Dost kazanmak mı istiyorsunuz?

Facebook Twitter Google+ LinkedIn+Teknolojinin beyinlerimizi yeniden şekillendirdiği söyleniyor. Teknoloji, hiç şüphesiz yeni davranış biçimleri ve sosyal normlar yaratıyor. Daha önce hiç yürümeye yeni başlayan bir bebeğin televizyon kanalını, ‘dokun-sürükle’ yöntemini kullanarak değiştirmeye çalıştığına şahit oldunuz mu? Dokunmatik ekranlı akıllı telefonlar ve tablet bilgisayarlarla erken yaşlarda tanışılması ve bu cihazların yoğun olarak kullanılması nedeniyle, bu davranış […]
02.01.2013 - 16:14
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Teknolojinin beyinlerimizi yeniden şekillendirdiği söyleniyor. Teknoloji, hiç şüphesiz yeni davranış biçimleri ve sosyal normlar yaratıyor. Daha önce hiç yürümeye yeni başlayan bir bebeğin televizyon kanalını, ‘dokun-sürükle’ yöntemini kullanarak değiştirmeye çalıştığına şahit oldunuz mu? Dokunmatik ekranlı akıllı telefonlar ve tablet bilgisayarlarla erken yaşlarda tanışılması ve bu cihazların yoğun olarak kullanılması nedeniyle, bu davranış artık neredeyse doğal hale gelmiş durumda.

Benzer şekilde, sosyal ortamlarda e-posta mesajlarımızı kontrol etme dürtümüze karşı koyma irademizin, ortamdaki başka birinin kendi e-posta mesajlarını kontrol ettiğini gördüğümüzde, hemen nasıl sendelediğini fark ettiniz mi? Artık her şey normale dönmüştür. Dominolar birer birer düşer, grup dinamikleri devreye girer ve herkes kendi ekranına konsantre olur.

Sosyal ağların bir bilinçaltı yönü de var.

Bir küçük sır: Sosyal ağ paylaşımlarının birçoğu aslında başkalarının göndereni görme/algılama biçimlerini şekillendirmek amacıyla tasarlanmaktadır. Tüm o bağlantılar, fotoğraflar ve durum güncellemeleri aslında otonom pazarlamanın birer parçası.

Bütün bunlar, insanların mesaj yerine mesajı gönderen kişi hakkında konuşmalarını ve düşünmelerini sağlamak için yapılan alt algısal girişimler.

Dijital çağda en başarılı pazarlamacılar, insanların belirli bir marka hakkında konuşmalarını sağlamaya çalışanlar değil, paylaşan insanları daha iyi gösteren markalı içeriği yaratanlar olacak.

Bu, teknolojiden ziyade psikolojiye öncelik vermemiz ve ikisinin nasıl kesiştiğini anlamamız gerektiği demek oluyor.

İyi haber ise, mükemmel bir rol modelimizin olması: Medya.

Basın, çevrimiçi psikoloji alanında sanal bir master derecesi almış durumda. Bunların arasında en sofistike olanlar, içeriği, hem tüketildiğinde hem de paylaşıldığında tüketiciyi tatmin edecek şekilde paketlemeyi bilenlerdir.

Bu insanlar içerik paylaşımının, statü sembolü olan belli bir marka blue Jean giymeye benzediğinin farkında.

İşte size Basındaki Dostlarınızdan birkaç tavsiye:

1. Bir infografik bin söze bedeldir. Haber siteleri, fotoğrafların paylaşımları artırdığının uzun süredir farkında. İnfografikler bunu daha da artırıyor. Geek kültürü sitesi Bit Rebels, infografiklerin, fotoğraf veya metin içerikli mesajlara göre yüzde 800 daha fazla oranda yeniden tweetlendiğini keşfetmiş.

2. Meminizi iyi bilin. Medyanın dijital kültüre ve memlere olan tutkusu sadece hikaye anlatımıyla sınırlı değil. Bu aynı zamanda küresel paylaşım akımlarıyla da ilgili. Mesela, Ellen DeGeneres’in, Psy ve Britney Spears’in boy gösterdiği ‘Gangnam Style’ (Gangnam Tarzı) videosu, iki ay gibi kısa bir süre içerisinde 43 milyondan fazla kişi tarafından izlendi.

3. Mantıktan ziyade duygulara vurgu yapın. Paylaşmak, bazen derin duygusal ihtiyaçlara cevap verebilen dürtüsel bir davranıştır. Dolayısıyla, BuzzFeed içeriğini sadece mantıksal dikey eksende (teknoloji politika, vb.) göz önünde bulundurarak değil, fakat aynı zamanda duyguları da (LOL, WTF, vb.) işin içine katarak yatay olarak düzenliyor.

4. Basit tutun. İçerik sonsuzdur; zaman ve dikkat ise sonlu. İnsanlar bir kavramı hemen kapamaz ve bu kavramı neden hemen paylaşmaları gerektiğini anlayamazlarsa, paylaşmayacaklardır.

Akamai ve Massachusetts Üniversitesi’nin ortaklaşa yaptığı yeni bir araştırma, pek çok kişinin iki saniye içerisinde yüklenmeyen videoları seyretmekten vazgeçtiğini ortaya koydu.

5. Utanmayın, kopyalayın. Picasso bir keresinde şöyle demişti: iyi ressamlar kopyalar, büyük ressamlar ise çalar. Medya alanında yeniliklere imza atan en sofistike isimler aslında simyacıların yaptığını yaparlar. Diğer şirket ve sektörlerden ödünç aldıkları stratejilere daha sonra kendi özgün fikirlerini eklerler. Tekerleği yeniden icat etmeye kalkışmayın.

Her pazarlamacı, üzerinde konuşulmaya değer programlar yaratmak ister, ama bunu nasıl yapacaklarını genellikle anlayamaz. İşin sırrı markalarımızı inşa etmek değil, ulaşmak istediğimiz insanların imajını yükseltmek. Bunu ne kadar erken öğrenirsek, o kadar başarılı olacağız.