Avrupa’nın en büyüklerinde iki Türk inşaat firması

Deloitte'un hazırladığı "Avrupa İnşaat Liderleri 2008" adlı raporda, Avrupa'nın en büyük 100 halka açık...

15.01.2009 - 11:42 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Deloitte’un hazırladığı “Avrupa İnşaat Liderleri 2008” adlı raporda, Avrupa’nın en büyük 100 halka açık inşaat şirketinin yöneticileriyle yapılan görüşmelerden hareketle, sektörün sorunları, küresel krizin etkileri ve potansiyel fırsatlar değerlendirildi. Raporda ciroları itibarı ile Avrupa’nın en büyük 100 inşaat şirketi de sıralandı. Listede Türkiye’den ENKA 21. , Tefken ise 99. sırada yer aldı.

Deloitte, Avrupa’nın en büyük 100 halka açık inşaat firmasının katılımıyla yapılan araştırmadan elde ettiği verilerle hazırladığı “Avrupa İnşaat Liderleri 2008” raporunu yayınladı. Raporda inşaat sektöründeki sorunlar, küresel krizin etkileri, riskler ve olası gelişmeler kapsamlı bir şekilde analiz edildi. Rapora göre, küresel mali kriz nedeniyle kredilerde yaşanan ciddi daralma sektör için önemli bir sorun ve risk oluşturuyor. Ancak yaşanan tüm güçlükler ve olumsuzluklara rağmen Çin ve Hindistan ile diğer gelişmekte olan ülkelerde alt yapı yatırımlarının devam etmesi Avrupa inşaat sektörü için fırsat yaratıyor.

Raporda Avrupa’nın en büyük 100 inşaat ve taahhüt firması cirolarına göre sıralandı. Bu yılki listede Fransız VINCI, yaklaşık 26 milyar Euro’luk cirosuyla ilk sırada yer aldı. İkinci sırada 18,9 milyar Euro ile, yine bir Fransız firması olan Bouygues SA; üçüncü sırada ise Alman Hochtief AG 16,7 milyar Euro’yu bulan cirosu ile yer aldı. Deloitte araştırmasında Enka İnşaat, 3,1 milyar Euro’luk cirosuyla 21. sırada, Tekfen İnşaat ise de 577 milyon Euro ile 99. sırada listede kendilerine yer buldu.

Risklerle birlikte fırsatlar da var

“Avrupa İnşaat Liderleri 2008” raporunun sonuçlarını değerlendiren Deloitte Türkiye Danışmanlık Ortağı ve Gayrimenkul ve İnşaat Endüstri Lideri Cem Sezgin şunları söyledi:

“Krizle birlikte likiditenin daralması sektör için ciddi bir risk oluşturuyor. Ön ödemeler zamanında yapılmıyor, müşteriler ve taşeron firmaların mali durumları bozuluyor, finansman ve sigortaların maliyeti yükseliyor. Buna karşılık hükümetlerin durgunluğu engellemek için alt yapı projelerine daha fazla kaynak ayırmaya başlamaları bu riski biraz dengeliyor. Özellikle global enerji ağının ve yatırımlarının şekillenmesine yönelik endüstriyel taahhüt projelerinin çok da fazla sekteye uğramaması bekleniyor. İnşaat ve yapı sektörlerindeki canlanmanın aslında tüm ekonomi için iyileşme sinyalleri olacağının herkes farkında. Diğer bir olumlu nokta ise başta Çin ve Hindistan olmak üzere gelişmekte olan ülkelerde altyapı yatırımlarının devam etmesi. Bu da sektör için ciddi bir fırsat oluşturuyor. En büyük 100 inşaat ve taahhüt firması sıralamasında bu yıl ülkemizden de iki firmanın yer alması bizi mutlu etti.”

Kar marjı düşük sektör

Avrupa inşaat ve taahhüt sektörüne yön veren ilk 100 firmanın 75’i, 2007’de gelirlerini artırmaya devam etti. Kurum başına ortalama gelir artışı yaklaşık 288 milyon Euro olarak gerçekleşti. Liste birincisi Fransız VINCI ise, 2007 yılını 4 milyar Euro gibi rekor bir gelir artışıyla kapatma başarısı gösterdi. Firmaların karlılıkları ise ortalama yüzde 4,6 oldu. Bir önceki yıl ortalama karlılık % 5,1 seviyesinde gerçekleşmişti.Zaten çok yüksek olmayan kar marjlarındaki bu %10’luk düşüş, yaşanan rekabet ve sektörün geçirdiği zor dönemlerin belki de en net göstergesi.

