Ahmet Hakan: Hükümetin yaptığı karşı medyayı yok etme çabası

Gündem çok sıcak bu aralar. Hükümet medyayı, medya hükümeti suçluyor. Başbakan sözünü esirgemiyor...

12.09.2008 - 15:07 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Gündem çok sıcak bu aralar. Hükümet medyayı, medya hükümeti suçluyor. Başbakan sözünü esirgemiyor, kalemler kılıç gibi kuşanılıyor. Yaşanan tartışmalarla ilgili Hürriyet gazetesi köşe yazarı Ahmet Hakan ile görüştük.

Basın sektörü oldukça hareketli ve gergin günler yaşıyor son günlerde. Türkiye’de okuyan, düşünen ve yazan bir insan olarak kendinizi bu ara nasıl hissediyorsunuz?

Yaşanan gelişmeleri endişe verici buluyorum açıkçası. Hürriyet gazetesinde her gün yazı yazan bir insan olarak bencilce sayabileceğimiz bir duygu içerisindeyim. Kendi kişisel özgürlüğümü savunuyorum. Başbakanların müdahil olmadıkları, iktidarların bize karışmadığı, iktidarla kurduğumuz ilişkinin mesafeli olduğu bir gazetecilik faaliyeti içerisinde olmak istiyorum. Bütün isteğim bu. Yoksa Hilton ya da rafineri bizim işimiz değil. Basında her türlü iktidarla mesafeli bir ilişki için çaba sarf ediyoruz. Durduğum nokta budur.

Endişenizin sebebi ne tam olarak?

Hükümetin medya üzerinde uzun zamandır süren bir çalışması var. Bu çalışma hem kendi medyasını oluşturmak hem de cepheleşme yaratıp karşı taraf diye nitelendirilen medyayı yok etme çabası. Özellikle bu son çıkışı ile de bu durum aşikar hale geldi. Bir grubu yok edersiniz, başka grup çıkar. Türkiye’de çok sesli bir medya var. Bizim demokrasimiz eksiklerine rağmen işleyen bir demokrasi. Türkiye’de özellikle yazılı basının bir geleneği var. Bu gelenek, hükümetler karşısında – zaman zaman teslim olsa da – hep bir direniş içerisinde olmak… Bu önemli bir gelenektir ve yıkılamaz. Bu da bizim umudumuzu artırıyor.

Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki size bir açıklama göndermişti. Açıklamanın bir yerinde “Gazetecilik, muhatapları bakımından doğuracağı sonuçların sorumluluğunu üstlenmeksizin her akla geleni yazma hürriyeti değildir” diyordu. ‘Özgürce yazma’ kriteri nedir sizce?

Her şeye dokunursunuz, her şeyi yazarsınız. Yeter ki sorumluluğunu üstlenin. Akif Beki’nin dediği doğru. Basın özgürlüğü kötüye kullanılamaz, insanlara iftira atmak değildir. Ama bunların hesaplaşma yeri parti kongresinde medya grubunu tehdit ederek yapılmaz. Bunun tartışılma yeri mahkemelerdir. Mahkemelerin bu gibi durumlar için öngördüğü cezalar vardır. Burası bir hukuk devleti. Başbakan olmak herhangi bir ayrıcalık getirmiyor. Hukuka da güvenmiyorsan o zaman kabadayılık mı yapacaksın? Ben ‘Her şeyi yazarım kimse bir şey diyemez’ demiyorum. Bunların sınırları var ama bu sınırları kim belirleyecek? Başbakan mı, Başbakanlık Sözcüsü mü, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü mü, medya patronu mu yoksa bağımsız mahkemeler mi?

Çalık Grubu’nun Sabah’ı satın alması ile gazetenin liberalliği konusunda da tartışmalar çıkmıştı. Sizce şu andaki gidişat nasıl?

Eskiden bu tür tanımlamalar anlamlıydı. Bunların hepsini unutmamız gerek artık. Diğer iktidar dönemlerinden farklı olarak, Tayyip Erdoğan ilk defa tek başına iktidarda olan bir partinin egemenliği altında bir medya grubu oluşturuyor. Bu Erdoğan medyası emekleme döneminde henüz.

Bir yandan Hürriyet’in köşe yazarları silahşor olmakla suçlanıyor. Bir yandan da Ergun Babahan Sabah gazetesi ile ilgili bu yorumları kabul etmeyerek ‘Hıncal Uluç ve Nazlı Ilıcak gibi yazarlarımız hükümeti yeterince eleştiriyor’ diyor…

Bunlar günlük şeyler. Genel resme bakmak lazım. Sen başbakanın damadının başında olduğu bir gazetesin. Ne kadar inandırıcı olabilir ki dediklerin.

Bir ara da Doğan medyası tekelcilik suçlamaları ile gündemdeydi. Peki bu suçlamanın muhatabı mı değişti şimdi?

Doğan Grubu’na yönelik tekel oluşturuyor iddiası, tartışmaları vardı, evet. Ama bu tartışmalar şu anki durum ile kıyas kabul edemez. Bir tanesi iktidarın elinin altındaki bir medya… Bu durum hariç bir tekel tehlikesi söz konusu değil. Herkesin gazetesi var çünkü. Çok seslilik mevcut.

Röportajın tamamını MediaCat Ekim sayısında okuyabilirsiniz.

Röportaj: Fulya ÇİMEN / MediaCat