Alışveriş kültürü ders kitaplarında

“Öğrencileri küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim programları tasarlamak”. Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevlerine yapılan bu ek doğrultusunda ilköğretim ders kitaplarında alışverişle ilgili okuma parçaları bulunabiliyor. Çocuk, Genç ve Aile Psikiyatristi Yankı Yazgan’a çocukların alışverişe yönlendirilmesini etik bulup bulmadığını sorduk.

08.05.2012 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

“Öğrencileri küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim programları tasarlamak”. Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevlerine yapılan bu ek doğrultusunda ilköğretim ders kitaplarında alışverişle ilgili okuma parçaları bulunabiliyor. Çocuk, Genç ve Aile Psikiyatristi Yankı Yazgan’a çocukların alışverişe yönlendirilmesini etik bulup bulmadığını sorduk.

Günümüzün geçerli değerlerinden birisinin çok para kazanmak ve (kazanılan parayı başka kullanma yolu bulamayıp) bolca alışveriş yapmak olduğunu düşünürsek müfredat programına buna ilişkin bir parça koymaya kalkışmayı yadırgamadım.

Çocukları ister ticaret veya iyi alışveriş yapmak üzere yetiştirelim; ister kâr amacı gütmeyen kazanç sağlama, ya da salt geçim sağlama amaçlı yaşamak üzere yetiştirelim; eğitimi sadece pratik beceri kazandırma aracı olarak görmek, kazanmaları gereken pratik becerilere odaklanmak onların gelişimlerine pek bir olumlu etki yapmıyor.

Her dersin bir işe yaraması gerektiğine olan yaygın inanç sanki hayatımızın nasıl olacağı şimdiden belliymiş gibi bir ‘hazırlık’ yapmamız gerektiği düşüncesini doğuruyor. Zihnin gelişmesindeki edinimleri raflarda satacak malları bulundurmak biçiminde görünce, öğrenilen bilgilerin sadece ezberlenen ve belli durumlarda kullanılan bilgilerden ibaret olması da doğal. Alışveriş kültürünün kendisini öğretmesek de, öğrenci bir alışveriş yaparcasına bilgi edindiğinde, sadece lüzumlu olacağını sandığı şeyleri öğrendiğinde alışverişçi mantığa dayalı bir eğitim alarak zaten bu bakış açısını benimsemeye başlıyor.

EĞİTİM HEDEFİ NE OLACAK?

Elbette alışveriş kültürünü bir de ders alarak öğrenen çocuğun eğitim hedefi bir malı ucuza kapatmayı, ileride çok para edecek bir nesneyi minimum masrafla elde etmeyi, hatta bunun için gerekirse karşısındakini kandırabilmeyi (‘ee, kandırılmamak karşı tarafın sorumluluğu!’) öğrenmesi gerekiyor.

Topluma ve kendine yarar sağlayacak ticaret erbabı ya da iyi alışverişçiler yetiştirmeye ilkokuldan başladığınızda, bu amaca ulaşılabileceğine de inanmıyorum. Zira sadece sorusu çıkacak cevapları ezberlemeye dayalı bir eğitim ile kazanılacak çağdaş alışverişçilik becerilerine pek de güvenemeyiz.

Eğer çocuklar alışverişte mallar içinde en ucuzu seçme bilgi ve becerisini geliştirebilirlerse, bunun ölçüsü ne olacak?

Bir alışveriş merkezine girip oradan eli kolu dolu ama çok az para harcamış olarak çıkmanın gururu ile yetişeceklerse, burada bir yanılgı var.

Geleceği düşünebilmek insanın evrim süreci içinde ilerledikçe, bir anlamda doğallıktan uzaklaştıkça, kazandığı bir yeti; kendi ömrünün ötesinde bir yaşam tasarlayabildiği ölçüde kendisinin anlık ihtiyaçlarından uzun vadeli yararları düşünerek vazgeçen insan, ‘her şeyi maksimum’ bir tüketici olmayı ‘başaramıyor’.

ETİK PRENSİP İHTİYACI
Bu doğal (bir başka deyişle insanlaşma sürecine tabi olmamış) eğilimi pekiştirici bir ‘uyanık’ alışveriş eğitimi, ancak evrensel etik değerlere dayalı olduğunda sürdürülebilir olan alışveriş (ticaret, sanayi, üretim, tüketim) sistemini de sabote edecektir. ‘Sonuçodaklı’, hemen ve maksimum kazançlı olacak alışveriş eğitimi planlayanların, kendi ufukları ile sınırlı bir toplumu bile yaratmaları kolay değil.

Toplumsal koşulların, çocukları sadece kısa vadeli sonuçlara odaklanarak, kazanç getirmeyecek faaliyetlerden uzak durmaya sürüklemesi, bilim, sanat gibi toplumu ileriye götüren faaliyetlerin ihmalini doğurabilir.

ZARAR VERİCİ OLABİLİR

Alışveriş yapmayı maksimum kazanç sağlamanın ötesinde görebiliriz. Alışverişin parçası olduğu ticari-sınai faaliyeti aynı zamanda başkalarının beğenisine bir ürün sunma, ürünler arasından bir seçim yapma, kendi ihtiyaçlarını başkalarına da kazanç sağlayacak şekilde karşılama, kendisinin de başkalarının ihtiyaçları için bir şeyler üretmesini sağlama şeklinde bir boyutu da var. Bu boyutu kişinin toplumsal karşılıklılık (reciprocity) ya da toplumsal rol dağılımı içerisindeki yerini alma olarak gördüğümüzde, alışverişin insani ilişkilerin iş hayatına bir yansıması olduğunu da fark edebiliriz. O zaman bir etkeni daha açıkça görebiliriz: alışveriş ilişkilerini sadece kazançlı çıkmaya indirgemek, hele bunu ilkokul eğitiminin bir parçası kılmak toplumsal dokuya zarar verici olabilir. Temel etik ilkelerin kazandırılması alışveriş tekniklerinden daha anlamlı ve kalıcı bir kazanç sağlayabilir.