Büyüme ve mali iyileşme umut veriyor

Deloitte, üç ayda bir yayınladığı Ekonomik Görünüm raporlarının Mayıs 2010 sayısını yayınladı...

30.04.2010 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Deloitte, üç ayda bir yayınladığı Ekonomik Görünüm raporlarının Mayıs 2010 sayısını yayınladı. Rapor geçen yılın son aylarında başlayan mali iyileşme sürecinin korunması gerektiğine dikkat çekerken, cari açık ve büyümeyle ilgili soru işaretlerini mercek altına aldı.

Raporda bu yıl ekonomide %5,5 -6 bandında büyüme beklerken, enflasyonun ise yıllık bazda %7,5-8 düzeyinde gerçekleşeceği öngörülüyor. 2010’un ikinci yarısı ve 2011 ise daha zorlu bir sürecin habercisi gibi görünüyor.“Zor yıla umut veren başlangıç” üst başlığı ile yayınlanan ve Deloitte Ekonomi Danışmanı Dr. Murat Üçer tarafından hazırlanan raporda, dünya ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak Türk ekonomisinin normalleşme sürecine girdiğini vurgulanıyor. Bunun en önemli göstergelerinden biri GSYİH’nın, 2009 son çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre %6 oranında büyümesi oldu.

Bu sert sıçrama 2009 yılında ekonomideki daralmayı %5-5,5 tahmin seviyelerinden bir anda %4,7’ye çekerken, Türkiye’nin cari açığı ve dış finansman ihtiyacında artış eğilimi devam ediyor. Yılı 60 milyar dolarlık finansman ile kapatan Türk ekonomisi dış finansman ihtiyacının bu yıl 30 milyar doları cari açık olmak üzere 70 milyar dolara tırmanması bekleniyor.
Büyüme enflasyon ve istihdam  

Geçen senenin düşük baz etkisi dikkate alınarak raporda 2010 büyüme tahminleri de revize edildi. Ekonominin bu yıl %5,5 – %6 bandında bir büyüme sergilemesi beklenirken raporda 2010’un ikinci yarısı için temkinli ifadeler yer alıyor. Bu arada baz etkisinin ortadan kalkmasıyla 2011 yılında büyümenin belirgin bir şekilde yavaşlaması bekleniyor. 

Önümüzdeki dönemde mal fiyatlarında görülen artışların yaşanan talep artışı ile birleşerek kademeli de olsa hizmet fiyatları üzerinde baskı oluşturması beklenirken, Şubat’ta %10,1 olan yıllık enflasyonun Mart’ta tekrar tek haneli seviyelere geriledikten sonra Eylül’e kadar %8-10 bandında kalması ve yılı %7,5-8 arasında tamamlaması öngörülüyor.

Büyümedeki daralma geçen yıl işgücü piyasasında etkisini ciddi bir şekilde gösterdi. 2008 yılında yıllık bazda %11 seviyesindeki işsizlik oranı 2009 yılında %14’e yükseldi. Rapor, 2001 krizi sonuçlarından yola çıkarak Türkiye’de önümüzdeki dönemde bu seviyelerde bir işsizlik oranının kalıcı hale gelebileceğini vurguluyor.

Dış finansman ihtiyacı artarak devam ediyor

Geçen yıl başında öngörülen ve 15-40 milyar dolar arasında değişen finansman açığının IMF yardımı olmadan üstesinden gelindiğine işaret eden rapor, buna rağmen 2009’un finansmanın “kalitesi” açısından daha önceki yıllara kıyasla çok farklı ve sürdürülemez bir profilde kapandığını ifade ediyor. Bundan kasıt, ağırlıklı olarak “hata noksandan” finanse edilen, kriz dolayısıyla sert bir şekilde daralmış bir cari açık.

Bu yıl ise cari açığın rahatlıkla 30 milyar dolar seviyesine çıkması ve kamu ile özel sektör toplam olmak üzere 40 milyar doların üzerinde bir borç servisi gerçekleşmesi öngörülüyor. 2010 yılı finansmanı açısından öngörülen rakam tarihsel olarak aşırı yüksek olmamakla birlikte yurtdışı likidite koşullarının bugün özel sektöre aynı desteği sağlamıyor olması ve içeride politik risklerin artmaya başlaması yüksek büyüme ve cari açık için yeterli kaynak öngörüsünde bulunmayı zorlaştırıyor.

