Ayça Şen’le hakara makara yaptık

Hafta içi her gün 16.00- 19.00 arasında Radyo D’de program yapan Ayça Şen, ‘Ayça Şen Başkan ile Hakara Makara’ isimli programını ve yayında kendisine neden geciktirici takıldığını anlattı…

13.04.2012 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Hafta içi her gün 16.00- 19.00 arasında Radyo D’de program yapan Ayça Şen, ‘Ayça Şen Başkan ile Hakara Makara’ isimli programını ve yayında kendisine neden geciktirici takıldığını anlattı…

Memo nasıl?
Memo iyi, ne yapsın…

Sizin kafalar birbirine uyuyordur… Çocuk gibi çalışıyor sanki sizinki de…
Çocuk gibi çalışıyor doğru, ama büyüdüm, hayat beni ciddileştirdi. Çok sinirleniyorum hatta. Eskiden çok çocuk gibiydim, şimdi biraz daha içe kapanık çocuk gibiyim.

Size ‘şahsına münhasır’, ‘farklı’ diyorlar her fırsatta. Üzerinizde baskı oluşturuyor mu?
İnsanlar senin üzerine bir ezber bindiriyorlar. Kendi kafalarındaki modern, çılgın, batıya bakan, kimseyi takmayan, tavırlı insan neyse onu yüklüyorlar bana. Bu da hiç hata kaldırmıyor onların gözünde…

Fenalık gelmiyor mu?
Çok gıcık bir şey. Sorumluluğu fazla. Ama ben sallamıyorum çok…

Programın adındaki ‘Hakara Makara’yı Başbakan’dan ödünç almışsınız…
Öyle enteresan bir memlekette yaşıyoruz ki artık bütün değerler birbirine girdi. Benim politik duruşu olan
biri olmadığımı biliyor herkes. Kendime göre bazı görüşlerim var tabi ama… Kemalist’i de demokratı da Hakara Makara’yı seviyor. Bu sadece bir isim. O sırada ortada o vardı. Güzel bir isimdi, koyduk.

Sizinle çalışmak zor mu? İnsanla ne yapacağınız belli olmaz diye çekiniyorlar sizden sanki…
Yok zor değil; ama çekindiklerini hissediyorum. Bazen işime geliyor bu. Özellikle çalışırken etrafımda çok insan sevmem ben. Gereksiz sosyalleşmelerden hoşlanmam. Benim yüzümden uyarı almaz kurum. Hem politik değilim, hem estetik sahibiyim. Sadece programda değil hayatın her yerinde çiğ olmamak lazım…

Size geciktirici takıyorlarmış…
Demek ki muamelemden hoşnutlar… Şaka şaka… Yayındayken dilimin kemiği yokmuş gibi bir imaj veriyorum. Halbuki var. Aha bu kadar hem de…

(Röportaj: Ömür Şahin)