Arda Turan’ın 10 bin saat artı 90 dakikası

Arda Turan; sahaya çıktığında izleyenleri 90 dakikaya nasıl sığdığına şaşırtan bir performans sergileyebilen özel bir yetenek. Aslında bunda şaşıracak bir şey yok çünkü Arda yeteneklerini 90 dakikada sergiliyor... Ama 10 bin saat artı 90 dakikada.
16.03.2016 - 10:38
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Eğer alanınızda dünya çapında bir ustalık düzeyine ulaşmak istiyorsanız ortalama 10 bin saat sıkı çalışmanız gerekir. Ya da 10 yıl. Bunu ben değil, Malcolm Gladwell söylüyor. “10 bin saat kuralı” olarak adlandırdığı iddiasını dünyadaki büyük yeteneklerin, dahilerin, ünlü sanatçıların, uzmanların, müzisyenlerin hayatlarını inceleyerek geliştirmiş.

Bill Gates, Beatles, Steve Jobs ya da Mozart… Ustalık dönemlerine ulaşmaları hiç de kolay olmamış. Gladwell, bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Gerçek uzmanlığa ulaşmak için, beynimizin, bilmesi gerekenlerle kaynaşması belirli bir zaman alıyor. Bu süre insanın vasat, iyi, çok iyi, en iyi olmasını belirliyor.”

Kahramanın yolculuğu

OPET’in yeni reklam filminin tanıtımı için gittiğimiz Barselona’da milli futbolcumuz Arda Turan‘la sohbet ederken onun da ustalık yolunda sıkı çalışmayla dolu zorlu bir 10 yılı geride bıraktığını düşündüm ister istemez.

Arda’yı dünya futbolunun zirvesine taşıyan sürecin detaylarıyla incelenmesi yalnızca gençler ve sporcular için değil, kafasına koyduğuna ulaşmak isteyen herkes için eminim çok öğretici olacaktır. Üstelik Arda’nın olağanüstü başarısının altında yatan nedenleri düşünmeye başlamak için harika bir çıkış noktasına da sahibiz.

Arda’nın yıllar önce, henüz top toplayıcı bir çocuk olarak çıktığı Ali Sami Yen stadında, bir başka futbol efsanesinin, Hagi’nin attığı gole sevincini hatırlıyor musunuz?

O günlerin Arda’sından bugünlerin Arda’sına uzanan yolun tesadüflerle örülmediğini hissettiren ne çok şey var bu kısacık anıda.

Barselona’da yüz yüze konuşurken, top toplayıcısı Arda’nın futbol yıldızı Arda olmasından başka bir ihtimal söz konusu bile olamazmış gibi düşündüm pek çok kez. Her ne kadar o, çocukluk günleri için, “Bayrampaşa’da Barselona vardı da biz mi oynamadık?” diye takılsa da, güler yüzlü samimiyeti ve yaptığı işe tutkusuyla insanda “Arda neredeyse, orası biraz Bayrampaşa biraz da Barselona’dır zaten” duygusu uyandırıyor.

Barselona’da, futbolculuğundan başka yönleriyle de olgunlaşmış bir Arda Turan bulduk karşımızda. Odaklanmanın, fark yaratmanın, hikayenin gücünü keşfetmiş. Algının önemini anlamış. Bir marka olduğunun farkında ve marka yönetiminin en temel ilkelerini özümsemiş bir Arda Turan. Öncelikle; “odaklanmanın gücü“nü keşfetmiş. “Sadece futbola odaklanıyorum. Diğer tüm işlerimi danışmanlara bırakıyorum.” diyor. 18 kişilik bir kadroyla çalışıyor.

Barselona dünyanın en değerli futbol takımlarından biri. Aynı zamanda Barselona şehrinin hatta Katalanların kimlik sembolü. Bir takımdan daha fazla değer taşıyor taraftarları için. Barselona’lı rehberimiz Tony de takımın fanatiği olduğunu anlatıyor. Tony, Arda’nın tek tip yüksek standartları olan Barselona takımına farklı bir renk kattığı düşüncesinde. Arda ise takımda öne çıkmak yerine takımın bir parçası olmaya çalıştığını belirtiyor. Ancak şunu da ekliyor: “Ben takıma agresiflik katıyorum. Böyle fark yaratıyorum.” “Atletico Madrid’deki hikâyem tamamlanmıştı.” diyor Arda. Barselona ile yeni bir hikâye ve yeni bir yolculuğa çıktığını düşünüyor.

Barselona’daki hikâye tamamlanınca yolculuk nasıl devam edecek diye sorduğumuzdaysa kafasında yeni hikâyesinin hazır olduğunu görüyoruz. Barselona’dan beş yıl sonra ayrılıp Türkiye’ye dönerek bizdeki futbol takımlarında bir sistem kurmak istiyor. Barselona’nın şehrin çok önünde bir kültür takımı olduğunu söylüyor ve Türkiye’deki takımların da Barselona gibi kültür takımlarına dönüşmesine yardım etmek istediğini anlatıyor heyecanla. Özellikle kulüplerin altyapı takımlarına bir standart getirmek istiyor. Altyapı takımlarında İngilizce eğitimi, psikolojik eğitim, davranış ve görgü, yaşam koçluğu gibi desteklerin de futbol kadar önemli olduğunu düşünüyor. Kendi yaşadığı sıkıntıları yeni yeteneklerin yaşamaması için çalışacağını söylüyor.

OPET’le Barselona’da bir gün

Arda Turan'ın 10 bin saat artı 90 dakikası

Arda Turan ve OPET Genel Müdürü Cüneyt Ağca

Markaların reklam tekliflerini değerlendirirken nelere dikkat ettiğini soruyoruz. Yükseliş dönemindeyken pek çok teklifi kabul ettiğini ancak şimdi daha dikkatli davrandığını söylüyor. Öncelikle, kendi markası ile reklamında yer alacağı markanın imajının ve değerlerinin örtüşmesi gerektiğini belirtiyor.

OPET’in “Barselona’da Bir Gün” isimli reklamında duygusal sahneleri canlandıran Arda, “OPET de benim gibi samimi ve sırları olmayan bir marka. Birlikteliğimizden güç doğsun, birlikte zirveye tırmanalım istiyorum.” diyor. OPET’i tercih etme nedenlerinden biriyse markanın kendi kategorisinin en sevilen markası olması. Gerçekten de OPET, MediaCat ve Ipsos’un gerçekleştirdiği “Türkiye’nin Lovemark’ları” araştırmasında kendi kategorisinde yıllardır birinci sırada yer alıyor.

“Evdeki dua timi her an hazır”

Hemen her futbolcu gibi Arda Turan da geçmişi zihninden derhal atıp “önümüzdeki maçlara bakmaya” son derece hazır ama bir farkla… O, önündeki maçlara sonsuz bir güvenle bakıyor. Niye diye sorarsanız, o muzip tavrıyla sizi şöyle yanıtlayacaktır: “Evdeki dua timi her an hazır çünkü.

Tabii Arda Turan bu esprisinin ardında da bir gerçek yattığının, ailesinin ve yakın çevresinin mutlak desteğini almanın öneminin farkında. Tıpkı, verimli ve odaklı çalışarak geçirdiği yılların kendisine sağladığı üstünlük ve avantajların farkında olduğu gibi.

Arda Turan; sahaya çıktığında izleyenleri 90 dakikaya nasıl sığdığına şaşırtan bir performans sergileyebilen özel bir yetenek. Aslında bunda şaşıracak bir şey yok çünkü Arda yeteneklerini 90 dakikada sergiliyor… Ama 10 bin saat artı 90 dakikada.