Apple’la geçen 12 yıl

Ken Segall'den unutulmaz hatıralar ve içgörüler.

08.11.2017 - 13:10 | Alev Kaynak

Apple’la geçen 12 yıl
11
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

“Sadelik dünyanın en kolay işi ama gelin görün ki çok az şirket gerçekten bu felsefeyi benimsiyor.” Dell’in 26; HP’nin 41 adet bilgisayar modeli mevcut. Zavallı Apple ise yalnızca üç model bilgisayar üretiyor. Apple, global bilgisayar pazarının yalnızca yüzde 10’unu elinde bulundururken, bilgisayar alanındaki kârlılığıyla diğer ikisinin toplamını fazlasıyla aşıyor. Öyleyse dağılabilirsiniz…

Steve Jobs’la 12 sene çalışmış efsane kreatif direktör Ken Segall, sadeliğin hem tüketicilerin zihninde hem de pazar yerinde yaratabileceklerini anlattı. Sadeliğin Gücü başlıklı sunumunda. Küçük Prens’in yazarı Antoine de Saint-Exupéry’nin “Mükemmellik, eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkarılacak hiçbir şey kalmadığında başarılır” sözlerinden hareketle yola çıkan Apple’ın sadelik felsefesini kurulduğu günden bu yana inşa ediş öyküsünün bilinmeyen yanları da bu sunumdaydı.

Apple’la geçen 12 yıl

Apple’ın ilk logosu

Elbette Apple 1970’lerde bu kavramla çok içli dışlı değildi. Örneğin; dünyanın belki de en komplike marka logosuna sahipti. 1997 yılında, ikinci Steve Jobs döneminin başında ise, yazıcılardan kameralara pek çok kategoride ürüne sahipti. Steve Jobs’ın iflasın eşiğindeki Apple’ı ikinci kez devraldığı 1997 yılında ilk işinin “fazlalıkları atmak” olduğunu bildiren Ken Segall, beraber ürettikleri ilk marka kampanyasının da ayrıntılarını paylaştı. Jobs, Apple’a geri döndüğünde reklamı yapılacak yeni bir ürün yoktu; öyleyse, Apple markasını merkezine alacak ve Apple’ın temsil ettiği değerleri tüketicilere bir kez daha hatırlatacak bir tanıtıma ihtiyaç vardı. “Think different” kampanyası da böyle doğdu. Marka 14 yıl içerisinde iflas etmek üzere olan bir şirketten dünyanın en değerli şirketine dönüşürken, Steve Jobs’un düşünme metodu da sadelikten yana oldu.

Sadeliğe giden yolda birkaç ipucu

Chicago Üniversitesi psikoloji profesörlerinden Mihaly Csikszentmihalyi’nin “akış teorisi”nden etkilendiğini belirten Ken Segall, sadeliğin de tıpkı akış gibi olgulardan ziyade algıların önemli olduğu, mutluluğun hüküm sürdüğü, sıkıcılıktan ve karmaşıklıktan uzak bir zihin durumunu simgeliyor. Elbette bunu başarmak kolay değil. Ken Segall sunumunda; birkaç altın kuralı öne çıkardı:

  • Tercihlerin çok olması, sizi karanlık tarafa sürükler; eylemsizliğe iter. Alternatifleri sınırlayın.
  • Sadelik, “sevgi” inşa eder. Tüketicilerinizle kuracağınız duygusal bağ, ancak onların anlayabileceği ve ilişki kurabileceği sade bir fikirle karşılarına çıkarsanız mümkün olur.
  • Ürünlerinize, bir kültür katın. Ve bu kültür, tüm ürünlerde hissedilsin.
  • Daha az şey üretin; daha iyi üretin.
  • Sade bir dil benimseyin. Örneğin, Apple ürün isimlerinin başındaki sadeliğin nişanı haline gelmiş “i” harfi kabul edilmeseydi; iMac’in adı PacMan olabilirdi. Siz düşünün o zaman kopabilecek kıyameti.

Bitirmeden önce

  • Ken Segall ve Apple ile ilgili bilinmeyen birer gerçeği paylaşalım. Ken Segall’in Apple’la ilgili “fake news” ürettiği bir internet sitesi var: Scoopertino.com.
  • iPhone’un ismi iPhone olmasaydı şunlardan biri olabilirdi: Mobi, TriPod, TelePod ve şaşırtıcı bir şekilde iPad.