Dünya televizyon izleme rekoru Türkiye’ye ait

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanı Nurullah Öztürk, televizyon izleme süresi açısından

01.11.2007 - 16:50 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanı Nurullah Öztürk, televizyon izleme süresi açısından Türkiye’nin dünyada rekor kırdığını belirterek, ”Türkiye’de bir yetişkin günde 5 saati, çocuklar ise 3 saati televizyon karşısında geçiriyor” dedi.

Radyo Televizyon Gazetecileri Derneğinin önderliğinde düzenlenen Ulusal Radyo Televizyon Günleri, Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı Side beldesinde başladı. Yerli ve yabancı radyo televizyon yöneticilerinin de katıldığı toplantıların açılış oturumunda konuşan RTÜK İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanı Nurullah Öztürk, Türkiye’de ulusal, yerel, bölgesel yayın yapan yaklaşık bin 400 radyo ve televizyon kuruluşu bulunduğunu söyledi.

Medyanın elinde bulundurduğu güç ile 4. kuvvet olduğunu belirten Öztürk, RTÜK’ün de yaptığı denetimlerle 5. güç olduğunu ifade etti.

Yayın kuruluşlarıyla imzalanan Televizyon Yayıncıları Etik İlkeleri’ne rağmen medya kuruluşlarının hala kurallara uymadığını söyleyen Öztürk, ”Kişi haklarına saldırı, özel hayatın gizliliğine saygıya aykırı, milli manevi değerlere aykırı, taraflı yayın, insan onuru ve temel insan haklarına aykırı, şiddet ve müstehcenlik içeren, çocuk ve gençleri gözardı eden yayınlar, Türkçe’nin özensiz kullanılması, reklam sürelerinde ve yerleştirilmesinde sayısız ihlaller devam etmektedir” dedi.


‘Türkçe özensiz kullanılıyor’

Öztürk, yayınlanan bazı dizilerde Türkçe’nin çok özensiz kullanıldığını, bazı programlarda da yayınlanmaması gereken görüntülerin defalarca izlenebildiğini belirterek, şöyle konuştu:

”Öyle diziler var ki dizinin bir bölümünden, küçük bir argo sözlüğü oluşturabilirsiniz. Haber programları da artık magazinleşti. Bir süre önce bir dizinin oyuncusu ile yönetmeninin aşk yaşaması, öpüşmeleri olayı, bir haber programında 3 günde 80 dakika yer aldı. Bunun izahı zor. Burada kamu yararı nedir; gerekliliği, önemi, haber hiyerarşisi içinde yeri nedir bilemiyoruz. Bir başka programda, belki de danışıklı dövüş yürütülen bir programda, bir tokat atma sahnesi vardı; bir saat içinde 53 kere gösterildi. Bu, büyük bir saygısızlık. İzleyiciye saygısızlık.

Yayın kuruluşları kendilerini bağlayıcı kararlar alıyorlar; ‘Bundan sonra intihar haberlerini yayınlamayacağız’ diye ama, buna rağmen bir tanesi intihar eden kişinin yere çakılma sahnesini 7 kere gösterebiliyor. İşte bunu izahta zorlanıyoruz.”


Televizyonun çocuklardaki etkisi

Nurullah Öztürk, Akıllı İşaretler Çalışma Grubu tarafından hazırlanan araştırmaya göre, çocukların yılda 900 saati okulda, 1500 saati televizyon karşısında geçirdiğini söyledi. İlköğretim çağını tamamlamış bir çocuğun yaşadığı süre boyunca yaklaşık 100 bin kadar şiddet sahnesi seyrettiğine dikkati çeken Öztürk, bu görüntülerin 8 bininin ölüm ve öldürme sahnesi olduğunu ifade etti. Nurullah Öztürk, ”Bu kadar şiddet sahnesi izledikten sonra çocuklarda şiddete karşı duyarsızlık, şiddeti çözüm aracı olarak görme, şiddeti meşrulaştırma gibi hareketler ortaya çıkabiliyor. Ayrıca, çocukta içe kapanıklık, sağlık problemleri oluşturabiliyor” dedi.

Öztürk, Türkiye’de her 5 çocuktan birisinin odasında ya televizyon bulunduğunu ya da çocuğun televizyonun bulunduğu odada uyuduğunu ifade ederek, çocukların televizyon izlemeye 2-2,5 yaşında başladığını söyledi. Televizyon izleme süresi bakımından Türkiye’nin bir rekor kırdığını da söyleyen Öztürk, ”Türkiye bir yetişkin günde 5 saati, çocuklar ise 3 saati televizyon karşısında geçiriyor. Çocukların yüzde 82’si televizyon izlemeyle ilgili kararları kendileri veriyorlar. Televizyonu istedikleri saatte izledikleri gibi, istedikleri programı, istedikleri kadar izleyebiliyorlar. Bu da anne ve babalara çocuklarının takibi konusunda bir görev yüklüyor” diye konuştu.

TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney, kamuoyu oluşturmadaki rolü sayesinde medyanın 4. kuvvet haline geldiğini ifade etti. Medyanın sorumluluklarını yerine getirirken ahlaki kurallar, doğruluk, tarafsızlık, iyi niyet, saygılı olma ve erdemli olma gibi etik kurallara uyması gerektiğini söyleyen Güney, bu görevin nasıl yerine getirileceği konusunun hukukta da biçimlendirildiğine dikkati çekti.

Medyanın genel yararları ilgilendiren konularda halkı objektif şekilde aydınlatmak, çeşitli meselelerde kamuoyunu düşünmeye sevk edecek şekilde tartışmaya açmak, halkı doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak gibi görevleri olduğunu vurgulayan Güney, günümüzde özellikle televizyonların bu görevi yerine getiremediğini ifade etti.

Ali Güney, iletişim araçlarının popüler kültürün oluşturulmasında medya mesajlarını taşıyarak yaşamsal bir rol oynadığını belirtti. Okuyucu veya izleyicinin, insan hikayelerinin anlatıldığı, insan fotoğraflarının bulunduğu, dinleyicinin, okuyucunun ortaya çıktığı bölümlere büyük ilgi gösterdiğini vurgulayan Güney, şöyle devam etti:

”Toplumda insanın ne yaptığı, kimlerle görüştüğü, yaşantısına ilişkin merak düşünüldüğünde, medyanın bu merak paralelinde yayın yapması doğaldır. En yüksek tirajlı gazeteler bile bilgi içeriği değil, görselliği yüksek olanı tercih eder hale gelmiştir. Özel hayatlar, zenginlerin yaşamı merak konusudur. Merak edilen konuların modasının geçmesi de mümkün değildir. Bu konuları merak edenler hep bulunacaktır. Burada ilgi ve merak kilit sözcüklerdir. Söz konusu kişinin odağında olduğu konu kamusal alanda değilse kamunun tümünü etkilemiyorsa basın mensubu kişisel alanlara giremez, girmemeli. Özel alanlar kişinin rızası olmadan kamuya sunulmamalı, kişinin izni olmasa bile açıklanmayacak konular olduğu unutulmamalıdır.”


‘Reyting şehitleri…’

Kişilerin özel hayatlarını gözler önüne seren yayınlar nedeniyle insanların ”en mahrem sırlarının” deşifre edildiğini söyleyen Güney, şöyle konuştu:

”Yayıncılık etiğinin yayıncılık ilkelerinin hiçe sayıldığı, reyting uğruna insanların en mahrem sırlarının deşifre edildiği ve en nihayetinde deyim yerindeyse ”Reyting şehidi”nin verildiği bir süreçten geçiyoruz. Tek ölçünün, tek amacın reyting olduğu bir ortamda Türkiye’nin gündemine oturtulan hiçbir kaygı gütmeksizin günlerce, haftalarca, aylarca televizyon kanallarının baş köşesine yerleştirilip, daha sonra ‘sen işlevini tamamladın’ denilip bir kenara atılan genç, aylar sonra bu kez cenazesiyle ana haber bültenlerine; tekrar ediyorum ana haber bültenlerine tam 38 dakika konu olabiliyor. Vatan uğruna şehit düşmüşcesine Türk bayrağı ile kaldırılan, televizyonların bıkmadan, usanmadan en küçük akla hayale gelmeyecek ayrıntılarla verdiği bu cenaze töreni aslında bir reyting şehidinin cenazesi değildir de nedir? Peki soruyorum, ya vatan uğruna can veren gerçek şehitlerimiz, ya onların aileleri… Reyting şehitlerine 38 dakika yer verildiği bir ortamda 1 dakika bile haber olmayı hak etmiyorlar mı?”

Ali Güney, devletler için kamu hizmeti yayıncılarının ordular kadar önemli olduğunu belirterek, milli bağları korumada ve güçlendirmede, milli değerleri ayakta tutmada kamu hizmeti yayıncılarının önemli görevler üstlendiğini söyledi.

Toplantıda, Yerel ve Bölgesel Televizyonlar Birliği Başkanı Şeyda Açıkkol, Kanal 1 Genel Müdürü Faruk Bayhan da birer konuşma yaptı.