‘Bağımsızlıktan asla taviz vermeyiz’

W+K Başkanı Dave Luhr, Brand Week Istanbul'un merakla beklenen isimleri arasında.

28.10.2014 - 08:54 | Melis Madanoğlu Sözer

W+K Başkanı Dave Luhr, Brand Week Istanbul'un merakla beklenen isimleri arasında.
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

“Bir network’e dâhil olmayı düşünür müsünüz?” sorusu karşısında Dave Luhr‘un Cannes‘da verdiği cevap hâlâ hafızalarımızda: “W+K 30 yıl içinde çok sayıda insanın emeğiyle şu an bulunduğu noktaya geldi. Şu an 9 ortak var ve 1200 kişi çalışıyor. Bu işten sadece dokuz kişi zengin olur. Diğer 1200 kişiye büyük haksızlık olur. Ayrıca, bizim en büyük zenginliğimiz kültürümüz. Neden bu zenginliği satmak isteyelim ki?” Aynı soruyu bu röportaj için sorduğumuzda yine benzer bir yanıt aldık Luhr’dan: “İnovasyon ve yaratıcılığın bağımsızlığa bağlı olduğuna inanıyoruz. Bu noktada da bağımsızlıktan asla taviz vermeyeceğiz.” Brand Week Istanbul‘da heyecanla beklenen konuşmacılardan olan Wieden + Kennedy Başkanı Dave Luhr, etkinlik öncesi sorularımızı yanıtladı.

Bağımsız olmak neden bu kadar önemli?

Bağımsız olmak, kâr ya da zarar tablosuna bağımlı olmamak demek. Daha uzun vadelerle ve daha geniş bir bakışla fikir oluşturabilme özgürlüğümüz var. Wieden+Kennedy dönemsel raporlara ya da hisse değerlerine bağımlı bir şekilde yönetilmiyor. Bağımsız olduğumuz için yönetici pozisyonundaki çalışanlarımız arasında kendi işimizden çok müşterilerimizin işlerine önem verenlerin sayısı daha fazladır. Bir ajansta para ve ROI endişesi baskınsa gerçek yaratıcılığa odaklanmak imkânsıza yakındır. Kanıt için, bir zamanların gururlu ve güçlü bağımsız ajanslarının satıldıktan sonra kaybettikleri kültürlerine, hareket kabiliyetlerine ve yaratıcılık konusundaki saygınlıklarına bakmanız yeterlidir. Komik ve tuhaf olansa, para mefhumuna odaklanmış bu ajansların W+K’den daha düşük kâr oranlarıyla çalışmalarıdır. Bu noktada da bağımsızlıktan asla taviz vermeyeceğiz.

W+K Başkanı Dave Luhr, Brand Week Istanbul'un merakla beklenen isimleri arasında.

Bağımsız bir ajans olmanıza rağmen kendi içinizde bir network’sünüz. Yedi ülkede ofisiniz var. Büyüme konusuna yaklaşımınız ve uzun vadeli planlarınız neler?

Sekiz ofisimiz olması bizi daha az bağımsız yapmaz. Birçok rakibimizin aksine bizim her ofisimiz sıfırdan yaratıldı çünkü herhangi bir ajansı alıp kapısına logomuzu yapıştırmaya inanmıyoruz. Bugün müşterilerin de beklediği güçlü, uyumlu kültürü yaratmanın yolu bu değil. Büyüme planımız basit: Müşterileri rakiplerinden farklılaştıran harika işler yapalım ki daha fazla müşteri bizimle çalışmak istesin. Gelecekte birkaç ofis daha açacak olsak da “rakam” oyununa dâhil olmuyoruz. Bugünün dünyasında müşteriler 180 ofisli bir ajansı ne ister ne ihtiyaç duyar ne de maliyetlerini karşılayabilir.

Peki, müşterilerinizle ilişkilerinizde son sözü kim söylüyor?

Markamızla ilgili en harika şey, müşterilerimizin rakiplerimizden daha farklı çalıştığımızı bilmeleri. Bu nedenle ilişkimizin başından itibaren bu bilinçle bize geliyorlar. Bize geliyorlar çünkü güçlü bir dış bakış istiyorlar. Saygınlığımız sayesinde farklı çalışmamıza olanak sağlayan nitelikteki müşteriyi -büyük ölçekli küresel firmalar dahil- çekiyoruz. Ve eğer son söz bizim düşüncemize sürekli olarak ters düşüyorsa müşterimizle ilişkimizi saygı çerçevesinde sonlandırmaktan da kaçınmıyoruz ki biz rakiplerimizin çoğuna göre daha uzun süreli ilişkiler kuruyoruz. Müşteriler W+K ile onlara sağladığımız sonuçlar için birlikteliklerini sürdürüyorlar.

Neredeyse 30 yıldır W+K’desiniz. Reklam dünyası için son derece uzun bir süre bu. Nedir bu uzun birlikteliğinizin sebebi?

Tam olarak 27 yıl. İki sebepten burada kaldım. Birincisi; Dan Wieden‘ı, onun ve ajansının duruşunu seviyorum. İkincisi; nereye gidecektim ki? Burada işe başladığımda Portland, Oregon’da 30 kişilik bir ofis vardı sadece. Bugün, dünyada sekiz ofisimiz ve 1200 çalışanımız var. Açıkçası, kariyerimin nereye gittiğini düşünmeye fırsat bulacağım tembel günlerim olmadı pek. Onun yerine bu yolculuğun tadını çıkardım.

Türk ajanslar hakkındaki fikirleriniz neler? Türkiye’de de bir ofis açmayı düşünür müsünüz?

Dürüst olmak gerekirse Türk ajansları pek de iyi tanımıyorum. İstanbul’a gelmemin bir nedeni de bu. Türkiye kesinlikle ilgi çekici bir ülke, Doğu ve Batı arasında gerçek bir geçit. Amacım Türkiye pazarı hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak ve yaratıcılıkta iz bırakan markaları tanımak.