Bir Rönesans Adamı: Ali Poyrazoğlu

MediaCat'in Temmuz sayısında Ali Poyrazoğlu ile sanattan ticarete, yaratıcılıktan verdiği eğitimlere kadar pek çok konuyu konuştuk.

05.07.2012 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

42 yıldır tiyatrocu, 20 yıllık köşe yazarı, 18 yıldır üniversitelerde eğitim veriyor… 35 tane oyun çevirdi, 380 bölüm televizyon dizisi yazdı ve yönetti. 100’e yakın talk show’un yanı sıra 60 filmde başrol oynadı…

Sanatçı kimliğiyle öne çıkan Ali Poyrazoğlu’nun başka bir yönü 15 senedir yaptığı yönetim danışmanlığı… Farklı disiplinlerde var olmanın yaratıcılığa etkisine inanan, tecrübelerini üniversite hocalığı, çevirmenlik, köşe yazarlığı, televizyon programcılığından gelen bilgilerle birleştiren Poyrazoğlu "Kendimden bir Rönesans adamı çıkarmaya çalışırım" diyor.

MediaCat’in Temmuz sayısında Ali Poyrazoğlu ile sanattan ticarete, yaratıcılıktan verdiği eğitimlere kadar pek çok konuyu konuştuk.

Banu Öğüt’ün röportajından bazı başlıklar şöyle:

Şirketlere verdiğiniz yönetim danışmanlığına akıl ortaklığı diyorsunuz… Nedir akıl ortaklığı?
Bu akıl otaklığı işini 15 senedir yapıyorum. Büyük şirketlerin, kurumsal yapıların akıl ortağıyım. Bu işin içinde inovasyon, motivasyon, yeni bakışlar üretmek, marka manifestoları, marka derinliği yaratmak, günün değişimine göre farklı yöntemler keşfetmek, yeni yönetişimsel metotları inceleyip onları Türk insanının, yöneticisinin ve çalışanının karakterine uyabilecek hale getirmek var.

Bu işe nasıl bir motivasyonla başladınız?
Türkiye’de bir değişim başladı bundan 15-20 yıl önce. Ben bu değişimin bir parçası oldum. Çünkü ben kendim ticaret yapıyorum, 42 yıllık tiyatro patronuyum ki bu çok zor bir ticarettir. 12 yıl boyunca İstanbul’un gece hayatının en çok iş yapan mekânlarından Yeşil Kabare’yi ve Kulüp 12’yi işlettim. 380 bölüm dizi üreten bir televizyon şirketim vardı. Bunlar ciddi ticaret ve yönetim becerileri gerektiriyor. Ondan önce de babam ilaç sektöründeydi. Babam erken yaşta ölünce ben ilaç sektörünün ortasında kaldım. Eczaneler ve ilaç laboratuvarları vardı.

Tiyatrocu kimliğiniz sizi nasıl besliyor tüm bu işleri yaparken?
Hem pratik hem teorik olarak bu kadar şeyi biriktirmenin üstüne stand-up’çı ve konuşmacı yeteneğimi koydum. Çünkü insanların karşısına çıktığım zaman güldürerek, bir daldan bir dala geçiş yaparak onları çok eğlendirirken aynı zamanda en ciddi ve vahim hallerle ilgili tespitler yapıp birlikte düşünme yöntemlerini kullanıyorum. Beni dinleyenler sıkılmadıkları aksine eğlendikleri için ve beni dinlemelerinin dışında onları gerçekten motive ettiğim ve manen zenginleştirdiğim için büyük şirketler; ilaç şirketleri, bankalar, sigorta şirketleri, lojistikçiler, inşaat firmaları benimle çalışmayı tercih ediyor.

İçinizdeki iş adamını keşfetmiş biri olarak iş adamlarının da içindeki sanatçıları keşfetmelerine yardımcı olduğunuz söylenebilir mi?
Aynı zamanda kurumların da içlerindeki yaratıcı zekâyı ortaya çıkarmaları gerekiyor. Kendini yenileyemezsen geleceğe parlak bir yürüyüş yapamazsın ve ufalırsın. Sürekli arayış içinde olmazsan bulunduğun hali ölçemezsin ve dolayısıyla yönetemezsin. Ölçebilmek için de kurumların ve bireylerin de sadece ticari zekâlarını değil, duygusal zekâlarını da bilmesi gerekiyor.

Ticaret yaptığınızı söylüyorsunuz. Sanatla ticaret işini bir araya getirmekten imtina ederler…
İşin yöneticilik tarafında da sanattaki hünerini göstermelisin. Yöneticilik de sanatçılık gibi büyük bir zekâ, sezgi gücü, koku alma gücü ve insan sevgisi ister. O yanlış anlayışın değişmesi için uğraşıyorum ben Türkiye’de. İş adamlarının büyük bir kısmı ve sanatçıların da yarısı benim gibi düşünüyor. Öteki türlü düşünemeyenler yalan söylüyorlar. Derinmiş gibi duran ama derin işler çıkarmayan insanlar ortalarda geziyor. Tüketicinin ne istediğini koklayacaksın, trendleri takip edeceksin, izlenip izlenmediğini ölçeceksin. Bu sanatta da geçerli, sonuçta bilet satılıyor.