Bir iş ünvanından fazlası

Facebook Twitter Google+ LinkedIn+Büyük yeniliklerin yaşandığı bir zamanda yaşıyoruz. Buna benzer bir gelişme daha önce 90’larda yeni medyanın ve özellikle internetin yükselmesi döneminde yaşanmıştı. Bir anda stratejistler, planlamacılar, yaratıcılar, hatta müşteriler, ajanslar ve mecra sahipleri arasındaki sınırlar belirsizleşmişti Yeni kitabımı yazmayı henüz bitirdim. Adı ‘Co-opportunity’ olacak. Bu ‘cooperate’ (işbirliği yapmak) ve opportunity (fırsat) kelimelerinin birleştirilmesinden […]

01.09.2009 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Büyük yeniliklerin yaşandığı bir zamanda yaşıyoruz. Buna benzer bir gelişme daha önce 90’larda yeni medyanın ve özellikle internetin yükselmesi döneminde yaşanmıştı. Bir anda stratejistler, planlamacılar, yaratıcılar, hatta müşteriler, ajanslar ve mecra sahipleri arasındaki sınırlar belirsizleşmişti

Yeni kitabımı yazmayı henüz bitirdim. Adı ‘Co-opportunity’ olacak. Bu ‘cooperate’ (işbirliği yapmak) ve opportunity (fırsat) kelimelerinin birleştirilmesinden oluşan bir kelime. (Türkçe’ye nasıl çevrilebileceğini bilmiyorum ama bu kelimenin İngilizce’de çok hoş bir tınısı var.) Bu yazımda ise kitabın altbaşlığı, yani ‘A Manual for World Builder’ (Dünya İnşacıları için Elkitabı) hakkında bir şeyler karalamak istiyorum.

