Cannes’da bir hafta

Eskimiş sistematiği dijital bakış açılarıyla soslayarak sunmak kısa vadede durumu ortalasa da, orta vadede medya ajanslarının geleceğini de sorgulatır hale gelecek. "En süper programatiği ben yaparım" demek veya yurtdışından toparlanmış slaytlardan bir potpuri yaparak "vizyon" sunumu yapmak yetmeyecek… Yeni şarkılar söylemek gerekiyor. Gecikmeden.
01.07.2016 - 14:58
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

“Tüketicilerimiz bizden daha ileride.”

Palais des Festivals’de 2 bin 300 kişilik Lumière oditoryumunun dev sahnesinden dökülen bu sözcükler, Cannes 2016’nın gizli manşetiydi adeta. Önde koşan tüketici ve yetişmeye çalışan reklamcılar ordusu.

Will Smith nefisti, Madonna Badger gözyaşlarına boğdu, Kevin Kelly “Predestination” sunumuyla etkiledi, Keith Weed ortaladı, Profesör Byron Sharp keskin 2-3 slayt ile topu doksana attı… ve bol bol VR (Virtual Reality) konuşuldu.

Cannes'da bir hafta

Bir nefeste bunlar öne çıksa da, elbette dahası var. Zira işin can alıcı kısmı detayların birleşiminde gizli. Tümünü yazabilmek mümkün değil. Ama en azından bazı başlıkları paylaşarak başlayalım.

Teknoloji dillerden düşmedi

Cannes’da teknoloji konuşuldu. Samsung, Google, Facebook, Spotify ve diğerleri yarın hayatımıza ne gibi teknolojilerin gireceğinden bahsettiler.

İlk günkü toplantılarda Tencent ve KT’nin yaptığı olağanüstü işler arada gözden kaçmış olabilir. Özellikle 750 milyonluk Tencent, Facebook’un zayıf olduğu topraklarda ilginç bakış açısıyla dikkat çekti. Örnek vakalar ararken yüzümüz hep batıya dönük. Oysa doğumuzdaki milyarlık topluluklarda da ilginç bir dönüşüm hikâyesi yaşanıyor.

Ana sahnelerde hemen her sunumda VR (virtual reality) anlatıldı. İlk bakışta biraz sürreal gelse de, VR konusuna ciddi bakmakta fayda var. Oscar’lı yönetmenlerden kreatif direktörlere kadar hemen herkes VR dünyasının altını çizdi. Google ve Samsung, bu alanda önde koşma çabasında olan oyunculardı.

New York Times’ın Grand Prix kazanan işi “Displaced” uzun yıllar VR konusundaki dönüm noktalarından biri olarak hatırlanacak. Bir medya grubunun VR’a bakışı, kağıttan dijitale geçerken yenilikçi bir köşe tutmaya çalışması, niş denilecek bir işin aslında nasıl da kitlesel olabileceği, aslında iki rakip olan Google ve NYT’nin işbirliği yapması gibi pek çok alt not bu vakayı uzun süre listelerde tutacak.

Özetle, seyretmek, yerini deneyimlemeye bırakıyor. Bu da video deneyimini ve hikâyeciliği baştan tanımlamak demek.

Öte yandan, Başta Google CEO’su Eric Schmidt olmak üzere pek çok bilim insanı Yapay Zeka (AI) konusunda net konuştu: Terminator filmi gelmiyor, ama yapay zekanın yardım ettiği Süper İnsan geliyor. Belki biraz da bu yüzden Internet of Things’ten çok Internet of Me veya Internet of Experience gibi başlıklar sunumlarda daha fazla yer aldı.

Cannes'da bir hafta

Yine ünlüsü bol bir yıl

Cannes’da ünlüler geçidi yaşandı. Son senelerde popüler kültüre kucak açan Cannes, bu sene de trendi bozmadı. Channing Tatum’dan Gwyneth Paltrow’a kadar uzun bir liste vardı programda. Açıkçası Will Smith’in bukadar iyi olacağını hiçbirimiz beklemiyorduk. Usher’ın da bu kadar kötü olacağını hiç düşünmemiştik. Büyük usta Oliver Stone’u görebilmek ve dinleyebilmek hepimiz için eşsiz bir deneyimdi.

Anna Wintour satır aralarında o kadar çok laf attı ki, tamamını kavrayabilmek için konuşmasını tekrar tekrar dinlemek gerekecek.

Değişmesi gerekenler

Cannes’da toplumdaki değişim ve değişmesi gerekenler konuşuldu. Toplumsal cinsiyet eşitliğinden maskülenliğin yeniden tanımına, Z Kuşağı’ndan sürdürülebilirliğe kadar pek çok konu tartışıldı.

Cuma günkü seansta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un liderliğinde dünyanın dev altı reklam network’ünün dünyamıza bir şeyler katabilmek ve Birleşmiş Milletlerin hedeflerine destek olabilmek için sahne alması sektöre önemli bir mesajdı.

