat Türkçenin sosyal çevrelerindeki algısından dolayı dilin belirli kalıplarını kapıyor ve günlük konuşmalarında kullanıyorlar.

Cümle kalıplarını öğrenerek, aralarında bir dil repertuarı kuruyorlar. Bu da havalı bir konuşma biçimi olarak görülüyor.

Peter Auer: “Bazı sosyal çevrelerde, gençlerin arasında Türkçe konuşmak, bu dilin bazı formüllerini veya kalıplarını kullanmak moda haline geldi. Mesela Alman birinin yolda giderken Türk olmadığını bildiği birine ‘Merhaba, nasılsın?’gibi bir ifade kullanması…”

Türkçe kullanmanın bir tür törensel aktivite veya moda olduğu iddia edilebilir. Bu asla sadece Türkçe konuşmak anlamına gelmiyor. Türkçenin belirli ifadelerini ve parçalarını diğer dillerle, özellikle de Almancayla karıştırarak kullanmak anlamına geliyor.

KÜLTÜREL İLETİŞİMİN YOĞUNLUĞU

Bu da gençler arasında kültürler arası iletişimin yoğunluğunu gösterir, yani bu sosyal çevrelerde milliyetçiliğin etkili olmadığına ve etnik aidiyetin kısmi bir rol oynadığına işaret eder.

Profesör aynı durumun Frankfurt ve Berlin’de de yaşandığını dile getiriyor. Sadece Almanca konuşulan bir geçmişe sahip olan etnik Almanlar, konuşmalarına Türkçe cümle kalıpları entegre ederek, kendi aralarında “havalı” bir sokak dili ve iletişim tarzı yaratıyorlar.

Almanların çekici bulduğu bu yeni konuşma biçimi, daha geniş bir şeylere işaret ediyor. Sadece Türkçeyle ilgili bir konuya değil, gençlerin Almancayı nasıl kullandıklarıyla ilgili bir meseleye. Yani gelişen, yaygınlaşan ve gençlik kültürünün bir parçası haline gelen yeni Almanca konuşma biçimini gösteriyor.

Bu durum Karayip İngilizcesinin, İngiltere İngilizcesi konuşanlar için ilgi çekici olmasıyla karşılaştırılabilir. Ya da siyahi kültürle ilişkilendirilen hip-hop kültürünün dünyada pek çok insana çekici gelmesiyle… Bu resmi olarak kabul görmemiş, itibarı düşük, okul sisteminde yeri olmayan, otoriteler tarafından kabul edilmesi olası görülmeyen, bu yüzden provokatif olan ve belirli bir sokak davranışıyla ilişkilendirilen bir şeyin çekiciliği.

En uç noktada, Türklerle hiçbir ilişkisi olmayan, hiçbir Türkle ya da ailesi Türkiye’den gelen biriyle karşılaşmamış birinin bile Türkçenin belirli dil özelliklerini, bazı Türkçe söz kalıplarını ve argoyu bildiğini görüyoruz. Onlar için bunun sembolik bir anlamı var, bu dille bir şeyi başarıyorlar. Mesela sokaktaki maço kültürünün bir parçası olduklarını gösteriyorlar.

ALMANYA’NIN FARKI

Bu noktada Almanya’nın Kanada veya Avustralya gibi diğer göç alan ülkelerden temel farkını bilmek çok önemli. Türkler çok uzun süredir Almanya’da baskın bir göçmen grup. Buraya İtalyanlardan sonra gelen ilk grup ve ülkedeki en büyük nüfusa sahip göçmenler grubu oldukları için çok önemliler.

Türk ve Alman olmayan üçüncü bir gruptan gelen göçmenler arasında; mesela Ruslar, Afganlar, Kuzey Afrikalılar, Balkan veya Doğu Avrupa’dan gelenler arasında ilginç bir şey oluyor. Türkçe bu göçmen gruplar arasındaki iletişimde öncü dil haline geliyor.

Öncü dil olması Almancadan daha çok konuşulduğu anlamına gelmiyor. Bu dili kullanmanın belirli bir prestij sağladığını ve bazı sosyal çevrelerde özel bir önemi olduğunu belirtiyor. Bizim ilgilendiğimiz durum da bu.