Arianna Huffington konuşuluyor

Dün gerçekleşen Digital Age Konferansı’nda yeni medyanın toplumsal hayatı ve iş yaşamını nasıl etkilediği konusundaki görüşlerini paylaşan Arrianna Huffington’ın sözleri bugün medyada yankı buldu.

14.10.2011 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Dün gerçekleşen Digital Age Konferansı’nda yeni medyanın toplumsal hayatı ve iş yaşamını nasıl etkilediği konusundaki görüşlerini paylaşan Arrianna Huffington’ın sözleri bugün medyada yankı buldu.

Sabah Gazetesi’nden Barış Balcı, Digital Age ile ilgili yazısında Huffington’ın konuşmasında öne  çıkan medyanın dönüşümü ve şefaflık konularını kaleme aldı:

Arianna Huffington yaptığı konuşmada medyanın eskisine dönülmemek üzere yeni bir çağa girdiğini, bu çağda hükümetler, şirketler ve diğer bütün kurumların bu çağda şeffaflığa zorlandığını belirtti.

Gazetecilikte haberi yazıp noktayı koyma devrinin geçtiğini, artık haberle birlikte okuyucuyla da iletişimin başladığını söyleyen Huffington günde 1 milyar gösterimin yer aldığı sitesinde her an okuyucuyla bir iletişim yaşandığını belirtti.

Huffington gazetecilerle gerçekleşen panelde yeni medyanın ABD seçim kampanyasının büyük rol oynadığını Barack Obama’nın yeni medyadaki fırsatları görmeden seçimi kazanamayacağının altını çizdi. İfade özgürlüğünün saçma düşünceler yayınlama anlamına gelmediğini söyleyen Huffington yeni medyada asıl anahtar sözcüğün ‘güven’ olduğunu vurguladı.

İnternet’in Türkiye, Yunanistan gibi kültürlere çok uygun ortam yarattığını belirten Arianna Huffington bu coğrafyayı batı ile kıyaslayarak ilginç bir tespitte bulundu: "Batıda bir kişi konuşurken bir kişi de dinler. Türk ve Yunan kültürlerinde ise herkes konuşmak, kendini ifade etmek ister. Bu bence kötü bir şey değil ve sosyal medyanın Türkiye’de gelişmesine olanak sağlayan bir şey" Huffington ardından Huffington Post’un Türkiye’de lansman yapacağını da bildirdi.

SOSYAL MEDYADA STRATEJİ SADECE FACEBOOK’TA LIKE ETMEK DEĞİLDİR

Konferansa katılan diğer konuşmacılar da ilgi çekici sunumlarla konferansı zenginleşti. Sosyal medya gurusu olarak birçok uluslararası firmaya danışmanlık yapan Richard Stacey, sosyal medyada stratejinin sadece "Facebook’ta beni ‘like’ edin, Twitter’da takip edin"den ibaret olmadığını vurgularken yeni medya çağında markalar için iplerin tüketicilerde olduğu yeni bir dönem açıldığını söyledi. Stacy bu çağda markaların hikayelerinin olması ve "anlatıcı" bir pozisyonda pazarlama stratejisi geliştirilmesi gerektiğini belirtti.

HEDEF KİTLE ÖNEMLİ

Coca Cola Türkiye İnteraktif Pazarlama Müdürü Yüce Zerey de basitliğin markalar için önemli olduğunu, akıcı ve markayla tüketici arasında bağ kuran hikayelerin sosyal medyada ilgi gördüğünü söyledi. Markalar için sosyal medya mecrasının kendisinden ziyade o mecrayı kullanan kitlenin hedef kitleyle ne derece uyuştuğunun önemine vurgu yapan Zerey, Türkiye’de dijital kullanımın zenginliği sebebiyle dünyaya kıyasla çok nitelikli kampanyalar gerçekleştiğinin de altını çizdi.

Ekşisözlük kurucusu Sedat Kapanoğlu ise sosyal medyanın kendi dinamikleri olduğunu ana akım medyanın sosyal medyanın yeniliklerini takip edeceğinin altını çizdi.

Yazının devamın http://bit.ly/q2W14W adresinden ulaşabilirsiniz.

Hürriyet Gazetesi’nden Sevin Turan, haberinde Arianna’yı “Milyon dolarlık bebeğin annesi” olarak tanımladı ve Huffington ile ilgili izlenimlerini şu şekilde aktardı:

“Küçücük bir blogu 315 milyon dolarlık bir medya devine dönüştürdü” dedim ama Huffington’da hiç öyle milyon dolarlık insan havası yok. Uzaktan mesafeli ve sert bir insan gibi görünüyor ama aslında gayet mütevazı ve sıcak. Yerinden kalktığında 10 kişinin daha kendisiyle birlikte ayaklanmasından ve herkesin etrafında pervane olmasından rahatsız.

