5 ayda 19 yeni marka

4129Grey'in ilk yılını Alemşah Öztürk anlatıyor.

03.06.2016 - 15:00 | Melis Madanoğlu Sözer

5 ayda 19 yeni marka
60
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

41? 29! ve Grey İstanbul’un birleşmesi birinci yılını geçtiğimiz ay doldurdu. 4129Grey ismiyle Alemşah Öztürk’ün liderliğinde yoluna devam eden yeni ajans, yeniden yapılanma döneminde portföyüne 19 yeni müşteri ekledi ve entegre ajans yapısını oluşturdu. 200 kişilik kadroya ulaşan bu yeni yapıyı Alemşah Öztürk’ten dinlerken önümüzdeki yıllar için öngörülerini de aldık. Öztürk’e göre önümüzdeki dönemde teknoloji çok daha hızlı yaygınlaşacak, içerik kürasyonu önem kazanacak ve medya ajansları daha kreatif hale gelecek. Reklamcılık adına en önemli para birimiyse yine “yaratıcılık” olacak.

Birleşmenin ardından bir yılı aşkın süre geçti. Sürecin bir değerlendirmesiyle başlayalım. Neler değişti, neler yaptınız bu dönemde?

Aslında dışardan ne kadar fark ediliyor bilmiyorum ama epey devasa bir iş yaptık. Çünkü bir tarafta kültürü tamamen dijital üzerine olan, daha start-up kafasında bir 41? 29! ekibi, diğer tarafta da köklü Grey kültürüne, çalışma şekline, iş yapış şekline alışmış ve “iyi mi gidiyoruz kötü mü gidiyoruz” diyen, biraz da kendini yalnız hisseden bir ekip vardı.

Biz aslında iki yıldır grupla 41? 29! için yeni bir ajans modeli konuşuyorduk. Ajans dünyası tekrar tam hizmete dönüyor çünkü artık yaratıcı fikrin hangi mecrada olduğunun önemi yok. Dijital her şeyin içine entegre, sosyal medya her şeyin içine entegre. O yüzden de bir ajansın sosyal medya, dijital, TV, print, radyo, shopper, mobil yapmasının önemi yok çünkü tek kullanıcı var, tek tüketici var. Ajans dünyası değişiyor, iş değişiyor, iş tipi değişiyor; o zaman ajans yapısının da değişmesi lazım. Markanın ihtiyacını sorgulamak ve ona göre yapılanmak gerek diye iki yıldır konuşuyorduk. Sonra bana dediler ki “bu kadar konuşuyorsun al yap”.

Sancılı oldu mu bu süreç?

Bu sürece başladığımızda ilk haftalar bir hayli yoğundu. İki farklı kültür, farklı düşünce, farklı duygu var o yüzden de hemen ofisleri birleştirmedik. Önce bir ayrı tuttuk birbirlerini tanısınlar diye. İlk iki haftayı Grey’deki herkese birer saat ayırarak geçirdim. 70 küsur kişi vardı. Ve üç tane soru sordum. “Ne kadar zamandır buradasın, burada ne yapıyorsun, hayat nasıl gidiyor?” ile başladım.

Ardından “burada neyi tutmak istiyorsun, Grey kültüründe sevdiğin, kalmasını istediğin şey ne?”; üçüncü olarak da “burada neyin olmamasını istiyorsun, şu anda var olan yapıda sevmediğin şey ne?” diye sordum. Bir de kendimi ve ne yapmaya çalıştığımı anlattım. Bu bir rahatlattı herkesi çünkü gördüler ki karşılarında normal bir adam var. 70 kişiye aynı soruları sorduğun zaman bir model çıkıyor zaten ortaya.

Neler mesela?
İş yapış şekillerini değiştirmek istedikleri ortaya çıktı. Biraz daha yeni dünyaya ve dijitale karşı meraklı oldukları ortaya çıktı. Onların da o değişimin ve enerjinin farkında oldukları çıktı. Biraz daha iyi işler yapmak istedikleri ortaya çıktı. Bir de heyecanlı oldukları ortaya çıktı.

O ekipten herkes kaldı mı?

Herkes kalmadı, biz de orda bir değerlendirme yaptık. Onlarında alıştığı bir çalışma şekli var, çalışmak istedikleri insanlar var, yapmak istedikleri işler var. Biz yeni bir şey söylüyoruz. O yüzden bir eleme oldu. 10 kişinin şikayet ettiği birisi varsa ve o kişiyle konuştuğunda sen de o enerjiyi alıyorsan mesela o kişiye teşekkür ettik. Çünkü benim için kültür en önemli şey ve kültürün temelinde de çalıştığın insanlar var. Çalıştığın insanların yarattığı ortam ve enerji var. Konuştukça süreçlerle ve kişilerle ilgili sıkıntılar ortaya çıktı tabii.

