‘Baba evinden ayrılmak için çok erken’

Alametifarika kreatif direktörleriyle içten bir sohbet.

15.04.2016 - 10:26 | Haluk Kasarcı

'Baba evinden ayrılmak için çok erken'
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Sektörün genç ve başarılı iki kreatif direktörü Odisseas Sevsevme ve Ozan Özüm Özbey’le “Alamet ekolü”nü, ajansın dijital dünyaya uyum sürecini ve her yaz başı sektörün aklını meşgul eden ödül meselesini konuştuk. Söz Alamet’ten mezun olup farklı bir yol çizme meselesine geldiğindeyse “baba evi” ağır bastı.

“Alametifarika’nın en güçlü yanı enerjisi. En değerli eşyası cep telefonu. Dayanamadığı şey sıradanlık. En zayıf yanı ise her türlü dağınıklık ve pasaklılık.” Ajans üç yaşındayken Alametifarika’yı kişileştirdiği pasajı bu sözlerle noktalamıştı Uğurcan Ataoğlu. Bu sözler bugün ne kadar isabetli dersiniz?

Odisseas Sevsevme: Altına imzamı atarım. Alamet Batı kalitesinde iş yapmayı kendine hedef koyan ama bir o kadar da topraklarımızın sesi olan bir ajans. Cep telefonu şu an da en değerli eşyası. İşimiz değişiyor, televizyon elbette ölmeyecek ama cep telefonu ekranı da bir o kadar güçlü olacak. Dolayısıyla cep telefonu için daha da kıymetli diyebiliriz.

Ozan Özüm Özbey: Dağınıklık kısmı önemli. Bizde sistemsizlikten gelen bir sistem var. Deneyimli dahi olsalar farklı ajanslardan gelenler bir süre “Ne oluyor lan burada” diyebilirler. Müşteri temsilcileri yoktur, müşteriyle direkt muhatapsındır. Keskin iş bölümleri yoktur, üzerine fikir ürettiğin her işin parçasısındır. Bütçesinden, müşteriyle görüşmelerine, revizyonuna, yönetmen toplantısına, çekimine, montajına kadar bizzat içindesindir her şeyin. O dağınık, pasaklı olma hali -kesinlikle kötü bir şey değil- hâlâ devam ediyor. Bu bizi kaslandıran, her an her şeye hazır hale getiren bir durum. Bu aracısız olma hali, hem biz hem de müşterilerimiz için bir avantaj.

Alametifarika’ya gelen müşteri, şu “dijital” işi yapsa yapsa Alamet yapar, diyerek gelmiyor; katılır mısınız bilmiyorum. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?

OS: Bizim “meşhur” olduğumuz, iyi bildiğimiz iş biliyorsunuz televizyon filmleri. Tevazu sınırlarını aşmayalım ama biz bu işi iyi yapıyoruz ve insanlar bunun için bize geliyorlar. Önceliğimiz tabii ki orası ama şartlar değişiyor. Facebook’a Twitter’a tabii ki belli bütçeler ayrılacak ama bugün mobilde de, ister YouTube’a ister Instagram’a çalışın, hazırlayacağınız şey bir video. Dolayısıyla “dijital işler” için hiçbir zaman ortaya atılmadık belki ama önümüzdeki dönemde de bu söylediğim durum dolayısıyla oklar bizi gösterecek.

OÖÖ: Yaptığımız işin yer aldığı yeni bir mecradan bahsediyoruz aslında sadece. Yeni yapılanmamız kapsamında “dijital dünya” hakkında bilmediklerimizi bize öğretecek yapıları katıyoruz bünyemize. Bu arada, Lassa için yaptığımız Sen Bizim Ardamızsın işi bizzat dijitalden çıkıp sonrasında televizyona taşınmıştı. Ki bunu sağlayan da ürettiğimiz videonun çok iyi olmasıydı. Seed etmeden, beslemeden 10 milyon izlenmeye ulaştık. Çokokrem ekmekleri yine dijitalde başladı, 2-3 senedir televizyonda devam ediyor. Böyle örnekler çok.

'Baba evinden ayrılmak için çok erken'

Odisseas Sevsevme, Ozan Özüm Özbey

YouTuber’ları ne denli ciddiye alıyorsunuz?

OS: Tabii ki ciddiye alıyoruz. OHADiyorum diye, Burakoyunda diye kanallar var, adamların her koyduğu 200 bin, 500 bin izlenmeye ulaşıyor. Çok acayip şeyler oluyor. Kinder çikolatasını alıp açıyor, içindeki oyuncağı yapıyor adam, milyonlar izliyor. Durum böyleyken orayı takip etmek durumundayız. Ediyoruz da.

