Dünya değişiyor, medya da öyle

Digital & Mobile Day'de öğle arasından önce mobil analitiği, yapay zeka, ve tasarım konuşuldu.

11.11.2016 - 13:32 | MediaCat

Dünya değişiyor, medya da öyle
8
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Silikon Vadisi’nden Türkiye’ye uzanan yolculuğunda, mobil analitiği ve bu analitiğin pazarlama dünyasına uyarlanmasından bahseden Ankit Jain’i yakından tanıyalım: Jain, bugünlerde SimilarWeb Ürünlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyor. Ancak SimilarWeb’e geçişi, kurucusu olduğu ve CEO olarak görev aldığı mobil istihbarat alanında faaliyet gösteren Quettra şirketini satmasıyla oluyor.

Dünya değişiyor, medya da öyle

“Mobili bağlamına oturtmak: Sektörler için yaşam döngüleri” başlıklı sunumunda Ankit Jain mobilde gerçekleşen kullanıcı yolculuğunda dört temel unsuru özellikle önemli bulduğunu ifade etti: kazanım, kişiselleştirme, geri bildirim ve kalıcılık. Pazarlama zihinlerin rasyonel taraflarına değil, duygusal taraflarına hitap eden bir pratik olduğu için Jain’in bu sözlerini aklımızda tutmamızda fayda var:

“Bir kullanıcı her gün telefonunda ortalama 13 uygulama kullanıyor. Ancak uygulamanızı indirdikten üç gün sonra, bir daha geri dönüp yüzüne bile bakmıyor. Öyleyse yaratacağınız ilk izlenime dikkat etmelisiniz.”

Hollywood’un gizli silahı: Yapay zeka

Yapay zekanın Hollywood’un karar mekanizmaları üzerinde ne derece rol oynayabileceğini anlatan Epagogix CEO’su Nick Meaney, bir anlamda “marka yönetimi”ne farklı bir bakış açısı getirdi.

Dünya değişiyor, medya da öyle

Karar alınmasında yapay zekanın kullanılması yönteminin sektörde pek tanınmayan bir yöntem olduğunun altını çizen Meaney, bazı Hollywood stüdyolarının danışmanlık firmalarıyla çalıştığı gerçeğinden yola çıkarak film yapımcılarına potansiyel olarak ortaya çıkabilecek sorunlara dair öngörüler sunan algoritmalarından bahsetti. “Ne kadar para hangi filme yatırılmalı, bu işin kârlılığı ne olacak; bunların bulunması çok zor. Biz bu kararı vermelerine yardımcı oluyoruz” diyen Meaney, kendilerini bir risk yönetim aracı olarak gördüklerini ifade etti.

Riskleri rakamlara dönüştüren bir nöronetwork geliştirdikleri bilgisini paylaşan Meaney, “Filminiz gişede şu kadar kazanacak ama size maliyeti şu alacak gibi öngörüler sunuyoruz. Önyargıların çok olduğu bu işte, Epagogix olarak işimiz, en iyi prodüksiyonu ortaya koyabilmek” dedi. Hollywood yapımlarına karar verilirken maliyetlerin ve oyuncuların öncelikli karar verilecek konular olarak görüldüğünü ifade eden Meaney, aslında önemli olanın hikâye olduğunu belirtse de oyuncunun bir filmde ne kadar etkili olduğuna kadar ölçüm yapabilmelerine istinaden bu yöntemin pazarlama ve reklam kampanyaları süreçlerinde de oldukça faydalı olabileceğini düşünüyor.

Dünyaca ünlü editoryal tasarımcı Mark Porter BWI sahnesinde

Dünya değişiyor, medya da öyleDigital & Mobile Day öğle arasından önce iki özel konuk daha ağırladı. Hürriyet’in sponsorluğunda gerçekleşen #SoruHürriyeti oturumunda, Nevşin Mengü ve Guardian’ın bugünkü görünümüne kavuşmasında başrolü oynayan dünyaca ünlü editoryal tasarımcı Mark Porter sahnedeydi.

Hürriyet’ten canlı yayınlanan keyifli sohbetten bazı satırbaşları şöyleydi:

Nevşin Mengü: Dünya değişiyor, medya da öyle. Guardian bile değişti. Kendinizi ve yaptığınız işi benden daha iyi anlatacağınızdan eminim.

Mark Porter: Kısaca tasarımcıyım diyebilirim. Medya şirketleri için tasarım projeleri hayata geçiriyoruz. Kariyerimin ilk yarısı boyunca yalnızca basılı mecralar adına çalıştım sonrasındaysa dijitale odaklandım. Bizim Guardian özelinde yarattığımız değişim hikâyesi aslında tüm medya markaları adına yaşanıyor. Basılı versiyonla başladık, web, akıllı telefonlara ve tabletlere geçtik.