DÜNYA İNŞACISI
‘World Builder’ bir çeşit iş unvanı –bu yeni unvanı şimdiye kadar karşılaştığım sayısız insanla paylaştım. ‘Sürdürülebilirlik’ fikri, çoğu zaman yalnızca dünyaya verdiğimiz hasarı azaltma anlamında kullanılır. Akla hemen azaltmak, kısmak, dönüştürmek, düzenlemek gibi kelimeleri getirir. ‘Yeşil’ kelimesi ise neredeyse her zaman bir ‘geri’ dönmeyi ifade eder. Doğaya geri dönmek, eski yöntemlere geri dönmek vesaire… Oysa yeni kitabımdaki örnekler yeni ve daha iyi şeyler yapan insanlarla ilgili. Bu bir ütopya başlatmak anlamına gelmiyor. Daha çok yaratıcı iyimserliğe tekabül ediyor. Bugün sosyal medya ya da sosyal girişimler diye tasnif edilebilecek fikirlerin çoğu tümüyle insanlar arasındaki işbirliğini artırmakla ilgili. Sözgelimi Freecyle (bir internet topluluğu) gibi programlar yoluyla insanlar, eski eşyalarını atmak yerine onları kullanabilecek başka insanlara verebiliyorlar.
Bu iş unvanının hikayesi benim için biraz geçmişe gidiyor. Bundan on yıl önce kendi başıma bir şeyler yapmak üzere St Luke ajansından ayrıldığımda, o zamanlar müşterim olan İsveçli bir televizyon ve internet start-up’ında çalışan Annie Wegelius’tan çok değerli bir tavsiye almıştım. Annie bana “Bırak, gelecek seni uzmanlaştırsın” demişti: “Bir unvana sahip olduğunda o unvan senden yalnızca yeteneklerinin belli bir karışımını talep eder. Oysa o unvanın dışına çıktığında yeteneklerini uygulamaya geçirmede çok daha serbest olabilirsin. Bazen bir stratejist olabilirsin. Bazen bir fikir insanı olabilirsin. Bazen bir üretici olabilirsin. Bazen bir yazar olabilirsin. Bazen bir akıl hocası olabilirsin. Bazen bir konuşmacı olabilirsin. Bazen bir araştırmacı olabilirsin. Bazen de bir trend analisti olabilirsin…” Annie haklıydı. Bu şeylerin hepsi ve daha fazlası da oldum.
“Bırak, gelecek seni uzmanlaştırsın” çok iyi bir tavsiye. Bunun bir nedeni esnek olduğunuzda daha çok şey –ya da en azından daha ilginç ve daha çeşitli işler- yapabilmemiz. Bu tavsiyenin gerçekten iyi bir tavsiye olmasının ikinci nedeni ise kendimizi (şirket tarzı) bir iş unvanı ile sınırladığımızda yeteneklerimizin yarısından daha azını kullanmamız. Ancak her şeyden önemlisi, kimliğinizi yalnızca bir iş unvanına yaslanarak belirleyemezsiniz, bunun için çok daha geniş bir inançlar ve değerler setine dayanmanız gerekir. Böylece inşa ettiğiniz şey içsel olarak tanımlanır ve sizin kimliğinize dönüşür. Ve o şey hayatınızın işi olur. Benim için bu iş dünya inşacılığıdır.
Şimdiye kadar yazdıklarım nedeniyle meselenin kişisel bir olarak algılanmasına neden olmuş olabilirim. Aslında mesele biraz kişisel ama biraz da kişisel değil. Eğer kim olduğunuz ve ne yaptığınız konusunda kendinizi daha çok özgür bırakırsanız çevrenizdeki toplumun ihtiyaçlarını karşılama konusunda daha yetenekli olabilirsiniz. Umarım müşterilerim beni esnek ve tutkulu buluyorlardır ve yine umarım beni, nereye varmak istedikleri konusuna odaklanmış, yalnızca kendi gündemine ve tarzına saplanıp kalmamış biri olarak görüyorlardır.
BİZİM GÜNDEMİMİZ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
Malum, tüm bu yeşil konusu veya daha geniş bir şekilde ifade etmek gerekirse sürdürülebilirlik çağımızın en önemli meselesi. Ebeveynlerimiz soğuk savaştan, nükleer diplomasiden, post-kolonyalizmden söz ediyorlardı. Biz ise iklim değişikliğinden, enerjiden, finansal istikrardan, gıda ve sudan, biyoçeşitlilikten, ormansızlaşmadan bahsediyoruz. Bir de elbette açlık ve insan hakları meseleleri var. Biz bu meseleleri çözemezsek gelecekte insan toplumları diye bir şey olmayacak. Şimdilerde büyük ekonomiler, şirketler ve siyasi örgütler bu meseleleri çözmeye odaklandıkları için bugün esas iş yenilikçilere düşüyor.
Hızlı bir değişim çağında yaşadığınızda eski birimler, bölümler ve tanımlar daha az anlam ifade ediyor. Bu, suların yükselmesi sonucu daha önce birbirinden ayrı olan yerlerin birleşmesine benziyor. Büyük yeniliklerin yaşandığı bir zamanda yaşıyoruz. Buna benzer bir gelişme daha önce 90’larda yeni medyanın ve özellikle internetin yükselmesi döneminde yaşanmıştı. Bir anda stratejistler, planlamacılar, yaratıcılar, hatta müşteriler, ajanslar ve mecra sahipleri arasındaki sınırlar belirsizleşmişti. St Luke’taki kararlarımızın birçoğunu şekillendiren de bu değişimdi –bizimle müşterilerimiz arasında departmanlar, hiyerarşiler ve bariyerler yoktu. Bu global meseleler ağının bir sonucu olarak şimdilerde, 90’larda yaşadığımız şeyin çok daha büyük bir ölçekte gerçekleştiğini düşünüyorum. Bütün bu meseleler şimdi birleştiler, tek bir mesele haline geldiler. Doğru çözümlerin bu meselelerin hepsine birden temas etmesi gerekiyor. Nihai çözüm ise insan hayatını, ekonomilerini ve toplumlarını yeniden dizayn etmek.