Bitmeyen endişeler ve seyahat sektörü

Giderek daha narsist hale gelen toplum dinamikleri, seyahat tercihlerimize ve anılarımızı paylaşma yollarımıza nasıl yansıyor? Skift CEO'su Rafat Ali'yle seyahat sektöründe yeşeren endişelere yolculuk.

16.04.2018 - 16:11 | MediaCat

Bitmeyen endişeler ve seyahat sektörü

“Bedava internet bir insan hakkına dönüştü ve turizm sektörü buna itaat etti” diyor seyahat sektörü alanında yayın yapan medya kuruluşu Skift’in CEO ve kurucusu Rafat Ali. Önce seyahat blogger’larına, daha sonra ise influencer’lara el uzatan sektörün nihai amacınıysa şu cümleyle özetliyor: “Paylaş, paylaş, paylaş!”

Bitmeyen endişeler ve seyahat sektörü

Bitmeyen endişeler ve seyahat sektörü2020’ye bir adım uzaklıkta otururken, sosyal, kültürel ve siyasi olarak da bir hesaplaşma içindeyiz: Aralarında Facebook, WhatsApp, Twitter ve YouTube’un da yer aldığı dijital platformlar, kullanıcılardan, medya organlarından, düzenleyicilerden, politikacılardan, hükümetten ve bazı durumlarda kurucu ve eski yöneticilerinden gelen bir ters tepki ile karşı karşıya.

Son 10 yılda, sürekli olarak dopamin etkisi altındaki bir toplumun yarattığı hastalıklı sonuçlar artık netlik kazanıyor. Bu etkilerden biri, geçtiğimiz yıl Skift’in ortaya çıkardığı “permanxiety” ya da asla sona ermeyen endişe durumu.

Teknolojik ters tepme

Burada seyahatçilerin rolüne dair birbirine dolanmış birçok sökük mevcut: Giderek daha narsist hale gelen toplum dinamikleri, seyahat tercihlerimize ve anılarımızı paylaşma yollarımıza nasıl yansıyor? Sürekli olarak kayda geçirdiğimiz anılardan, seyahat etmekten ve veri bağlantısı bulduğumuz her an paylaşımda bulunmamızı sağlayan derin vaatlerinden gerçekten zevk alıyor muyuz? Sosyal medyanın yükselişi ne tür seyahat türlerini geliştirdi? Deneyimsel seyahat trendi gerçekten de Instagram’da gösterişli fotoğraflar paylaşmamızı sağlayacak “daha iyi hava atma” haklarıyla mı ilgili? Eğer biz onu Instagram’a koymasaydık gün batımı böyle olur muydu? […]

Bedava internet bir insan hakkına dönüştü ve turizm sektörü buna itaat etti. Seyahat sektörü –özellikle belirli rotalarda– önce seyahat blogger’larına ardından ise influencer’lara el uzattı. Sonu ne olursa olsun amaç bir anlatıyı itelemekti: Paylaş, paylaş, paylaş! Kimse çıkıp da her yere nüfuz eden bu bağlantının ardındaki mantığı sorgulamadı, özellikle de seyahat ekosistemindekiler.

Diğer tarafta ise gücü dijital anlamda elinde bulunduran seyahatçiler vardı: yetki sahibi olanlar ve şikayet edenler. Sosyal medyanın her zaman aktif olan doğası, şimdi tüketici deneyiminde dominant olan zorba kültürü besledi. Uçaklardaki öfkeli insanlar, otel girişlerindeki yetkili insanlar, lokantalardaki sahte influencer’lar. “Ya sev ya nefret et”çilerin olduğu bu kültür giderek beslendi. Ve nefret etmeyi seçenlere, “bunu sonsuza dek haykırmaya devam edeceğiz” yanıtı verildi.

Pazarlamacılar ise müşteri hizmetlerini “müşteri deneyimi”ne çevirdi ya da CX’e. Havayolları, “Bize tweet atın” diyor, “Önceden hazırlanmış faydasız yanıtlarla size saniyeler içinde geri dönüş yapacağız”. Üstelik herkes katılıyor bu yarışa, irili ufaklı tüm kazalar –özellikle de havayollarının kazaları– Twitter ve Facebook’ta “trending topic” oluyor. Daha büyük bir kitle soru sormaya başladıkça, bazıları Silikon Vadisi’ne ve onun yarattığı araçlara ve kültüre döndükçe; seyahat dünyasındaki bizler için de yarattığımız toplumun faydası için durup düşünme vakti geldi demektir.

Bitmeyen endişeler ve seyahat sektörü

Çözüm ne ve nereden başlayacağız?

Kimse dijital ve sosyal platformlaraçekip gitmesini söylemiyor ve söylemeyecek. Çünkü dünya –bizim dünyamız– bu dijital hizmetler üzerinden yürüyor. Seyahat sektörü bu dijital araç ve hizmetlerin peşine nasıl düştüğünü yeniden düşünmeli ve bünyesine aldığı sosyal alanların parçası olan gerçek sosyal deneyimler inşa etmeli: havaalanları, havayolları, oteller, resort’lar, destinasyonlar, turlar ve aktiviteler, lokantalar.

Geçtiğimiz yılın sonlarında sosyal medya hesaplarımda –ki bu biraz ironik– bir paylaşımda bulunmuştum. Eğer Facebook, Twitter ve benzerleri, sosyal medya güdümündeki bir toplumun endişeyi tetikleyen bu haliyle ilgileniyorsa, neden “like”ları ve favorileri platformlarından kaldırmadılar? Ayrıca Netflix’in reyting sisteminde yaptığı değişikliklerden de ders almak lazım. İçi boş, anlık geri bildirim döngüleri olmasaydı ne gibi bir ürün ortaya koyabilirlerdi? […]

Seyahat önemli bir noktada duruyor. Burası en büyük tüketici ve teknoloji trendlerinin ilk olarak test edildiği yer. Sektörün rolü ise, hızlandırılmış “permanxious” hayatları yavaşlatmak için insanları cesaretlendirmenin bir yolunu bulmak. Bu, seyahat sektöründeki çoğu oyuncunun rolü, hatta oyun oynamayı unutan seyahatçilerin bile.

Kaynak: Ad Age