Çok mu yaşlıyız?

Müzik, gençliği damardan yakalayabilmek için ana platformlardan biri. Bunu tartışmaya bile gerek yok. Ama müziği nasıl kullanacağımız, neler yapacağımız konuşulması gereken bir konu.
02.09.2013 - 10:03
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

“İnanamıyorum Olcay. CD mi aldın? Çook yaşlısın sen, çook.”

Yer, ünlü bir multimedya mağazası. Olayın kahramanları 20’li yaşlarında bir kız ve elinde bir CD ile kasada bekleyen 30’larının başında bir adam.

O günden beri dilimize yapıştı kaldı. Birbirimize takılmadan edemiyoruz. “Hâlâ ADSL mi kullanıyorsun? Çook yaşlısın çok. Blackberry’e akıllı telefon mu diyorsun? Çook yaşlısın çok.” Böyle uzayıp gidiyor liste.

Evde yeni paketlediğim dev kolilerimin karşısında otururken, bu olayı hatırlayıp gülüyorum. Aylardır eline bir müzik CD’si almadığını farkedince, vedalaşma zamanının geldiğini anlıyor insan. CD’ler, kasetler, hatta DVD’ler raflardan inip kolilerle depoya gidiyor.

2002’nin ilk günlerinde gördüğüm beyaz iPod’u hatırlıyorum.Müzik dünyamızın yüzde 85’inin kaset olduğu, CD’nin henüz havalı bulunduğu ve korsan CD tezgahlarının yeni belirmeye başladığı günlerdi. Sonra mp3’ler ve torrentlerle başlayan maceramızda Steve Jobs’ın müzik endüstrisinde tetiklediği fırtınalar daha dün gibi aklımızda. iTunes, Last.fm, TuneIn Radio, Pandora derken bugünlere kadar geldik.

MP3, CD gibi kelimeler tarihe karışmak üzere. Yakında çoğumuz Spotify, Deezer benzeri bulut bazlı ‘dilediğin kadar tüket’ platformlarına geçmiş olacağız. Zeki Müren’in taş plaklarından Detroit’teki yerel bir gruba kadar uzanan dev bir müzik arşivi parmaklarımızın ucunda olacak. İstediğimiz an, istediğimiz yerde. Akıllı telefon, tablet ve bilgisayarınızda. Hatta isterseniz arabanızda.

Bu dönüşüm yazıldığı kadar toz pembe değil elbette. Spotify’ın global cirosu yüzde 128 büyümeyle 435 milyon euro’ya ulaşmış olsa da, zarar da 45 milyondan 58 milyon euro’ya çıktı. Pandora’nın durumu da farklı değil. 2008’de açıklanan 14 milyon dolarlık zarar, geçen beş sene içinde bir azalma göstermedi.

Sıkıntılara rağmen hem yatırımcılar hem kullanıcılar hem de müzik endüstrisi geleceğe ümitle bakıyor.

Genişleyen kullanıcı tabanı ve gelişen kullanıcı deneyimi, yakın bir gelecekte daha kârlı operasyonları müjdeliyor. Henüz sanatçılara büyük bir pay aktarılabilmiş değil, ancak 2012 ve 2013’ün ilk yarısında rekor büyümeler gösteren İsveç ve Norveç örneklerinin Avrupa ve Amerika’ya da yayılması bekleniyor.

Herşey o kadar hızlı değişti ki.

Artık toplantılarda ‘yeni jenerasyonlar gelecekte ne yapacak?’ diye bir sorumuz yok. Bugün ‘onlara nasıl yetişeceğiz’ diye bir sorunumuz var. Global areneda tartışılan önemli konulardan biri de bu.

Müzik, gençliği damardan yakalayabilmek için ana platformlardan biri. Bunu tartışmaya bile gerek yok. Ama müziği nasıl kullanacağımız, neler yapacağımız konuşulması gereken bir konu.

Temelinde müziği deneyim odaklı da, içerik odaklı da kullanabilmek mümkün. Ama ne yapılırsa yapılsın, kalabalıkların içinde masaya değişik ve yenilikçi bir şeyler getirmek gerekiyor.

Peki her iki platformda da farklı bir şeyler yapabilen var mı? Yenilenen endüstrinin dinamiklerine uyabilen, yenilikler getiren, hedef kitlesiyle bağ yaratabilen ve bunu ölçülebilir bir şekilde masaya koyabilen?

Ülkemizde GSM ve FMCG’den birkaç marka haricinde ne yazık ki durum pek iç açıcı değil. Çoğu marka 3-4 sanatçılık bir havuzdan seçme üniversite konserleri yapmaktan öteye gidemiyor.

Bunca çaba, bunca hedef, bunca emek, bunca yatırım. Değişen insan, değişemeyen markalarımız.

İnsan durup düşünüyor bir an.

Acaba çok mu yaşlıyız?