‘Başarılı ajanslar iş elimden alınacak diye korkmamalı’

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yeni yurtdışı tanıtım konkurunun açıldığı bugünlerde konu hakkında MediaCat'e konuştu...

04.09.2009 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yeni yurtdışı tanıtım konkurunun açıldığı bugünlerde konu hakkında MediaCat’e konuştu. Ankara’nın Opera semtinde bulunan makamında ziyaret ettiğimiz Günay’ın reklam sektörüne mesajları var.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, şu anki kabinenin en çok dikkat çeken bakanlarından biri kuşkusuz. Bu, yalnızca bulunduğu bakanlığın ilgili olduğu alanların haber yaratma konusundaki yüksek potansiyelinden değil, aynı zamanda Günay’ın kendi kişiliğinden de kaynaklanıyor. CHP genel sekreterliğinden AKP milletvekilliğine, oradan kültür ve turizm bakanlığına uzanan siyasi kariyeri, şu anda kültür ve turizm alanlarında sergilediği hızlı, proaktif ve güleryüzlü performansı, yaptığı özgürlükçü çıkışlar, medya ile olan yakın ve sıcak iletişimi ve bazen de ünlü isimlerle girdiği tartışmalar onu sürekli olarak gündemde tutuyor.

Günay, üstlendiği bakanlık görevinin sonucu olarak aldığı kararlar ve yaptığı çalışmalarla reklam dünyasını da yakından ilgilendiren bir bakan. Türkiye’nin yeni yurtdışı tanıtım konkuruna start verildiği bugünlerde kendisini Ankara’daki makamında ziyaret ettik.

Kültür ve Turizm Bakanlığının makam binası, Ankara’nın Opera semtinde, meşhur Devlet Opera ve Balesi binasının tam karşısında bulunuyor. Hemen arkasında bulunan Etnoğrafya Müzesinin de mimarı olan Arif Hikmet Koyunoğlu’nun imzasını taşıyan bu tarihi bina, 1926 yılında Türk Ocağı’nın merkezi olarak inşa edilmiş. Bir zamanlar bizzat Atatürk’ün de izlediği çeşitli tiyatro ve opera temsillerine de evsahipliği yapan, ardından çeşitli devlet kuruluşları arasında birçok kez el değiştirdikten sonra şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığının makamı olan bu görkemli binayı Bakan Günay da çok seviyor. Bunu, söyleşiden hemen sonra, daha önce bu binanın arkasında bulunan, 1980’den sonra inşa edilmiş ancak etrafındaki mimari dokuyla hiç uyuşmayan ek binayı yıktırdığını gururla söylemesinden anlıyoruz.

Bu güzel ve tarihi binada ziyaret ettiğimiz Günay’la yurtdışı tanıtım ihalesinden başlayarak, son günlerde başlatılan demokratik açılım sürecinde kendi bakanlığının nasıl bir rol üstlenebileceğine kadar birçok şey konuştuk.

Reklam dünyasının bakanlığınızdan en önemli taleplerinden biri yurtdışı tanıtım konkurunun her yıl tekrarlanmaması, en azından üç yıldan bir yapılması yönünde. Bu konudaki yasal düzenleme yapılması için gündeminizde bir çalışma var mı?

Daha önce bakanlığımızla Reklamcılar Derneği arasında uygulama konusunda bazı bakış açıları farklılıkları olmuş. Dernek geçtiğimiz yılki çalışmalarımızın içinde yer aldı. Büyük firmalar, büyük ajanslar girsin diye ihale için önceki yıldan farklı bazı yöntemler geliştirmeye çalıştık. İhale toplu yapılırsa, dolayısıyla yüksek meblağlar söz konusu olursa dünya çapında katılımlar olur dendi. Bunu denedik ama geçerlilik sağlayamadık. Yine aynı yöntemi deneyeceğiz.

Bir yandan da ihale bir yıllık olduğu için bu kısa süreli işlere büyük firmalar girmez deniyor. Bu, yasadan kaynaklanan bir sorun. Biz bu yasa değişikliği konusunda öteki kurumların ve ilgili bakanlıkların görüşlerini her yasada yaptığımız gibi soruyoruz. İhaleyi iki yıla üç yıla çıkarma konusunda olumlu görüş alırsak böyle bir yasa değişikliğini düşüneceğiz. Ama şöyle bir uyguluma yapıyoruz zaten: Bir yıl bizimle çalışmış ve yüksek performans sergilemiş olanlar, gelecek yıla olumlu bir değerlendirmeyle başlıyorlar, bir artıyla başlıyorlar. Yani ikinci yıl sundukları tekliflerin yanı sıra, biz o başarı kıstasını da bir ölçü olarak değerlendiriyoruz. O yüzden bizimle çalışıp başarılı olan, ertesi yıl iş elimden alınacak diye korkmamalı bence, ertesi yıl bu işin yine onlar tarafından sürdürülebileceği konusunda olabileceği kadar güvence ortamı da yaratmaya çalışıyoruz.

İhalenin yıllık olması kampanyanın içeriğini de etkiliyor. Konkuru aynı ajans kazansa bile yeni bir strateji, yeni bir iletişim yolu, yeni bir slogan sunulması gerekiyor. Bunu aşmaya yönelik neler yapıyorsunuz?

Aslında sürece baktığınız zaman, birçok ajans çalışabiliyor bizimle. O yüzden gerek konsept konusunda, gerek strateji konusunda, gerek görsel içerik konusunda hepsinin eskiden bu yana ciddi dosyaları var. Biz son yıllarda bu dosyaların geliştirilmesi konusunda yeni talepler ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Resmin altındaki Türkiye logosunun ya da sloganının kapatılması halinde de oradaki imajın Türkiye’yi çağrıştırmasını istiyoruz.

Böyle Türkiye’yle özdeşleşecek bir görsellik yakalamak için taleplerimizi sadece ihale eşiğinde ajanslarla konuşmuyoruz. Biz geçen yıl ihale sürecine girerken bu konuda bir arama konferansı da yaptık. Benzer bir çalışmayı bu yıl yine yapacağız. Çünkü tanıtım çok önemli. Turizmin çok önemli ayaklarından birisi. İşin önemli bir kısmı konaklama tesisleri, seyahat acenteleri ve tur operatörleri ise gerisi de tanıtım. Bütün bu zenginliğimiz ciddi bir tanıtım kampanyası yaratılmazsa heba olup gidebilir. Bunun farkındayız, bunun bilincindeyiz. Ve bu alanda bize, gerek ajansların gerek Reklamcılar Derneği gibi profesyonel meslek kuruluşlarının yaptığı her türlü telkini, yararlanma anlayışı içinde, içtenlikle almaya ve uygulamaya çalışıyoruz. Kopukluk yok aramızda.

Peki, ihaleyi daha uzun süreler için bir yapmak üzere gerekli yasal düzenlemenin gerçekleştirilmesi için somut takvim telaffuz etmek mümkün mü?

Biz bir süreç başlattık zaten ancak yasa çıkarmak çok zor. Bizim parlamentomuzda yasal düzenleme sistemi çok ağır işliyor ne yazık ki. Birkaç maddelik bir yasa için aylarca sırada bekliyorsunuz. Bir zaman, bir takvim vermem mümkün değil ama öyle bir niyetimiz var.

Söyleşinin tamamını MediaCat’in Eylül 2009 sayısında okuyabilirsiniz.

Söyleşi: Aşkın Baysal