Hatta akşam yemeği masasında yanına oturduğumda, “Halsiz görünüyorsun biraz su içer misin?” diye kendi bardağını uzatacak kadar içten, bana hediye etmek istediği kitabı odasından alsın diye ilgililere anahtarını teslim edecek kadar rahat.

TÜRKİYE’Yİ İYİ BİLİYOR

Mütevazılığının dışında, Huffington’ın bende bıraktığı ikinci izlenim Türkiye’yi çok iyi biliyor olması. Daha önce defalarca buraya gelmiş. Kızlarından biri, bizzat Fener Rum Patriği Bartolomeos tarafından, İstanbul’da vaftiz edilmiş.

Anladığım kadarıyla, Huffington, Türk medyasını da yakından takip ediyor. Tutuklu gazetecilerin sayısından, ifade özgürlüğüyle ilgili yaşanan sıkıntılara kadar birçok konuda bilgi sahibi. “Hurriyet.com.tr” diyorum, “Sitenizi biliyorum. Çok da başarılı, değil mi?” diyor.

KÜRESELİN TEMELİ HUFFINGTON İÇİN YEREL

Huffington’ın Türkiye’ye duyduğu ilgi ve yakınlığın en önemli sebebi, Yunan asıllı olması. Cümlelerine sık sık, “Bildiğiniz gibi, biz Türkler ve Yunanlar…” diye başlıyor. Konuşmalarında bol bol kültürel referanslar kullanıyor. Dahası bulunduğu yerin kültürünü benimsemenin çok önemli olduğunu düşünüyor ve bu felsefeyi Huffington Post’a da yansıtıyor.

Örneğin, Kanada ve İngiltere’yle başlayan, son olarak Fransa’yla İngilizce dışındaki dillerde devam eden yerel Huffington Post’lar zincirinden bahsediyoruz. Yakın zamanda blogun Avrupa’nın başka ülkelerinin halklarıyla da ana dillerinde buluşacağının müjdesini veren Huffington, “Bizim için oradaki yerli gazetecilerle çalışmak çok önemli. Başarılı olmak için o ülkede kök salmamız gerektiğine inanıyoruz” diyor.

“TÜRKLER KONUŞMAYI SEVİYOR”

Huffington Post’un kök salmak istediği ülkelerden bir tanesi de Türkiye. Bu ülkeleri seçerken göz önünde bulundurdukları en önemli kriter oralarda internetin gelişim düzeyiymiş.

“Türkiye sosyal medya alanında dünya dördüncüsü. Çevrimiçi faaliyetler konusunda inanılmaz hareketli bir genç nüfusa sahip. Türkiye’de büyük fırsatlar var ve büyümeye de devam ediyor” diyen Huffington için bu aslında çok da şaşılacak bir durum değil. Neden? “Çünkü Yunan kültüründe olduğu gibi Türkiye’de de ilişkiler diyalog üzerine kurulu. Dolayısıyla sosyal medyanın burada başarılı olması sürpriz değil.”

(Haberin tamamına http://bit.ly/oZIOm4 adresinden ulaşabilirsiniz.)

Sabah Gazetesi’nden Nurdeniz Erken ise Digital Age Konferansı ile ilgili yazdığı haberde Arianna Huffington’ın konuşmasında vurguladığı sosyal medyanın kitlesel hareketleri hızlandırmadaki gücüne dikkat çekti ve yazısında şu satırlara yer verdi:

İnternet ve sosyal paylaşım ağlarının olgunlaştığını kaydeden Huffington, şöyle devam etti: "Gazeteciliğin geleneksel ilkeleri olan gerçekçilik, güvenilirlik, şeffaflık bu platforma taşındı. Yeni medya düzeninin çok sesliliğini bir orkestra şefi gibi yönlendiriyoruz. Bireysel olarak gazetecileri kandırabilirsiniz ama milyonlarca sosyal medya kullanıcılarını kandıramazsınız. Bu işe yaramaz."

(Yazının tamamına http://bit.ly/r1ylD2 adresinden ulaşabilirsiniz.)

