‘Çayda Sakine farkı’

ÇAYKUR’la başlattığımız “Ajans Çaycıları” serisinde bu ay durağımız Propaganda.

17.11.2015 - 12:15 | MediaCat

'Çayda Sakine farkı'
14
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Propaganda’yı beş yıldır çayıyla besleyen Sakine Altınok’un yokluğunda hiçbir şey bıraktığı gibi kalmamış. İzinde olduğu sekiz ay boyunca ardında bıraktığı ajans çalışanlarının tamamı tarafından dönüşü hasretle beklenen Sakine Hanım; bu süre zarfında, kendisine fiziksel olarak benzese de bir türlü onun gibi olamayan bir çaycıya “Beta Sakine” denilmesinin yegâne sebebi.

“İyi çay nasıl olur?” sorusuna verdiği yanıtı zamanla kusursuz hale getiren Altınok’un tercihi ise Çaykur’un Tiryaki’si. Ajansın “su içmeyi unutup çayı asla unutmayan” çalışanlarını da düşününce, Tiryaki tercihinin ne denli isabetli olduğunu anlamak da kolaylaşıyor.

Nasıl “çaycı” oldunuz? Bu tanışıklık ne zaman, nasıl başladı?

Bir arkadaşım vasıtasıyla başladı. Burada birini aradıklarını söylemişlerdi, gelip görüştüm. İyi ki de gelmişim. Burası benim ilk işim ve beş yıldır iyi ki buradayım.

'Çayda Sakine farkı'Armağan Birkiye
Ajans Başkanı

Çaya da Sakine’ye de bayılırım. İyi demlenmiş sıcak bir çay herkese iyi gelir. Çay arası diye bir şey var hayatta. Zihne bir es vermek için çay lazım. “Bir bardak çay içeyim, sonra başlarım” denir ve çaydan sonra başlanır işe. Sakine’ye tabii ayrı bir parantez açmak gerekli bence, çayla birlikte. O da çayı güzelleştiriyor.

Bizim ajansta herkes kendi gibidir, Sakine de öyle. Onunla birleşince çay daha güzel oluyor. Onun getirdiği çayın içinde kendince bir tatlılık oluyor. Abartmak da istemem aslında bunu ama o çayın gelmesi, o zaman bile kıymetli oluyor. En azından ben öyle düşünüyorum. Şimdi çalışanlarıma düşman etmeyeyim kendimi ama ıssız adaya düşsem Sakine de olur orada. Çay için de değil sadece, işini çok iyi yapar Sakine. Biz alıştık belki ama gelen misafirlerimiz de hep çok keyif alırlar.

Reklamcılar için çılgın, deli gibi yakıştırmalar yapılır. Siz nasıl tanımlıyorsunuz onları?

Ben zaman içinde buradaki ortamı öğrendim. Bence çok zor bir iş reklamcılık. Çok meşakkatli. Birkaç saniye izlediğimiz, hemen geçip giden şeylerin aslında öyle kolay olmadıklarını; arkasında çok emek olduğunu, çok çalışan çok insan olduğunu işin içine girince anlıyorsunuz. Nasıl insanlar, reklamcıları nasıl tanımlarım… Zeki insanlar. Bütün gün düşünüyorlar, birşeyler üretiyorlar. Nasıl denir bilmiyorum ama… Heyecanlı ve farklı yapıda insanlar. Kim bilir kafalarında neler dönüyor, neler düşünüyorlar…

Propaganda’nın çayla ilişkisi nasıl? Bunu en iyi siz gözlemleyebilirsiniz. Nasıl başlıyor burada gün?

Ben saat 8.00’e doğru ajansta oluyorum, arkadaşlar da 9.00-9.30 gibi burada oluyorlar. Çayımız 8.30 gibi hazır olur, gelen hemen girişte günaydın deyip çayını alır, masasına geçer. Kimisi için yorgunluk kimisi için farklı bir düşünce kimisi için de kahvaltı demek aslında çay. Bir de terasa çıkmak, kaçmak ya da kafa dinlemek için bir sebep.

Peki, ya çay olmasa ajansta?

