Asch’in odasında yaşamak

“1950’li yılların ünlü psikologu, Pennsylvania’da bulunan Swarthmore College’dan Solomon Asch, gerçekleştirdiği bir dizi deney sonucunda...
01.12.2010 - 00:00
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

“1950’li yılların ünlü psikologu, Pennsylvania’da bulunan Swarthmore College’dan Solomon Asch, gerçekleştirdiği bir dizi deney sonucunda insanların bilgiyi gruplar halindeyken tek başlarına olduklarından farklı şekilde yorumladıklarını ortaya koymuştu.

Grup halinde bilgiyi yorumlarken birbirlerinden etkileniyorlar, kendi yargılarını geri plana itmek anlamına gelse bile birbirleriyle benzer yorumlarda bulunuyorlar. Bir diğer deyişle, belirli bir önerme diğerleri arasından sıyrılıyor –ya da ivme kazanıyor- ve odadaki herkes o öneri üzerine yoğunlaşıyor.

Günümüzde ise durum farklı oysa (…) çok daha büyük bir odada, çok daha geniş bir grup ile birlikte oturuyoruz. Bu devasa sanal oda, sürekli olarak genel geçer yargıları görünür kılan modern medya tarafından besleniyor. Örneğin haber bültenlerinde anlatılan hikâyeler sanki o bülteni izleyen herkes belirli değerlere ve davranış kodlarına inanıyormuş gibi yansıtılıyor.

(…) 10 yıl önce böyle bir durum söz konusu dahi olamazdı çünkü medya kanallarının, özellikle de gazetelerin sunduğu fikir yelpazesi çok daha genişti, çok daha farklı kanallardan beslenebiliyorduk. (…) Birbirine taban tabana zıt sosyal ve politik modeller görebiliyorduk. (…) Bugün ise bize sunulan, global anlamda kurumsallaştırılmış tek bir model var; o da refaha ve zenginliğe övgüye dayanıyor.

Gelişim sürecinde olan monoküler bir toplumda yaşıyoruz, duvar üzerindeki tek bir noktaya bakan milyarlarca göz söz konusu. Onlarca farklı web sitesi olmasına rağmen insanlar tekrar tekrar belirli web sitelerini ziyaret etmekte ısrarcılar. Google ve benzeri arama motorları bizi özellikle çoğunluğun ziyaret ettiği sitelere yönlendirmek üzere tasarlanmış durumda.

(…) Bu durum kaçınılmaz olarak belirli bir yöne doğru güçlü bir ivme yaratıyor ve bu hareket içinde hepimiz bir şekilde genel akıma teslim oluyoruz. Yani Asch’in ‘oda’sı bir anlamda global hale geldi.

(…) New York Times yazarı David Brooks bir makalesinde şöyle diyor: ‘Burada asıl önemli olan, hızlı iletişimin bilinçsiz bir konformizme yol açmış olması. Oysa ki dünyanın dört bir yanından onlarca farklı fikre ulaşmanın mümkün olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Yani aslında çok farklı bakış açılarından beslenmek mümkün.’”

MARK ROEDER’IN SATIRLARI
Yukarıda yazılanlar, “The Big Mo – Why momentum now rules our world” isimli kitaptan yaptığım alıntılardan oluşuyor. Yeni yıla girerken Mark Roeder’ın kaleme aldığı bu kitabı mutlaka okumanızı öneriyorum, gelecekte ne gibi zorluklarla karşılaşabileceğimize ilişkin ciddi içgörüler sunuyor. Eski bir bankacı olan Roeder, tıpkı herhangi bir spor takımının kazanması –ya da kaybetmesini- belirli ivmelere bağladığımız gibi, şirketlerin yönetimini de ivmeye bağlıyor.

“Büyük şirketler ivmenin yarattığı etkiye karşı daha savunmasız oluyor çünkü ivmenin meydana gelmesi için gerekli koşullar bizzat bu şirketlerin iç dinamikleriyle oluşuyor. Yani kurumların bu denli büyümesinde etkili olan tüm nitelikler bir süre sonra aleyhlerine çalışmaya başlıyor.

Bu iç dinamikler ivme sörfçülerinin (momentum surfers) yönetici pozisyonlarına yükselmesi ve iş ortamındaki konformizm düzeyinin artmasıyla farklı bir boyut kazanıyor. Tüm bu dinamiklerin birbiriyle etkileşime girmesi, günümüz şirketlerinde işlerin gerçek bir stratejik bakış açısıyla değil, ivme gücüyle yürüdüğünü gösteriyor. Yani her şey akışına bırakılıyor. (…)

Aslında görünen o ki, firmalar performans değerlendirmelerini rakiplerine kıyasla ne noktada oldukları üzerinden yaptıkları için ivme etkisinin tuzağına düşüyorlar. (…)

Sir Isaac Newton’ın ivme için geliştirdiği çok basit bir formül var: Herhangi bir objenin kütlesi ile hızının çarpımı olarak tanımlıyor ivmeyi Newton. Kütle ne kadar büyükse ve ne kadar hızlı hareket ediyorsa, ivmesinin de o kadar fazla olduğunu söylüyor. (…) Günümüz iletişim ortamını Newton’ın fizik kuralları temelinde değerlendirirsek, sürekli gelişen ve değişen (hız) büyük meselelerle (kütle) uğraştığımızı ve bu sebeple iletişim dünyasında ciddi bir hareketliliğin söz konusu olduğunu söylemek mümkün.

Günümüzün global ortamında her şey giderek otomatikleştikçe, ivmeyi durdurmak üzere bir sürtünme kuvveti yaratmak imkânsız bir hâl alıyor. (…) Rüzgarda sürüklenen yapraklar misali, belirli güçler tarafından belirli noktalara yönlendiriliyoruz.”

Mutlu yıllar.

2011’de sürtünme kuvveti yaratabilmek dileğiyle…