Dizi sektörümüzün hâlipürmelâli

Sekülerlik ile müslümanlığı dünyanın hemen her yerinde ilgi çekici bir özgünlükle sentezlemiş kurgular, mutaassıp bir yapıbozuma uğratıldı ve yıllarca emek emek gelinmiş noktadan düşüşe geçildi.
02.05.2016 - 16:37
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Hem kültürel hem de sektörel açıdan Türkiye’de dizi üretim sürecinin içinde bulunduğu hâli, daha doğrusu hâlipürmelâli, geçenlerde basına düşen şu haber üzerinden tespit edebiliriz: STAR’ın romantik-komedi dizisi “Kiralık Aşk”ın bir bölümündeki bazı “hararetli” sahneler televizyon ekranında makaslanırken, bölümün internet sürümünde tüm “çıplaklığıyla” seyre sunulmuş.

Başarısı dünya ölçeğinde tescilli Türkiye dizilerinin resmî/siyasî müdahale ve manipülasyonlara maruz kalarak son yıllarda içine düştüğü zor durumu çok güzel yansıtan bir örnek bu…

2011 seçim sonuçları sonrasında AKP iktidarı, önde gelen bazı isimlerince dile getirildiği üzere “inşa süreci” denilen yeni bir yönelim sergilemeye başladı. Daha önce liberal-seküler bazda dindar-muhafazakâr duyarlılıkların hayata geçirilmesine olanak sunma noktasında demokratik bir yörüngede yol alınırken, artık “dinbaz-mutaassıp” bazda liberal-seküler duyarlılıkları hiçe sayan bir otoriter rota tutturuldu.

Bu yeni rotanın eğitimden gündelik yaşama ve kültür endüstrisine kadar açılan yelpazede hayatımızın her alanına hâkim kılınmasının dizi sektörü açısından sonucu, 2012 yılında reyting ölçüm sistemine getirilen yeni düzenlemedir.

Dizi sektörümüzün hâlipürmelâli

İki cami arasında bînamaz

Burada ayrıntısına girmek zor. Çok özetle ifade etmek gerekirse, 2011’e kadar kullanılan reyting sistemindeki (AGB Nielsen) usulsüzlükler bahane edilerek uygulamaya konulan yeni sistemle (TNS) birlikte “resmî” bir kültürel-politik empozeye de gidilip seyir ölçümünün yapıldığı denek kompozisyosunda radikal bir değişim sağlandı. Daha önce özellikle AB izleyici grubunda etkisi belirgin olan iyi eğitimli, seküler eğilimli ve tüketim eşiği yüksek orta ve üst sınıfların reyting tablosundaki temsil oranı minimalize edilirken; eğitim alt yapısı (özellikle yüksek ya da lisans-üstü düzeyde) o kadar güçlü olmayan, mütedeyyin ve tüketim eşiği düşük muhafazakâr yeni orta ve üst sınıfların seyir ölçümündeki “kültürel” katkı payı artırıldı.

Bunun sonucu, MediaCat’te geçen ay yayınlanan yazımızda kaydettiğimiz özgün sentezin bozulması, yani dizilerimizi dünyaya açan “hem Müslüman hem laik olma hayali”nin kaybolması oldu. Aslında hiçbir dizi hiçbir şekilde anti-muhafazakâr değilken, kurgular bir dolu ayrıntıda reytingle ve tabii sansürle de muhafazakârlık adına kapana sıkıştırılmaya başladı. Artık Arap kadınlarını “Gümüş” dizisine âşık etmiş tarzda hem sevdiği erkeği öpecek kadar cesurken hem de dinî-manevî-ananevî değerleri hiçe saymayacak kadar duyarlı karakterlerle içeriklenmiş dizilerin ne sansürle ne de reytingle başa çıkması mümkündü.

Dolayısıyla bu yeni durumda dış dünyada dizilerimizi cazip kılan içerikleri iç piyasada satmak giderek imkânsızlaştı.

Bir yandan değişmiş reyting sisteminin işaret ettiği yeni izlerkitleyi kazanmaya dönük stratejik arayışlar, diğer yandan hanidir dışarıda açılmış yabancı seyir pazarını kaybetmemeye dönük çabalar arasında adeta “iki cami arasında bînamaz” bir durum, hem yapımcının hem yönetmenin hem metin yazarının hem de yayıncının en büyük meselesi haline geldi.

Bir çözüm seçeneği, “Kiralık Aşk”ın ateşli sahnelerinin televizyonda kesilip internette servis edilmesine benzer bir motivasyonla bazı dizileri iç piyasaya, bazılarını ise dış piyasaya yönelik yapmak olarak belirdi. Ancak iç piyasada uzun süre yayında kalma şansı olmayan bir dizinin sadece ihracat geliriyle sürdürülebilirliği hemen hemen imkânsızdı.

Dizi sektörümüzün hâlipürmelâli

RTÜK – Reyting kıskacı

Bu durumda elbette dizi ihracatımız şimdilerde düşüşe geçmiş görünüyor. En son girilen pazarlardan Latin Amerika’da rağbet gören diziler, “Binbir Gece” ve “Fatmagül’ün Suçu Ne” gibi bir zamanların unutulmazları… Ve galiba ihracat defterini “Muhteşem Yüzyıl”la kapatmak gibi de bir durum söz konusu. Çünkü bu dizileri bugün yapmaya kalkanlara hem RTÜK aman vermiyor hem de seyirciden reyting kıskacı nedeniyle yeterince destek söz konusu olmuyor.

Tabii seyirci desteği olan diziler de genelde reklamvereni memnun edecek bir tüketici eğilimine açık değil. Bu da ticari televizyonculuğun esasının kanalların reklamverene izleyici satmasından ibaret olduğu düşünülecek olursa, içerik üretimini daha büyük bir açmaza sürüklemekte.

Sonuçta popüler kültüre politik müdahale, verimli bir ekonomik kaynağın kuruma sürecine girmesine yol açtı denilebilir. Sekülerlik ile müslümanlığı dünyanın hemen her yerinde ilgi çekici bir özgünlükle sentezlemiş kurgular, mutaassıp bir yapıbozuma uğratıldı ve yıllarca emek emek gelinmiş noktadan düşüşe geçildi. Dinbazlık ve taassupla kafayı bozan iktidar bindiği dalı, daha çarpıcı deyişle bir altın yumurtlayan tavuğu adeta “salâvat”la kesti!