Daha iyi bir propaganda makinesi mi istiyorsunuz?

Bizler, yaşam tarzımızın erdemlerini inançsızlara ve kuşkuculara anlatıp onları ikna etmek konusunda uzmanlığımızı yitirmiş görünüyoruz. Aslına bakarsanız prosedürleri yerine getirmeyi kafamıza öylesine takmışız ki mesajımızın gerekli yerlere ulaşıp ulaşmadığını ikinci plana atmış haldeyiz.
01.09.2015 - 14:26
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Çinli hacker’ların ABD’nin federal çalışanlarına ait şahsi kayıtlara erişmesine engel olamayan ABD hükümetinin, IŞİD propagandasına karşı başarılı olabileceğini düşünmenizin sebebi nedir?

Emekli General Michael Hayden, Wall Street Journal Genel Yayın Yönetmeni Gerard Baker’a verdiği söyleşide siber casusluk savaşını neden kaybettiğimize dair fikirlerini paylaştı. General Baker hem NSA hem de CIA’in direktörlüğünü yürütmüş tek kişi olma özelliğine sahip. Baker bugünlerde, Chertoff Group adlı küresel risk yönetimi ve güvenlik danışmanlığı firmasında yönetici olarak görev alıyor. Hayden’a göre federal çalışanlara ait sicil kayıtlarının hack’lenmesi Çin’in değil; böyle özel bilgileri korumayı başaramayan ABD’nin ayıbı.”Çiğ bir acizlik” değerlendirmesinde bulunan Hayden’ın sözleri hakikaten ağır.

Ogilvy & Mather’in eski CEO’su Charlotte Beers kamu diplomasisi alanında çalışmak üzere Dışişleri Bakanlığı’nda müsteşarlığa atandığında görevini yorumlarken, başarısının ABD’nin sınır ötesinde nasıl algılandığı üzerinden değil; hedef kitlesine ulaşıp ulaşamaması üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini söylemişti.

Mesajlarımız ikinci derece rol oynamaya devam ediyor. Geçtiğimiz ay New York Times’da yayımlanan bir haber mesajlarını doğru düzgün aktarmayı başaramayan ABD ve müttefikleri arasındaki “çatlamış koalisyon”dan dem vuruyordu.

Enformasyon savaşı

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan bir değerlendirme IŞİD’in vahşet anlatısının “dünyanın en gelişmiş teknolojilerine sahip ve en zengin ülkelerinin çabalarını” geride bıraktığını belirtmişti. Rapor bir dönem Time dergisinin yazı işleri müdürü olarak görev yapan Richard A. Stengel’in imzasını taşıyor. Times’ın haberine göre rapor Batılı ve Arap yetkililerin katılımıyla Paris’te gerçekleşen bir konferansın ardından Dışişleri Bakanı John Kerry’ye sunulmak üzere kaleme alınmış. Ad Age raporun yazarı ile bu yılın başında görüşmüş, Stengel “asıl savaşın bizzat savaş alanında değil, enformasyon alanında yaşandığını” kaydetmişti.

Times’ın haberine göre Paris’teki konferanstan bugüne pek de yol kat edilmiş değil. Görüşmeye dair hazırlanan raporda “Birleşik Arap Emirlikleri suskun, İngilizler fazla sabırsız ve çalışma ekibinin yapısı son derece kafa karıştırıcı” ifadeleri dikkat çekiyor. Bir başka dikkate değer ifade de şöyle: “Aynı mevkii paylaştığımız kişilerle toplandığımızda, karşılıklı olarak birçok inisiyatifi ilk kez duyduğumuzdan eminim.”

Bana sorarsanız asıl sorun, IŞİD’in tekil vahşet anlatısı ve Arap hilafetini tesis etme konusundaki disiplinine karşı birleşik bir mesaj vermek. Sosyal medyada her gün yüzlercesine denk geldiğimiz mesajlardaki vurgu, ulaşmaya hayli uzak olduğumuz amacı meşru hale getiren araçlar üzerinde yoğunlaşıyor. Silah altındaki erlerse katıksız şiddetten tatmin sağlıyor gibi görünüyor. Hükümetimiz ve müttefikleri etkili bir mesaj oluşturamıyor, bunun nasıl yapılabileceğine dair bir karara varamıyorlarsa, bu propaganda oyununda dışarıdan bir destek almanın zamanı gelmedi mi dersiniz?

Propaganda oyunu

Düşünüyorum da, 2’nci Dünya Savaşı’ndan bugüne adam akıllı bir propaganda yürütebilmiş değiliz -ki bu, o dönemki düşmanlarımızın son derece kesin ve tartışmasız biçimde belli olmasından kaynaklanıyordu. O dönemki propaganda başarımızın bir başka nedeni de tüm mesajların, kamuya ait olan ancak devlet tarafından desteklenen Writer’s War Board (WWB) tarafından üretilmesiydi.

Louisiana College’da tarih profesörü olarak görev yapan Thomas Howell’in The Historian dergisinde yayımlanan yazısına göre WWB, propaganda mesajlarının tüm medya kanallarında kullanılmak üzere üretilmesi amacıyla, tüm ülkeye yayılan binlerce yazardan faydalanıyordu. Kurumun yönetim kademesi popüler veya ticari metinler kaleme alan New Yorklu 20 yazardan oluşuyordu. Örneğin Yönetim Kurulu Başkanı Rex Stout, Nero Wolfe adlı dedektifin başkahraman olduğu çok satan romanlar yazmıştı […]

WWB kendilerine ait yayınları uygun durumlarda kullanılmak üzere 4 bin metin yazarına ulaştırırmış. Kurumun diğer icraatları arasında radyo programlarının yapımcılığını üstlenmek; tanınmış yazarların makalelerini ulusal dergilerde yayımlatmak hatta dönemin popüler çizgi romanlarına “müttefik yanlısı” temalar eklemek de varmış. Thomas Howell The Historian’daki yazısında WWB’nin son derece yoğun aktivitelerini değerlendirirken “tarihteki en büyük propaganda makinesi” ifadesini kullanıyor.

Bugün ihtiyacımız olan şey -birkaç küçük değişiklikle birlikte tabii- bu. Medya düpedüz propaganda yayımlamak konusunda pek gönüllü olmayabilir; fakat neden aynı neticeleri almak adına bugünün yeni mecralarından “native advertising” kullanılmasın ki? Üstelik bu çaba tüm duygu ve iknanın yoğunlaştığı sosyal medyanın da içinde bulunduğu dijital dünyada yer alacakken.

Son olarak, herhangi bir meseleyi en basit öğelerine ayırmak konusunda uzmanlaşmış olan reklamcılardan oluşan benzer bir yapı görmek istediğimi söylemem gerekiyor.