Ayşegül İldeniz ve Robert Cialdini büyüledi

Teknoloji ve belirsizlik aynı sahnede.

18.11.2015 - 12:20 | MediaCat

9
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Brand Week Istanbul’un Lütfi Kırdar ayağının birinci günü Marketing Day’de ilk sahne alanlar sırasıyla Intel Yeni Teknolojiler Bölümü Dünya Başkan Yardımcısı Ayşegül İldeniz ve bugüne kadar 2 milyondan fazla satan İknanın Psikolojisi kitabının yazarı Dr. Robert Cialdini oldu.

Ayşegül İldeniz ve Robert Cialdini büyüledi

Teknoloji insan dünyasında nasıl yer almalı

Ayşegül İldeniz, dinleyicileri -kendi ifadesiyle- geleceğe doğru bir tura çıkarırken; teknoloji şirketlerine de bir öneride bulundu: Yapılması gereken, teknolojik ürünler geliştirmekten ziyade insanların gündelik hayatlarında kullandıkları ürünlerin içinde nasıl yer alınabileceğine odaklanmak! İldeniz’e bunları söyleten, Intel’in bilişim sektöründe, mikro işlemci üreten bir şirket olmanın ötesine geçmesini ve moda sektöründe kendisine yer edinmesini sağlayan geçtiğimiz yıl ürettikleri akıllı bilezik MICA (My Intelligent Communication Accessory).

Silikon Vadisi’nden, trendlerden ve dünyanın nereye doğru yol aldığından bahseden Ayşegül İldeniz, sadece düşler kurduğumuz bir dünyayı geride bıraktığımızı, artık düşleri gerçekleştirebildiğimiz ve gerekli araçlara sahip olduğumuz bir dünyada yaşadığımızı ifade etti. Meşhur Uzay Yolu filmini de eleştirmeden geçmeyen İldeniz; popüler kültürün en sevdiği kült filmlerden biri olan Uzay Yolu’nun geleceğe dair tasarımlarımızı biraz sınırladığını belirtti. Hal böyleyken, bir teknoloji şirketinin de yalnızca mühendislerle çalışmaması gerektiğini söyleyen tecrübeli isim, teknoloji şirketlerinin çalışanları arasında sosyologları, antropologları ve tasarımcıları da bulundurması gerektiğini ve böylelikle farklı düşünme biçimlerinden ve birbirine benzemeyen akıllardan yararlanabilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Ayşegül İldeniz’e göre bugün dijital ekonomiyi belirleyen üç akım var:

  • Akıllı nesneler kendi kararlarını verebiliyor ve bize geri bildirim verebiliyor.
  • Akıllı nesneler günlük hayat dokumuzun bir parçası haline geliyor.
  • Akıllı nesneler eğitimli insanların yerini alıyor.

İldeniz bu üç akımın da bugün gerçekleştiğini iddia ediyor ve can alıcı olduğunu düşündüğü soruyu ortaya atıyor: Bu teknolojinin insanla ilişkisi ne olacak?

Ayşegül İldeniz ve Robert Cialdini büyüledi

Belirsizlik ortamında iknanın gücü

Bir yanda mesaj bombardımanı, diğer yanda geleneksel anlamlarından bağımsızlaşmış sözcükler ve aşırı bireyselleşmiş ve her biri kendi kişisel dünyalarını yaratmış insanlar… Belirsiz bir dünyada yaşadığımız malumunuz. Dolayısıyla, iletişimin ve pazarlamanın da gitgide zorlaştığı dünyamızda, Robert Cialdini’nin sözlerine kulak verebilmek daha da önem kazanıyor.

Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyal, siyasi ve jeopolitik belirsizlik ortamına atıf yaparak sunumuna başlayan Cialdini, belirsizlik ortamlarında insanların tercihlerini hür iradeleriyle yapmadıklarını, özgüvenlerini yitirdikleri için kendilerine verilenle yetinme eğiliminde olduklarını ifade etti. İknanın evrensel altı prensibinin böyle bir ortamda daha da çok işe yarayacağını belirten Cialdini, ilkelerini yeniden hatırlattı izleyicilere:

  • Karşılıklılık ilkesi: Unutmayın, koridorda yürürken rastladığınız bir insanın size gülümsemesini istiyorsanız, ilk gülümseme sizden gelsin. İnsanlar, kendilerine bir iyilik yapanlara karşılık vermeye daha meyilli oluyorlar çünkü kendilerini borçlu hissediyorlar. Öyleyse, tüketicilerinden karşılık bekleyen markalar, ilk adımı kendileri atmalı.
  • Az bulunma ilkesi: İnsanlar sahip olamadıklarını daha çok isterler. Bu yalnızca sınırlı sayıda üretilen bir ürün olmak zorunda değil; erişimi güç bir enformasyon da olabilir. Bir ürün, hizmet ya da kaynağın bol olmaması, insanları harekete geçiriyor ve sahip olma güdüsünü kışkırtıyor.
  • Otorite ilkesi: Herhangi bir paylaşım eğer bir uzmandan geliyorsa, doğru olduğunu varsayar insanlar. İsviçreli bilim adamlarının, dayanıklı tüketim malları reklamlarında ne kadar yoğun kullanıldığını hatırlayın.
  • Tutarlılık ilkesi: Tüketiciler, bir fikre ya da ideale bağlılık hissettiklerinde, bu fikir ya da ideali onurlandırmak konusunda daha istekli oluyorlar, çünkü kendi yansımalarını ya da temsillerini buluyorlar bu fikirlerde. Markalar, artık tüketicilere dair bilgileri daha kolay elde edebilecekleri araçlara sahipler. Öyleyse, onları daha iyi tanımalı ve iletişim dillerinde tüketicilerin kendileriyle bir benzerlik ya da ortaklık hissedebilecekleri unsurları merkezlerine almalı. Tüketiciler bu şekilde daha katılımcı oluyorlar. Cialdini ayrıca markalara şunu öneriyor: Markalar, insanlara ne düşündüklerini değil, ne önerdiklerini sunmalı. İnsanlar önerilerini paylaşmayı severler.
  • Toplumsal kanıt: Belirsizlik anlarında insanlar, herhangi bir şeyin kaynağına inip onu keşfetmeye çalışmaktansa, yüzeydeki görüngülere odaklanıyorlar. Sosyal medya ve sınırsız dijitalleşme çağında, bir ürünü almadan önce, o ürüne dair yapılan kullanıcı yorumlarını dinlemek insanlar için daha belirleyici.
  • Hoşlanma ilkesi: İnsanlar, bir fikrin ardındaki insana ya da bir ürünün satıcısına önem veriyor. Kullandığı kelimeleri, anlatım tarzını ya da görünüşünü beğenirlerse, söylediklerini daha fazla ciddiye alıyorlar. Fiziksel stereotipler hâlâ geçerliliğini koruyor.