Tasarımcılar olarak eskiden çok daha basit bir hayatımız vardı. Yani, internetten önce. Artık yayında olunan her platformda etkileşim yaratabilecek bir dilimizin olması gerekiyor. Basılı yayınlar 600 yıldır hayatımızda, internet 25 yıldır, akıllı telefonlarsa sadece 10 yıldır aramızda. Dolayısıyla yavaş yavaş ama her gün öğreniyoruz.

Nevşin Mengü: Konvansiyonel medya için tasarlamak ve dijital medya için tasarlamak arasında nasıl bir fark var?

Mark Porter: Basılı yayınları daha iyi tanıyoruz, bu da az önce söylediğim gibi çok daha uzun süredir bizimle olmasından kaynaklanıyor. Orada neredeyse içgüdüsel hareket edebilme kabiliyeti edindik. Ama dijitalde ne yaparsanız yapın “Bu bitti, oldu” deme şansınız yok. Elde ettiğiniz geri bildirimlerle sürekli olarak değişip dönüşmek zorundasınız. Dolayısıyla dijitalde tasarım hiçbir zaman sonlanmıyor. Eskiden gazeteleri sadece gazeteciler yönetirdi. Şimdi ise tasarımcılar, kullanıcı deneyimi konusundaki uzmanlar, programlama uzmanları ve geliştiriciler de bu konuda söz sahibi.

Birçok mecra hayatımıza girdiğinde bir öncekinin öleceği konuşuldu ama hiç de öyle olmadı. Hâlâ geleneksel medyayı tercih eden kuvvetli izleyici/okuyucu tabanları var. Ancak her geçen gün dijital bir surete sahip olmadan yaşamanın zorlaştığı da aşikâr.

Nevşin Mengü: İyi hikâye bir şekilde kendini satar, geleneksel mecrada bu böyledir. Dijitalde satan tasarım mı yoksa hikâye mi dersiniz?

Mark Porter: İçerik en önemli unsur, hikâyenin kendisi. Fakat onu izleyicilere/okurlara aktarmak da bir o kadar önemli. Tasarımın da burada oynadığı rol çok büyük. İnsanlar elbette ki medyaya içeriği için geliyor ancak onları buradaki içeriklerle etkileşime sokan büyük oranda tasarım oluyor.

Nevşin Mengü: Peki sosyal medya ile geleneksel medya arasındaki dengeyi nasıl sağlamalı?

Mark Porter: Sosyal medya platformlarıyla ilgili önemli bir nokta var, o da bu kanalların herhangi bir bakış açısı sunmamaları. Geleneksel mecralarda ise belli bir fikri altyapı vardır. Geleneksel medya editler, küratörlük eder. Onu ayıran da budur. Okurların bize ayıracakları zaman konusunda elbette sosyal medya ile rekabetteyiz fakat ben söylediğim bu kürasyon farkından ötürü geleneksel mecraların büyük bir avantajı olduğuna inanıyorum.

Nevşin Mengü: Siz yaptığınız işi uluslararası bir boyutta yapıyorsunuz. Kültürler arası farklar gözlemliyor musunuz?

Mark Porter: Ben İskoç’um. Belli bir dünya görüşüm var. Hollanda ya da İskandinavya’da çalışırken kendimi çok fazla değiştirmem gerekmiyor. Ancak İtalya’da çalıştığımda (ya da Türkiye’de çalışmam gerekseydi) farklı şeyleri dikkate almam gerekebilirdi. Global markaların farklı coğrafyalarda belli standartları yakalayabildiğini biliyoruz. McDonald’s dünyanın her yerinde McDonald’s gibidir. Ancak aynı şeyi medya için söylemek zor, medyada kültürel değerlerin gözetilmesi gerektiğine inanıyorum.

Nevşin Mengü: Peki dijital dönüşüm konusunu uzunca bir süre önce gündemine alan ve bu alanda çalışan Hürriyet’i nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mark Porter: Buraya gelmeden evvel alıcı gözle inceleme fırsatı buldum. Hürriyet de tıpkı Guardian gibi dönüşüm sürecinde. Tüm mecralar bunu yaşıyor. Sadece yolun farklı noktalarındalar. Burada asıl meselenin yeni şeyler denemek içi hazırlıklı olmak ve bir inovasyon kültürüne sahip olmak olduğuna inanıyorum. Ve Hürriyet’te de bu özellikler var.