Digital Divide

Facebook Twitter Google+ LinkedIn+‘Teknolojiye dokunabilenler’ ve ‘diğerleri’ olarak bir bölünmeden bahsetmek mümkün mü? Bir fırsat eşitsizliği var mı? Amerikalıların ‘Digital Divide’ adını verdiği bu farklılaşma toplumsal bir problem olmaya aday mı? Sosyal medya paylaşımlarında en popüler konulardan biri teknoloji ile haşır neşir olan minikler. Kamerayla çekim yapan çocuklardan tutun, kucağında iPad ile resimler yapan kardeşlere […]
04.12.2012 - 14:52
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

‘Teknolojiye dokunabilenler’ ve ‘diğerleri’ olarak bir bölünmeden bahsetmek mümkün mü? Bir fırsat eşitsizliği var mı? Amerikalıların ‘Digital Divide’ adını verdiği bu farklılaşma toplumsal bir problem olmaya aday mı?

Sosyal medya paylaşımlarında en popüler konulardan biri teknoloji ile haşır neşir olan minikler. Kamerayla çekim yapan çocuklardan tutun, kucağında iPad ile resimler yapan kardeşlere kadar geniş bir yelpazeye rastlamak mümkün. Hepimizin ağzında benzer bir cümle var: ‘Yepyeni bir nesil geliyor.’

Doğru. Kuşkusuz bizden farklı olacaklar. Ancak, her şey uzaktan gözüktüğü kadar da iyi değil. Araştırmalar yeni nesil üzerine müjdeler vermekle beraber, bazı alanlarda bireysel ve toplumsal sıkıntılar yaşanabileceğini gösteriyor. Teknolojiyle haşır neşir olan çocukların obezite riskinin yükselmesi, sosyalleşme ihtiyacını azaltması, sanal dünya ile gerçeğin birbirine karışması, akla gelen problemlerden birkaçı.

Multi-tasking, yani aynı anda birden fazla konuyla uğraşabiliyor olmak yeni jenerasyonun göze çarpan bir diğer özelliği. ‘Bisiklete binerken ciklet çiğnemek’ bizim jenerasyonumuz için kolay bir şey değildi. Şartlandırılmıştık. ‘Önce önündeki yemeği ye’ denilen bir devrin çocuklarıydık. Her şeye rağmen tersini yapmayı becerebilen arkadaşlarımız ise, okulların da yönlendirmesiyle, kolayca ‘Konsantrasyon eksikliği’ veya ‘Hiperaktif’ damgasını yiyordu.

MULTI-TASKER OLMAK

Peki multi-tasker olmak iyi bir şey mi? Tartışmalı bir konu. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, daha kompleks görsel bilgiye maruz kalan çocuklar, belirli bir zaman aralığında aynı konuya konsantre olamadıklarından ‘derinleşemiyorlar’. Yüzeysel kalıyor olmaları yönetim kabiliyetlerini etkiliyor. Hatta ‘bir konunun uzmanı olabilmek ve o alanda derinleşebilmek’ toplumsal önem taşıyor.

İnsanlığı ileriye götüren tüm keşif ve buluşların ‘derinleşebilme’ ile doğrudan orantılı olduğu bilinen bir gerçek. Her konuda biraz fikri olan, dağınık ve algı problemi yaşayan bir neslin gelecekte sıkıntılar yaratabileceği de tartışılıyor bilim dünyasında.

Her yönüyle karamsar bir tabloya bakmıyoruz elbette. Yeni nesil, el-göz koordinasyonunun yüksek olduğu, problem çözümü konusunda daha hızlı, bilgiye nasıl ulaşabileceğini bilen bir topluluk olarak karşımıza çıkacak ve bütün bunların da insanoğlunun ilerleyişine mutlaka katkısı olacak.

Öte yandan, ‘teknolojiye erişim’ konusu bir başka tartışma noktası. Uzunca bir süre toplumun sadece bir kesimi teknolojiye sürekli dokunabildi. Yıllar önce ilk desktop bilgisayarları alanlar da onlardı, laptop’a geçişi başlatanlar ve mobil evrimi kucaklayanlar da. Peki ‘teknolojiye dokunabilenler’ ve ‘diğerleri’ olarak bir bölünmeden bahsetmek mümkün mü? Bir fırsat eşitsizliği var mı?

Amerikalıların ‘Digital Divide’ adını verdiği bu farklılaşma toplumsal bir problem olmaya aday mı? Cevap ilginç ve sanıldığından farklı. Teknoloji eskisi gibi bir kesimin oyuncağı olmaktan çıkmış durumda ve hızla tabana yayılıyor. Orta-alt sosyo ekonomik gruplar teknolojiye ulaşabiliyor ve hatta üst gruplara göre çok daha fazla zaman harcıyor. Amerika’da evlerin yüzde 65’inde geniş bant internet bulunuyor ve rakam hızla artmaya devam ediyor. Ülkemizde de 2004 yılında 450 bin civarında olan ADSL abone sayısı 6-7 milyonları geçeli çok oldu. Internet’e erişimi olan kişi sayısı 36 milyonu buldu.

Teknolojiye erişimde kitleselleşme sağlanmak üzereyse, ‘sosyal segmentler arası eşitsizlik riski’ kabus olmaktan çıkıyor mu? İlginç istatistikler tam da burada devreye giriyor. Çünkü, araştırmalara göre, orta-alt gruplar teknolojinin ‘eğlence’ tarafını, ‘eğitim’ ve ‘kişisel gelişime’ tercih ediyor. Eğitim ve gelir seviyesi yükseldikçe, kendileri de teknoloji ile haşır neşir olan aileler, çocuklarını yönlendiriyor ve eğlencenin yanı sıra kişisel gelişim ve eğitim alanlarına da yönelmesini sağlıyor.

KİTLESEL BİR TUTKU

Öte yandan, teknoloji ile ilgisi sınırlı olan ailelerde, kontrol ve yönlendirme eksikliği, çocukların ve gençlerin kolayca ‘oyun’ ve ‘sosyal medya’ odaklı kitlesel bir tutkuya kapılmasına yol açıyor. Teorik olarak teknoloji ile çok daha uzun saatler harcasalar da, bu farkın kendilerine bir faydası dokunmuyor. Aksine nitelik olarak fark daha da açılıyor.

Bugün ülkemizde bilgisayar ve benzeri cihazların kullanım sebeplerini düşündüğümüzde, bunun sadece Amerika için değil, ‘online oyun cenneti’ ve ‘sosyal medya devi’ olmakla övünen ülkemiz için de bir uyarı olması gerektiği aşikar. iPad ve iPhone’larla yakınlaştıkları için gururlandığımız yeni neslin, ileride bu enerjilerini gelişimlerine nasıl yönlendirecekleri, aile ve eğitim sistemimize düşen en büyük görevlerden biri olacak. Zira, 10 yıl sonra Mars’a roket yollayacağımızı düşünürken, aslında teknolojiyi de ‘beyinlerimizi uyuşturmak için’ kullanmanın, bizi Kapıkule’ye kadar bile götürmeyeceği kesin.