Raporda global ortamla ilgili olarak, global ekonomideki iyileşme cesaret verici bulunmakla birlikte, bundan sorunların bittiği, global ekonominin sağlıklı ve güçlü bir büyüme ortamına girdiği sonucu çıkarılmamalı ve temkinli olunmaya devam edilmeli saptamasında bulunuldu.  Devletlerin, özellikle gelişmiş ülkelerin artan borçluluğu ve dünya ekonomisini sağlıklı bir büyüme ortamına kavuşturacak ve kısaca “daha az stimulus ve daha az A.B.D. tüketicisi bağımlı” şeklinde özetlenebilecek talep kompozisyonunun henüz oluşmuş olmadığına dikkat çekildi.

Kamu ve özel sektör borçlanması

Doğrudan Yabancı Yatırımlar’ın (DYY) 2006-2008 döneminde yılda ortalama 18 milyar dolar finansman sağlamasına karşılık, 2009 bu açıdan çok zayıf bir performans sergiledi.  2009 yılında net 6 milyar dolar olan DYY’nin 2010 yılında bir parça iyileşme ile net 7,5, brüt 9 milyar dolara yükselmesi bekleniyor. Bunun 2 milyar dolarının elektrik dağıtım ihaleleri, Milli Piyango, köprü ve yol gibi özelleştirmelerden gelmesi; gayrimenkul ve de küçük çaplı özel sektör birleşmelerinden ise 7 milyar dolar civarında bir sermaye girişi sağlanması mümkün görünüyor.

2010 yılında uluslararası koşulların bir parça iyileştiği öngörüsü ile özel sektör borçlanmasının yeniden 35 milyar dolar seviyelerine yükselmesi ve böylece borç çevirme rasyosunun ise %120’lerde seyretmesi öngörülüyor.

Döviz kuru ve borsa

2009 yıl sonuna göre TL sepet bazında (0,5 USD + 0,5 Euro) değer kazanırken, başta Yunanistan olmak üzere, ülkelerin borç sorununa yönelik kaygılarla doların değer kazanması sonucu TL de dolar karşısında geriledi. TL / Dolar kuru 1,55 seviyesine kadar yükselirken buradan gerçekleşen yerli yatırımcı satışları kurun daha da yükselmesini engelledi.
Önümüzdeki dönemde, Merkez Bankası’nın zorunlu karşılık oranlarını yükseltmek ve APİ aracılığıyla sağladığı fonları azaltmak yoluyla piyasadaki TL likiditesini kısması TL üzerinde olumlu etkide bulunabilir. Ayrıca faiz artırım beklentilerinin öne çekilmesi de TL’nin değer kazanmasını hızlandırabilir. Ancak raporda ki baz senaryoda, yılın tamamı için kurda ciddi bir reel değerlenme beklenmemesi gerektiğinin altı çizildi.

Hisse senedi piyasası, Deloitte’un son raporundan sonra not artırımları ve IMF anlaşması beklentilerinin etkisiyle diğer gelişmekte olan ülke ortalamasından daha iyi performans gösterdi. Daha sonra, Yunanistan’a yönelik kaygılar ile iç siyasi tansiyonun birleşmesi Türk hisselerinin bir süre düşük performans göstermesine neden olurken, siyasi tansiyonun düşmesi ve Yunanistan’a yönelik kaygıların IMF ve AB tarafından yatıştırılması sonrasında Türkiye’nin sağlam mali yapısı Türk hisse senetlerine alım getirdi.

2011’e bakış

2011 tahminleri için henüz erken olsa da Deloitte raporunda bu konuda bazı ipuçları yer alıyor. Cari açığın genişlemeye devam edeceği ve özel sektör borç geri ödemelerinden azalma yaşanacağı düşüncesinden hareketle Türkiye’nin 2011’de yine 40 milyar dolara yaklaşan bir cari açığı da içeren 70 milyar dolar civarında bir finansman ihtiyacı ile karşı karşıya kalması bekleniyor.

Bu çerçevede DYY ile portföy yatırımlarından sağlanacak az miktarda bir sermaye girişinin yanı sıra ağırlıklı olarak bankacılık dışı özel sektörün katkısıyla 50 milyar dolar civarında bir orta ve uzun vadeli borç gerçekleştirileceği düşünüldüğünde dahi 2011 yılı şu andaki koşullarda bu seneye oranla daha zorlu bir finansman durumuna işaret ediyor.