Haberturk Gazetesi de Arianna Huffington’ın Digital Age Konferansa’na katılmasını “Huffington İstanbul’dan geçti!” başlığıyla yayınladı. HaberTurk Huffington’ın konuşmasından satır başlarını şu şekilde aktardı:

"MİLYONLARCA SOSYAL MEDYA KULLANICISINI KANDIRAMAZSIN"

Demokrasiyi yaşamak istiyorsak devletin ne yaptığını bilmemiz lazım. Gerçek doğru bir şekilde insanlara yansıtılmalıdır. Sosyal medyanın asıl gücü şeffaflık, hesap verilebilirlik. Bu kavramlar gelecekte her kurum için geçerli olacak. Dezenformasyon bulutundan bunaldık. Şeffaflık hiç olmadığı kadar önemli. Pek çok hükümet sosyal medyayı tehdit olarak algılıyor. Örneğin Çin’de büyük bir sansür var. Önce interneti yasaklayıp sonra gazetecileri davet ettiler. Bireysel olarak gazetecileri kandırabilirsin ama milyonlarca sosyal medya kullanıcılarını kandıramazsın. Bu işe yaramaz.

"WIKILEAKS BİLGİYE VE HÜKÜMETLERE BAKIŞI DEĞİŞTİRDİ"

Tüm dünyada şeffaflığa verilen önem artıyor. Wikileaks ile birlikte bilgiye, hükümetlere bakış biçimi değiştirdi. Bilgnin nasıl sansür edildiğini gördük. Wikileaks ile devletlerin açıkladıkları ve gerçekler arasında büyük farklılıklar vardı. Hükümetlerin gerçekleri büyük oranda maskelediklerini görmek ilginçti. Mesela Afganistan ile ilgili gizli ilişkiler Wikileaks’te ortaya çıktı. Obama bize işlerin yolunda gittiğini söyledi ama Wikileaks’in ortaya çıkardıkları hiç de öyle olmadığını ortaya çıkardı. Artık hükümetlerin gerçeği maskelemeleri eskisi kadar kolay değil. Artık bir devlet kurumunda ya da şirkette tam şeffaflık olmadan başarılı olmak mümkün olmayacak.

"İNSANLAR GERÇEK ÖYKÜLERİ TALEP EDİYOR"

İnternet bize inanılmaz şekilde veri, gerçek ve fikir bombardımanı verdi. Ekonomik krizde ekonomik verilere baktık. Ama rakamların arkasındaki öyküyü konuşuyor muyuz? Medyada bunu yapanlar öne çıkıyor. Sosyal medya bu anlamda büyük fırsatlar sundu. İnsanlara öykülerini anlatmasına izin vermelisiniz. Biz resesyonun insani tarafından öyküler şeklinde haberler sunduk. Buna paralel ilgi ve etkileşimi artırdık.

Markaların göz önünde bulundurmak zorunda oldukları gösterge ilgi göstergeleri. İnsanlar kendi aralarında konuşuyor. Kimse markaların kendisini konuşmaz. Bunu anlarsak çok daha olumlu sonuçlar alırız.

(Yazının tamamına http://bit.ly/r8UnpK sayfasından ulaşabilirsiniz.)

Milliyet Gazetesi’nden Aslı Aydıntaşbaş da Arianna Huffington ile onun medya dünyasındaki başarısı hakkındaki konuşmasına yer verdi:

Huffington’a göre azınlıkta kalınsa bile önemli olan aktif olmak. Dünya sesini yükseltebilen ‘aktif azınlıklar’ sayesinde değişir

Daha buraya gelmeden, Türk basını Arianna Huffington’a isim taktı: İnternet’in kraliçesi. Yanlış. Kurduğu Huffington Post’la Bush dönemine en sert muhalefet rüzgarlarını estiren, ve bununla da kalmayıp, isteyen herkese blog kurma imkanı tanıyan ‘vatandaş gazeteciliği’ sayesinde 300 yıllık gazetecilik geleneğini tepetaklak eden kadın, internet değil tam da ‘İtiraz kraliçesi’.

İster inanın ister inanmayın, dünyada Tahrir Meydanı’ndan Wall Street’e kadar uzanan bir isyan dalgası var ve Arianna Huffington bu dalganın en tepe noktasında başından beri düşmeden sörf yapan isim.

Yunan asıllı karizmatik yazar, 2005 yılında bir milyon dolara kurduğu Huffington Post’u 6 yıl sonra 2011’de 315 milyon dolara sattı. Huffington Post, sıradan bir internet sitesi değil. Milyonlarca okuru olan site, hem erişim, hem de nüfuz açısından neredeyse New York Times gibi devleri sollayıp medyada yepyeni bir düzen kurdu. Çin’den Tiran’a bir sürü genç yazar ve gazeteciye ilham oldu.Medyada artık kelli felli ‘köşe yazarları’dönemi, bu sayede bitti. Maç da, kale de, saha da bambaşka bir yerde.

Yepyeni iş modeli yarattı

Keskin makaleleri ve sansürsüz özgür görüşleriyle serbest bir platform yaratan Huffington Post, bununla da yetinmeyip internet üzerinden ileri geri her konuda fikir yazan sıradan insanların ‘para kazanabileceği’ yepyeni bir ‘iş modeli’ yarattı.