Oscar’lı yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun “Inspire” seansı ne kadar esinlenme rüzgarı estirdi bilinmez ama soluksuz izlenen toplantılardan biri Getty Images’ın ünlü iki savaş fotoğrafçısı Lynsey Addario ve Brent Stirton ile yaptığı söyleşiydi. (Lynsey Addario ismini bir kenara not alın. Steven Speilberg “It’s what I do” adını verdiği filmde hayat hikâyesini anlatacak. Başrolde Jennifer Lawrence var.)

Madonna Badger’ın konuşması gözlerin dolduğu andı. Üç çocuğunu ve anne babasını bir yangında kaybeden ve kendisi de son anda kurtarılan Badger’ın hikâyesi herkesi koltuğuna kilitledi. Badger’ın paylaştığı “Women not Objects” platformu bu konuda Cannes’da paylaşılan birçok değerli proje gibi büyük alkış topladı.

Networking

Cannes’da networking yapıldı. Reklam pastasından daha da fazla pay almak isteyen oyuncular, reklam dünyasıyla daha sıkı ilişkiler kurma peşindeydi. Hemen her köşede özellikle reklamverenlerle sohbet için fırsat kovalayanları görmek mümkündü.

Brun, Bobo, Da Laura, Cresci gibi mekânlar popüler olsa da, belki de en çok Türkçe konuşulan mekan Hotel Martinez’in karşı köşesindeki “72” oldu. Biraz daha ağırbaşlı bir ortam arayışında olanlar Carlton’ı tercih etti.

Gelecek ilginç gelişmelere açık

Yolu bu sene Cannes Lions’a düşmüş biriyle kısa bir konuşmada duyabilecekleriniz üç aşağı beş yukarı bunlar.

Cannes’daki sohbetlerimde reklamveren cephesinde hemen herkes aynı noktaya değindi. Markalar pazarlama ekosistemindeki transformasyonu yönetecek “danışman ajanslar” arayışında. Daha dinamik, daha hızlı, daha realistik yapılar istiyorlar. Yeterli ve kalifiye insan kaynağının yokluğu, herkesin hemfikir olduğu konu.

Bu konuda global networklerin öncelikli ödevi hantallıktan kurtulabilmek ve bazı eski alışkanlıklarla da vedalaşmak olacak. Özetle, cevabını henüz bulamadığımız soruları tartışmadığımız ama geleceğimize yönelik sunumlarla esinlendiğimiz günler oldu. Gideceğimiz yer belli… Ama oraya nasıl gideceğiz? Soru bu. Sistemi kökünden değiştirmek gerekiyor. Daha hızlı, daha teknolojik, daha dinamik operasyonlara ihtiyaç var.

Bazı kritik sorular henüz yanıtsız olsa da, kreatif yapılar yeni dünyaya daha hızlı adapte oluyor. Yeni insanı ve onun değerlerini anlamak, adapte olmak için bakış açılarındaki değişim ve heyecan gözle görülebiliyor. Hem teknoloji hem de tüketiciyi bir potada eriterek yenilenme çabasında olan kreatif network’lerin hikâyeleri sahnede ilgiyle takip edildi.

Cannes'da bir hafta

Bu sene Cannes’da dikkatli gözler Google ve Facebook’un artık birer teknoloji oyuncusu olmadığını hissetti. Dünyada özellikle basın bütçelerini yutarak büyüyen bu iki dev, sadece reklam alanı pazarlaması değil, ekosistemin bütününde hakim olma isteğini net olarak masaya koyuyor.

Financial Times’ın haberine göre Amerika’da televizyon kanalları Facebook ve Google’ın yanında güç kaybetmemek için envanter havuzlarını birleştirme konusunu konuşmaya başladı. Bu konunun tartışılması Cannes’daki en önemli dedikodulardan biriydi.

Açıkçası, dijital devler altlarındaki sandalyeyi çekmek için bu kadar yatırım yapar ve emek harcarken, ülkemizden daha fazla medya grubunu burada görmek anlamlı olabilirdi. Zira sadece medya ajansları için değil, medyamız için de gelecek günler ilginç gelişmelere açık gözüküyor.

Medya ajansları cephesinde ise PHD haricinde masaya ağırlığını koyan bir network yoktu denebilir. Onun haricinde konuşulanlar belli toplantı alanlarında sıkıştı ve kitlesel bir ses getirmedi.

Eskimiş sistematiği dijital bakış açılarıyla soslayarak sunmak kısa vadede durumu ortalasa da, orta vadede medya ajanslarının geleceğini de sorgulatır hale gelecek. “En süper programatiği ben yaparım” demek veya yurtdışından toparlanmış slaytlardan bir potpuri yaparak “vizyon” sunumu yapmak yetmeyecek…

Yeni şarkılar söylemek gerekiyor. Gecikmeden.

Cannes’da önümüze düşen en önemli not bu.