Artırılmış gerçeklik kontrolü ele geçirebilir mi?

Keiichi Matsuda'yla geleceği tasarlamak üzerine...

20.09.2016 - 09:52 | Tuğba Dülger Özöğretmen

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Bu yıl Brand Week Istanbul‘un en etkileyici isimlerinden biri olan tasarım danışmanı, film yapımcısı ve sanatçı Keiichi Matsuda’yla interaktif ve fiziksel unsurların iç içe geçtiği bir düzende kontrol mekanizmalarının işleyişini ve artırılmış gerçekliğin markalara nasıl bir oyun alanı sağlayabileceğini konuştuk. Matsuda’yı dinlerken üzerine düşünülmesi gereken önemli bir soru var: Geleceği kendi elleriyle tasarlayan biri gelecekten neden korkar?

“Critical design” hikâyeniz nerede ve nasıl başladı?

Bu konuya merakım üniversitede başladı. Mimarlık okudum ama bunu, ona bağlı olan tüm unsurların ihtiyaçlarını karşılayan ütopik bir çevre tasarımı üzerinden yaptım. Bir süre zorluk çektim. Yazılım/platform ilişkisinin üç boyutlu bir tasarımın içine gömülü olduğu, son derece karmaşık bir gelecek hayal ediyordum. Hayal ettiğim dünya, yalnızca tek bir mimar ya da planlamacının vizyonuyla değil, çok sayıda tasarımcı tarafından yaratılabilirdi.

Neticede bu durum beni ütopik tasarım modelinde özgür bıraktı ve önümde eleştiriye açık bazı alanlar yarattı. Bu büyük ihtimalle benim için bir başlangıçtı.

Çalışmalarınız sanal ve fiziksel formların iç içe geçtiği ütopik düşüncelerin gücünü yansıtıyor. İnteraktif ve fiziksel araçların bu denli kaynaştığı bir çevrede kontrol mekanizmaları nasıl işleyebilir? Böyle bir düzende kontrol kimde olacak? Bireylerde mi yoksa düzeni inşa eden sistemlerde mi?

Bu müthiş bir soru ve yanıtı biz şu anda bunları konuşurken şekilleniyor. Artırılmış gerçeklikten oluşan alanlar aynı zamanda denetimli alanlar olsalar da, sistem temelinde bakarsak, kontrolü ele geçirmeleri için büyük bir potansiyel olduğunu söylemek mümkün. Ancak meseleyi çok geç olmadan anlayabilirsek bir koruma mekanizması geliştirme şansımız var.

Gelecek, bazı yönleriyle beni korkutuyor. Böyle baktığınızda Hyper-Reality gibi filmler benim için kontrolü bir parça ele alabilmenin bir yolu. Umuyorum ki insanlar bu filmi izleyince, geleceğe dair bazı olasılıkların -ve tehlikelerin- farkına daha fazla varırlar.

Günlük hayatın içinde konumlanan dijital teknolojiler zaman ve mekân algılarımızı nasıl değiştirir dersiniz?

Üç boyutlu teknolojilerle bu denli barışmamız duyular üzerinde büyük bir kontrol elde etmemizi sağladı. Mekân algısı ortada. Sizi bambaşka çevrelere taşıyabilir, ufacık dairenizi açık arazideymiş gibi hissettirebiliriz. Zaman her zamanki gibi akıyor ama fiziğin diğer kurallarına müdahalede bulunmaya başlayabilir, yerçekimiyle oynayabilir, uçmanızı sağlayabilir ya da size diğer bazı süper güçler verebiliriz. Hayal gücümüzü biraz daha zorlarsak, bu şekilde verimlilikte bir artış ummak bile mümkün.

Yapay zekâyla birlikte elde etmek istediğimiz her türlü bilgi, fiziksel dünyada gerçek zamanlı olarak ulaşılabilir olacak. Bunun; çalışma alanlarında, eğlence ve sosyal alanlarda olağanüstü çıktıları var.

Hyper-Reality projenizde markalı bir gelecek tasarımı görüyoruz. Gelecekte artırılmış gerçekliğin böylesi aşırı formları markalara nasıl avantajlar sağlayabilir?

Şu aşamada teknolojiyi nesnelerden ibaret olarak düşünüyoruz; telefonunuz, tabletiniz ya da internet erişimi sağladığınız diğer cihazlarınız. Doğrusu bu durum böyle kalmayacak. Benim filmlerimde yansıttığım gelecek, cihazları umursamıyor. Bunun yerine teknoloji daha çok dünyayı görüş biçiminizi değiştiren bir filtre gibi sunuluyor.

Bu, özellikle de “branding ve lifestyle marketing” konseptleri böylesine yakınken markalar için inanılmaz fırsatlar sunabilir. Artırılmış gerçeklik aracılığıyla markalar dünyayı görme şeklinizi etkileyecek filtreler yaratabilir ve marka değerlerini gerçek dünyaya aktarabilirler.