Herhalde ajans olmazdı. Ya da şöyle, çayın olmaması için ajansın kapalı olması lazım. O gün hiç açılmaması gerekir yani. Öyle bir şey de olmaz. Çay hiç olmasa da muhabbet eksik olurdu. Temelinde o var çayın bence. Evde de, işte de. “Çay koyacağım, gel iki muhabbet edelim” denir ya. Muhabbet olmazdı çaysız.

Hangi çayı kullanıyorsunuz burada?

Çaykur. Hangisini kullanıyoruz diye sorarsanız da Tiryaki. Tabii yanında onun tomurcuğu falan da oluyor, harmanlayıp kullanıyoruz.

'Çayda Sakine farkı'Çağlar Uzunca
Reklam Yazarı

Çay benim sudan fazla tükettiğim tek şey, bu yüzden ciddi bir tüketici olduğumu söyleyebilirim. Benim için bir alışkanlık aslında. İş yaparken bana bir şey veriyor mu, onu bilmiyorum. Bunun rasyonel bir açıklamasını yapmam mümkün değil ama alışkanlık işte. Orada bir çay bardağı mutlaka olacak.

Ajansta da durum benzer. Her yerde olduğu gibi burada da çay bir araya getiren bir rol oynuyor. Birçok muhabbet çayla açılıp, çay bitmeden bitmiyor. Her şeyden önemlisi de Sakine bizim için büyük avantaj. Kreatif tarafın biraz daha fazla çalıştığını bildiği için gitmeden evvel mesai çayımızı demliyor bize sağ olsun. Çay iyi ki var, Sakine de iyi ki var.

İyi çay demlemek bir meziyet. Nasıl bir öğrenme süreci oldu sizin için?

İlk başlarda bocaladığım zamanlar olmuştur. Evde bir demlik çay demliyorsunuz, o da iki kişiye. Burada bir sürü insan var, hepsi farklı farklı içiyor. İlk zamanlar “Bu biraz koyu, bu biraz acı olmuş” gibi şeyler diye diye oturdu bazı şeyler. Tomurcuğu azaltıp, ne bileyim demleme süresini değiştirip zamanla bugünkü haline ulaştı çayımız. Zamanında acı çay içirmiş olabilirim arkadaşlara, onlara sormak lazım tabii.

Bir süre önce ajansta olmadığınız bir dönem “atlatılmış”, öyle duyduk.

Ben doğum iznindeydim. Bir kızım var, sekiz aylık. O sebeple sekiz aylık bir ara vermiştim. Olmadığım dönemde biraz… Şöyle aslında, gelen insanlar da işlerini yapıyorlardır muhakkak ama bir alışkanlık var; sonuçta ben beş yıldır buradayım. El alışkanlığı, yüz aşinalığı… Bazı sıkıntılar olmuştur ben yokken. Yerime gelen arkadaşlar da değişmiş falan ama ben sekiz ay sonra gelip yönetime tekrar el koydum.

'Çayda Sakine farkı'Ceylan Eren
Stratejist

Propaganda’da herkes çay sever. Su içmeyi unutan, su içmeyi bilmeyen insan, çay sever zaten. Şahsen sabah, akşam, yemekten sonra, her zaman içebilirim. Ama benim içişim biraz farklı. Çayın tribini severim ben. Yavaş içerim, bazen soğur hatta gider yenisini alırım. Keyif için içerim tam. Üç yıldır buradayım. Sakine ile de o zamandır tanışıyorum. Kendisi öyle tatlı bir kadındır ki, gelmediği gün “Sakine nerede, gelmeyecek mi?” diye birbirimize sorarız. Sakine olmasa, canımız sıkılır, derdimiz artar.

Doğum iznine gitti mesela, yerine gelenler de oldu ama hiçbiri onun yerini tutmadı. O izindeyken gelenlerden birisi tip olarak benziyordu ama biz ona bile Beta Sakine diyorduk aramızda. Sakine, sen hiç sormadan bir durumun varsa onu anlayıp, çayını sen nasıl içiyorsan öyle getiren biridir. Olmadı işte canım, kaç kişi geldi gitti yerine. Biz onu istiyor, onu seviyoruz.