OÖÖ: Oradaki kitle ne izliyor, nereden besleniyor sorularına yanıt almak için ciddiye almak zorundasınız. Elbette ki gördüğümüz şeyi reklam dönüştürürken kendi filtremizden, markalarımızın filtrelerinden geçirmekle mükellefiz ama orada popüler olan espriyi, oyunu, gündemi yakalayabilmek adına çok önemli bir besin kaynağı. Son derece ciddi şekilde takip ediyoruz.

26 Temmuz 2013’te Odi demiş ki: “10 tane fikrin olacağına fındık kadar insight’ın olsun.” Bu önemli bir mukayese. Mesele, aslında bu mu?

OS: Mesele biraz bu aslında. Önemli olan birine 10 tane, 20 tane fikir anlatmak değil; o fikirde tüketiciye dair ne yakaladığını anlatmak. Onu bulduğun zaman tüketiciyi ikna etmek kolay.

Alametifarika bugüne dek birçok mezun vermiş bir okul, malum. Sizler için de ufukta görünüyor mu kendi yolunuzda gitmek?

'Baba evinden ayrılmak için çok erken'OS: Ben altı senedir Alamet’teyim, şu an öyle bir plan yok. Tabii şartlar ne gösterir bilmiyorum, ne bileyim Serdar Abi “Kardeşim çok teşekkür ederiz bugüne kadar yaptıkların için” derse başka bir yol haritası çizilir.

OÖÖ: Ben tespite katılıyorum. Bugün TBWA’de, Rafineri’de sektörün önde gelen ajanslarında lider rolde olan insanların yolları bir şekilde Alamet’le kesişmiş. Bu önemli bir gösterge. Buraya iş görüşmesine gelen insanlara söyleriz zaten. Alamet bir ekoldür “geyiği” gerçektir aslında. Serdar Abi zor bir adam. Bunca yıllık tecrübesine ve bu meslekte elde edebileceği her şeyi elde etmesine rağmen…

OS: Bizden genç duruyor bu arada…

OÖÖ: Bu seviyede, bir reklamcının hayal ettiği çoğu şeyi yapmış biri. Her gün bize “Çocuklar şunu okudunuz mu? Ben şunu okudum, siz de okuyun, konuşalım. Coldplay’in yeni klibini gördünüz mü? O tekniği bulup yapalım” gibi şeyler söyler. Biz Serdar Abi’yi olabildiğince sömürme dönemindeyiz. Kısacası bizim için baba evinden ayrılmak için çok erken.

Yaratıcı iş etkili iş ayrımı Alametifarika’da kafaya vura vura öğretilen bir mesele mi?

OÖÖ: Serdar Abi “biz yaratıcı falan değil, KOBİ’yiz” der. Yaptığımız şeyi Kapalıçarşı esnafının yaptığına benzetir hatta. Bizim işimiz markalar adına bağırmak ve o sırada tezgahın önünde olan insanların ilgisini, dikkatini çekmek. Bir de yaratıcı deyince böyle Cihangir’e sıkışmış bir şey gibi duruyor, o yüzden kaşındırıyor onu bu ifade sanıyorum.

Ödül meselesinde ajansın duruşunu biliyoruz. Kurumsal karar bir yana, siz ne düşünüyorsunuz o hususta?

OÖÖ: Ben tam bir Alamet insanıyım abi, sen bunu sorduğun sırada damarlarımda Serdar Abi’nin sözleri dolanıyor. Gerçek mi değil mi etkisinden belli olur. Birincisi, bizim hakikaten o meşhur “Cannes dönemine” çalışacak vaktimiz yok. İkincisi bizim için başarı word’e yazdığımız bir lafın sokakta dolaşması; markanın arayıp reklamdan sonra satış şöyle şöyle patladı demesi; Annemin “Oğlum şu reklamı izledim ne güzel olmuş, siz mi yaptınız” dediği reklamın bizim olması. Bundan daha büyük ödül yok. Sen Alamet’te böyle işler yaptığın sürece herhangi bir ödülün getireceği “saygı” Alamet’te sana illa gösterilir zaten.

OS: Alkış aldıysak bize yetiyor. Başka ajansa yetmeyebilir. Ne bileyim network ajansıdır, üzerinde uluslararası bir baskı vardır ödül konusunda, o zaman saygı duyarım. Biz bağımsız olduğumuz için, yerli olduğumuz için hesap verdiğimiz tek merci müşteriler. Diğer yandan “ödül mesaisi”, “müşteri mesaisi”nden alıyor; ödül son hafta, gazetelerin Anadolu baskısında, bir defaya mahsus yayınlanan bir şeyle geliyorsa… Üzücü. O zaman müşterine değil, kendine çalışıyorsun demektir. O da aslında yaptığımız işe tamamen aykırı.