Belki de bu yüzden olacak, Arianna Huffington’un İstanbul’da Digital Age Dergisi tarafından düzenlenen konferansa katılımı, aynı dönemde şehirde olan İngiltere eski başbakanı Tony Blair’ın da Irak Dışişleri bakanı Hoşyar Zebari’nin de teşrifinden kat kat önemli sayıldı.

Digital Age Konferansı, gün boyu tıklım tıklımdı. Genç yazarlar, reklamcılar ve internet heveslileri, Kraliçe’nin ağzından çıkacakları dinlemek için gelmiş, geldiklerine de değmişti. Huffington kendini, annesini, internette kaliteyi ve nasıl para kazanılacağını anlattı. Anlatmakla kalmadı, ilham verdi. Kapanış oturumunda soruları yanıtlarken, bir yanına sansürlendiği gerekçesiyle NTV’den ayrılan Banu Güven’i, diğer yanına CNN Türk’den Ahu Özyurt’u aldı.

İtiraz kraliçesinin her adımı gibi, burada da bir anlam vardı muhakkak…

Günün sonunda Huffington’la sohbet edebildik. İnternetten nasıl para kazanılacağından tutun da, gün içinde neler yaptığına dair Arianna’nın hayatıyla ilgili bilmek istediğiniz her şey, zaten internette mevcut. Bense Türkiye’yi konuşmak istedim.

Sahi, 60 gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede gelip blog kurmaktan, site açmaktan söz etmek biraz fazla ‘fantazi’ kaçmaz mı? Sordum, ‘Bu durumda ben Arianna Huffington olmak istesem, hatta çıkıp bir yatırımcıyı da ikna etsem bile, Türkiye’de sizin yaptığınızı yapma imkanım var mı?’

Güldü. “Türkiye’deki durum tabii ki trajik. 60 gazetecinin hapiste olması bir yana, asıl sorun otosansür. Gazeteciler hükümeti kızdırmayacak şekilde yazmaya çalışıyor. Ama asıl sosyal medya da burada devreye gidiyor. Bir yerde bir ‘kıvılcım anı’ (‘tipping out’) olabilir.

Kıvılcım anı, Amerika’da son dönemde çok tartışılan bir konu. Ama ikna olmuş değilim. ‘Nerede ve nasıl?’ diye soruyorum. ‘Sesler yükseldikçe….İnternette herkesin yazı yazma imkanı var. Herkesin bir sesi var. Bak bugün bile internette bir çok kişi kendi bloğunu başlatıyor, Facebook’da yazıyor. Tarihe bakın. Tarihsel olarak baskı hiçbir zaman insanları durduramaz. Sosyal medya bu seslere bir platform veriyor. Gün doğmadan önceki saatler en karanlık olanlardır” diyor.

Bir an için ben bile medya açısından heyecanlanıyorum. Arianna devam ediyor; “Olan bitenin zorluğunu ve gazetecilerin mücadelesini de küçümsemiyorum. Ama unutmayın tarihte sosyal değişim için hep ‘belirleyici bir eşik’ vardır. Statükodan şikayetçi olanların net bir vizyona sahip olmaları lazım. Ondan sonra da kritik belirleyici eşiği yakalayabilirler. Bu eşik hiçbir zaman ‘çoğunluk’ değildir. Kritik eşik, sesini yükseltebilen bir azınlığın getirdiği değişimdir. Türkiye’de de aktif azınlık değişimi getirebilir.’ Azınlık, çoğunluk, halk, milli irade, muhalefet, eşik…. Burada çok duyduğumuz ama herkesin ağzında sakız olduğu için artık güvenmediğimiz kavramlar..

Markasını dünyaya yayacak

Huffington, internette bir şey yapmak isteyen gençlere tavsiyelerle devam ediyor: “Çoğunluk değilsiniz diye üzülmeyin. Önemli olan aktif olmak. Dünya sesini yükseltebilen ‘aktif azınlıklar’ sayesinde değişir.”

Röportajımız çok uzun sürmüyor. Arianna’nın bir telekonferansı, ardından da akşam yemeği var. Buraya gelmeden Fransa’da bir siteyle ortaklık anlaşması imzaladı. Kanada ve İngiltere’de kardeş siteleri var. Amacı ‘Huffington Post’ markasını tüm dünyaya yaymak. Türkiye’de kimlerle görüşüyorsunuz? diye soruyorum. “Herkesle, konuşmak isteyen herkesle” diyor ve hemen ardında “Sen de ilgilenir misin?” diye soruyor.

Yazının tamamına http://bit.ly/pdrrpD adresinden ulaşabilirsiniz.