Arkasından bizim ekiple o ekibi yavaş yavaş entegre etmeye başladık, nazik bir şekilde. Çünkü var olan müşteriler bile endişelendiler ne oluyor diye. Bütün müşterileri ziyaret ettik, durumu anlattık; bunun daha iyi bir şey olduğunu, aslında şu an yaptıklarından daha fazlasını onlara sağlayabileceğimizi söyledik. Orada mesela P&G ve GlaxoSmithKline gerçekten çok destek oldular.

Müşteri çakışması karşısında ne yaptınız?

P&G ve Unilever vardı. Biz Unilever’i bıraktık çünkü P&G Grey’in büyük müşterilerinden biri. O süreci de hatta epey dikkatli yönettik. Ortağım Güray P&G ile, ben de Unilever’le ilgilendim bırakma sürecinde. Ben hiçbir P&G toplantısına gitmedim o hiç bir Unilever toplantısına gelmedi. Ofisleri ayrı tuttuk, ekipleri ayrı tuttuk o süreci epey düzgün yönettik.

Ve yeniden yapılanma başladı…

Evet, yeniden yapılanmaya başladık. Oturduk nasıl bir ekip yapısı ve şirket yapısı oluşturacağımızı konuştuk. Bu şirket aslında 200 kişilik büyük bir şirket olmasına rağmen start-up gibi yönetmek istediğimiz için şirketi eyaletler ya da küçük şirketlere böldük.

5 ayda 19 yeni markaÜç tane kreatif direktör var ve her kreatif direktörün kendine ait ekibi var ama bu sadece kreatif ekip değil. Müşteri ilişkileri, proje yöneticisi, strateji, teknoloji, yazar, çizer hep beraber tek bir alanda oturuyorlar. Kreatif direktörün de ayrı bir odası yok, ekibiyle oturuyor. Departmanlarla ayrışan bir yapı yok marka odaklı gruplar var.

Hepsi aynı kültürün altında birleşiyorlar ama farklı kreatif direktörler ve farklı business direktörlerin başta olduğu bir yapı kurguladık. Ve orada dedik ki siz aslında küçük bir şirketsiniz, ciro hedefiniz var, iş hedefiniz, bir de kreatif hedefiniz var; müşteri mutluluğu, iyi iş, ödül. Bunları beraber yöneteceksiniz. Markalarınız bunlar, bütçeniz bu, ona göre ekibi değiştirebilirsiniz, ekip yapısıyla oynayabilirsiniz ama şu kuralların, şu çerçevenin içinde kalacaksınız. Yani kafana esen her şeyi yapamazsın çünkü bu şirketin bir iş yapış şekli, bir kültürü var. O alan içerisinde gerisi sana kalmış.

Bu süreçte yeni müşteri kazanımınız da bir hayli yüksek oldu. Kimler geldi?

Eylül’den sonraki beş ayda her hafta bir yeni müşteri aldık. 21 haftada 19 müşteri. 25 konkura girdik 19’unu aldık. Kervan Gıda, LC Waikiki ile çalışmaya başladık. Diğer tarafta Nike’la değişik projeler yapıyoruz. Bayer’le çalışmaya başladık, bütün dijitalini yeniden kurguluyoruz. GlaxoSmithKline’ın da bütün dijitalini yeniden kurguluyoruz. Coca-Cola’yla shopper tarafında çalışmaya başladık.

Böyle farklı alanlardan 19 marka bizimle çalışmaya başladı. Ve hepsiyle de aynı şeyi konuştuk. Bu modelin en güzel tarafı ne? Dört tane ajansı yönetmek zorunda değilsin. Tek bir kreatif ekip, tek bir müşteri ekibi senin tüm mecralardaki dertlerini çözecek.

Ekibi de o dönemde mi büyüttünüz?

O kadar fazla marka kazanınca ekibi de hızlıca büyütmemiz gerekti. Güzel insanlar seçtiğimizi düşünüyorum. Tabii bütün bunları yaparken motivasyonu da korumamız lazım. O yüzden de ekiple yakın çalıştık. Yılbaşına kadar inanılmaz yoğun bir dönem yaşadığımız için dedim ki “Tamam, Ocak’tan sonra konkurları durduruyoruz. En az üç ay konkura girmeyeceğiz. Çok büyük bir şey gelmezse hayır diyeceğiz”. O dönemde de ekip liderleriyle kültür ve vizyonu belirlemek için iki gün bir yere kapandık ve konuştuk.

Neler çıktı bu konuşmadan?

Vizyonumuzu tanımladık. Bu ajans hep “what’s next” sorusunun cevabını aramış şu ana kadar. Türkiye’deki ilk virali yapmışız. Facebook’taki ilk konseri yapmışız. Dünyanın ilk Facebook bankacılığını yapmışız. İlk VR’ı yıllar önce yapmışız. Bir şekilde hep kendini yenileme gayretinde olmuş. O yüzden de mantra olarak “what’s next”i belirledik.