Konut firmaları hariç tutulduğunda inşaat sektöründe kar marjlarının yüzde 2 ila 5 gibi düşük oranlarda gerçekleştiği biliniyor. Bu nedenle inşaat sektöründeki maliyet yönetimi kritik bir önem kazanıyor.

Son yıllarda inşaat sektörünün tedarik zinciri yönetiminde ciddi başarılar elde ettikleri vurgulanan raporda şirketlerin iyi bir tedarik zinciri yönetimi ile maliyetlerini azalttığı ve karlılıklarını artırmaya çalıştıkları ifade ediliyor. Deloitte’un Avrupa İnşaat Liderleri 2008 raporunda tedarik zinciri yönetiminin aynı zamanda sözleşmelerden kaynaklanabilecek hataları da önleyerek önemli maliyet kayıplarını başından engellediğine işaret ediyor.

Gelişmekte olan ülkelerdeki altyapı yatırımları

İnşaat sektörü için özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki kamu altyapı yatırımları önemli bir potansiyel ve fırsat anlamına geliyor.

Deloitte’un Avrupa İnşaat Liderleri 2008 raporuna göre önümüzdeki 10 yılda dünya altyapı yatırım projelerinin %70’i Çin ve Hindistan’da gerçekleşecek. Küresel ekonominin yeni yıldızı Çin tek başına bu projelerin %60’ını gerçekleştirme aday görünürken, altyapı yatırım projelerinin %10’u Hindistan’da hayata geçecek. Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri arasında yer almaları ve en kalabalık iki ülkesi olmalarının yanı sıra bu iki ülke muazzam büyüklükteki coğrafyaları ve buna denk düşen altyapı yatırım harcamalarıyla inşaat sektörünün iştahını kabartmaya devam edecek.

Büyük altyapı inşaat projelerinde Hindistan ve Çin’i, Rusya ve Brezilya izliyor. Ekonomik büyüme potansiyelleriyle öne çıkan ve içinde Türkiye’nin de yer aldığı 11 ülke ise hava alanı, karayolu, elektrik ve haberleşme gibi altyapı yatırımları açısından inşaat sektörüne fırsat sunan en dinamik pazarlar arasında yer alıyor.

Türkiye’de inşaat 2007’de hız kesmedi

İnşaat sektöründe ülke performanslarına da yer veren Deloitte raporunda dünyanın en büyük 17. ekonomisine sahip olan Türkiye’nin 2007 yılında % 4,5 oranında büyüdüğü vurgulanırken, ülkede yaşanan inşaat patlamasının 2007 yılı itibarıyla bir yavaşlama sürecine girdiği ifade ediliyor. Rapora göre 2007 yılının üçüncü çeyreğinde sanayideki %5,4’lük büyümeye karşın küresel mortgage krizinin de etkileriyle yılın son çeyreğinde sanayideki büyüme % 0,5 düzeyinde gerçekleşti. Buna rağmen hızlı nufus artışı ve depreme dayanıklı konut ihtiyacı, 2007 yılında da inşaat sektörünün performansını artırmaya devam etti. 2006 yılında 20 milyar Euro’luk inşaat hacmi, 2007’de 24 milyar olarak gerçekleşti.

2007 yılında Türkiye’de gündemin genel seçimler gibi bazı politik gelişmelere odaklanması, 2006 yılında %10,4 olarak gerçekleşen kamu harcamalarındaki artış oranının 2007’de %5,2’ye kadar gerilemesi, özel sektörde ise harcamaların bir önceki yıla göre %20,3’ten radikal bir şekilde %6,3’e düşmesi, olumsuz etkilerini inşaat sektöründe de gösterdi.

Likiditenin azalması ve borç maliyetlerinin artmasının yanı sıra büyük kamu projelerinin ertelenmesine karşın kamu yönetimin yap-işlet-devret modelinin yaygınlaşması için yasal düzenlemeleri yapması ve yabancı şirketlere kamu projelerinde çalışma olanağı tanıması olumlu gelişmeler olarak nitelendiriliyor.