5 ayda 19 yeni markaKültürümüzü tanımladık. Biz iyi niyetli insanlarla çalışırız. Sevgi, saygı kadar önemlidir. Şeffaf ve her koşulda dürüstüzdür. Şikayet kültürüne, dedikoduya karşıyızdır. Azim bizim için çok kritik. Öte yandan “-mış gibi” yapanların yeri değil burası. O yüzden mesela ödüle katılmak bizim için işkence çünkü ödül burada kimsenin tatmin aracı değil. Herkes iyi işle tatmin oluyor. O yüzden ödüllere katılmak için benim insanları motive etmem gerekiyor.

Ayrıca kendimize bazı maddeler belirledik. Marka-kreatif lider yapısını daha düzgün bir şekilde çalıştırmaya devam edeceğiz. İnovasyon ve “what’s next” bizim mantramızdır. Çalışma şeklimizi ve tüm kültürümüzü buna göre entegre edeceğiz. Kreatiflerin sosyal medyaya entegrasyonunu nasıl daha iyi yapacağımızı, shopper gibi farklı olduğumuz alanları nasıl daha iyi anlatacağımızı konuştuk. Ajansın kendini anlatma şeklini, sunumlarımızı değiştirdik.

Birtakım projeler de çıktı bu toplantıdan. Bu yıl belki yetişmeyebilir ama seneye yapacağımız bir akademi projesi var. Yetenek yetiştirmek için 4129Grey Akademisi kuracağız bir üniversiteyle birlikte. İçerik geliştirme tarafında bir iki projemiz var onlarla ilgili çalışmaya başlayacağız. Teknoloji ekibi kendi ürünlerini geliştiriyor. O ürünlerin bir kısmını pazara diğer ajanslar da kullansın diye açacağız. Bu yılın sonuna kadar bir sistemi satışa sunacağız mesela. İsteyen her ajans üye olarak bu sistemi kullanabilecek. Bir yandan da tabii ki iş ve ekip kalitemizi artırmak istiyoruz.

4129Grey markasını globale taşıma hedefi var mı?

Var. Grubun dijitalle entegrasyonu konusunda Türkiye şimdi bir örnek. Ve bu örneği çoğaltabilir miyiz diye bakıyoruz. Şu an İtalya bir proje, Polonya bir proje, belki İspanya bir proje olacak. Bunlara bakıyoruz.

Buradaki ekibi orada nasıl kurarız ya da buradaki ekip oradaki ekiple ortaklaşa bir şey başlatabilir mi? 4129Grey’in içinden bir ekip İtalya’daki Grey’in içinden kreatif ekiple beraber çalışsın, yapıyı kursun, sonra İtalya’dan gerekli yetenekleri işe alsın ve orada bir küçük 4129Grey kursun, onu oradaki Grey ofisiyle entegre etsin gibi bir plan düşünüyoruz. Ama önce buranın ayakları biraz daha yere bassın ki model gerçekten nasıl çalışıyor herkese anlatabilelim.

Digital Age Summit’te önümüzdeki 10 yıl için kehanetler toplamıştık. Sizin de kehanetinizi merak ediyoruz.

Giderek ucuzlaşan, herkesin erişebileceği bir teknolojiye doğru gidiyoruz. O yüzden ben önümüzdeki dönemde bugün konuştuğumuz birçok teknolojinin çok hızlı yaygınlaşacağını düşünüyorum. 3-5 yıllık takvimlerden bahsediyorum 20 yıldan değil. Bu da doğal olarak markaların elindeki pazarlama ve reklam silahlarını artırıyor.

5 ayda 19 yeni markaİkinci öngörüm -ki o artık öngörü değil- bence gerçekleşti bile. Bugün tüketebileceğimizden daha fazla içerik var. Bunun yüzde 90’ı falan da aslında senin görmek istemediğin içerik. O yüzden de kürasyon çok önemli şu an.

Üçüncü öngörüm ise, çok fazla konu ve çok fazla işin daha otomasyonla yapılacağı. Programatik oraya doğru gidiyor mesela. Artık programatikle medya ekiplerinin çoğunun ekipleri küçülecek. Globalde mesela medya ekipleri yüzde 20-30 kesintiye gittiler son iki yılda. Çünkü software var o adamın işini yapacak. Bu nedenle daha kreatif olmak zorunda bugün medya ajansları. O yüzden de bence önümüzdeki 20-50 yılın reklamcılık adına en önemli para birimi nedir diye sorarsan bana, yine yaratıcılık. O milyonlarca çöpün içinden kullanıcının dikkatini çekecek yaratıcı fikir ne?

Hemen olmasa da bir iki yıl içinde yaratıcılığın tekrar altın çağına gireceğini düşünüyorum. Bu kadar ilgilinin dağıldığı bir yerde tek ihtimal var: İyi fikir. O yüzden de yeni nesil reklamcıların ortaya çıkması çok önemli. Teknolojiden anlaman gerekiyor, kültürden, antropolojiden, sosyolojiden anlaman gerekiyor. Bugünün trendlerinden, ne konuşulduğundan anlaman gerekiyor, platformların nasıl çalıştığından anlaman gerekiyor. Sonra tüm bunları bir kreatif fikirde eritebilmen gerekiyor. Dünün yazarı ya da art direktörü yeterli değil artık.