2009 finansta küresel fırsatlar yılı olabilir

Deloitte tarafından hazırlanan "Türkiye Finans Sektörü Raporu– Dünden Bugüne ve Yarına" adlı çalışma...

12.01.2009 - 14:18 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Deloitte tarafından hazırlanan “Türkiye Finans Sektörü Raporu– Dünden Bugüne ve Yarına” adlı çalışma, Türkiye finans sektörünün 2001 öncesine göre çok daha güçlü olduğunu ve gelecek vaat ettiğini vurguladı.

Küresel mali krizin etkileri nedeniyle 2009’da sektörün karlılığının ve büyüme hızının azalacağı, ancak sağlam bir zemin üzerinde duran finans sektörünün, orta ve uzun vadede doğru politikaların uygulanması halinde krizden küresel konumunu güçlendirmiş olarak çıkabileceğine dikkat çekildi.

Deloitte Türkiye, Türkiye finans sektörünün son 10 yılını değerlendiren ve önümüzdeki döneme dair çok önemli ipuçları taşıyan “Türkiye Finans Sektörü Raporu– Dünden Bugüne ve Yarına” isimli çalışmasını yayınladı. Raporda 2001 krizi öncesinden başlayarak, Türkiye ekonomisi ve finans sektörü arasındaki ilişki ayrıntılı ve zengin verilerle desteklenerek sunuluyor. Türkiye’de bankacılığın yanı sıra sigortacılık, bireysel emeklilik, tüketici finansmanı, faktoring ve finansal kiralama sektörlerindeki durum hakkında da ayrıntılı analizler yer alıyor.

Raporda, 2001 krizinden sonra yaşanan yeniden yapılanma süreci sonucunda, Türkiye finans sektörünün pek çok zayıf yönünü güçlendirdiği hususu vurgulanıyor. Bununla birlikte, küresel belirsizliklerin sektörler üzerindeki etkileri nedeniyle 2009’da finans sektörünün kar marjı ve büyüme hızının düşmesi beklentisine değiniliyor. Orta ve uzun vadede doğru politikaların uygulanması halinde ise, sektörün krizden küresel konumunu daha da güçlendirmiş olarak çıkmasının mümkün görüldüğü kanısına raporda yer verilmekte.

Raporu değerlendiren Deloitte Türkiye Danışmanlık Ortağı Ayşe Epikman şunları söyledi:

“Türkiye finans sektörünün son 10 yılının kapsamlı bir değerlendirmesini yapmayı amaçladık. Türkiye’de finans sektörünün bütün alanlarında son yıllarda oldukça hızlı bir gelişme ve büyüme görülüyor. Yaşanan bu hızlı büyüme, gelişmiş ülke ekonomilerindeki büyümenin aksine risk yönetimi ve kurumsal yönetişim esaslarına uygun bir şekilde gerçekleşti. Bu nedenle, halen yaşanmakta olan küresel mali kriz, ülkemiz finans sektörünü yurt dışındaki örneklere kıyasla daha sınırlı bir düzeyde etkiledi. Finans ve bankacılık kurumlarımız, özellikle aktif kaliteleri, sermaye yeterlilikleri, likidite oranları ve kriz yönetiminde tecrübeli yöneticileri ile öne çıkıyor. Doğru politikalar uygulandığı takdirde, kriz ertesinde finans sektörümüz küresel düzeyde daha etkin ve saygın bir konuma kavuşacaktır.”

Türk finans sektörü artık daha güçlü

2009 yılına girerken, küresel finans piyasalarında yaşanan kriz tüm sektörleri olumsuz etkiledi. Finansman temini ve maliyetinde yaşanan olumsuz gelişmelerin, yüksek siyasi tansiyonun ve son yıllarda gıda ve enerji fiyatlarında gözlemlenen ciddi fiyat dalgalanmalarının tüketiciler üstünde oluşturduğu baskı ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilemekte.

Buna karşılık, 2001 yılından sonra düzenlemeler ve sermaye yeterliliği açılarından kendisini önemli ölçüde geliştiren Türk finans sektörünün risklere karşı kırılganlığı ciddi oranda azalmış bulunuyor. Avrupa Birliği’ne üyelik süreci ve IMF gibi çapaların yeniden ağırlık kazanması ve doğrudan yabancı yatırımlar ile ülkemizden geçen uluslararası enerji hatlarının getirdiği avantajların doğru kullanıldığı bir planın uygulamaya konulması, Türkiye’nin bu zor dönemi asgari düzeyde zararla atlatmasını sağlayabilir.

Bankacılık sektörü Türkiye’nin güçlü ve stratejik lokomotifi olacak

Türkiye Finans Sektörü Raporu’ndaki bulgular, ekonomide yaşanan bütün zorluklara rağmen, yeniden yapılandırılmış bankacılık sektörünün önümüzdeki yıllarda da Türkiye ekonomisinin güçlü ve stratejik bir lokomotifi olmaya devam edeceğini ortaya koydu.

2007 yılı sonu rakamları itibarı ile 666 milyar ABD Doları’na ulaşmış olan Türkiye GSYİH’sı, 50 trilyon ABD Doları civarındaki toplam dünya GSYİH’nın yaklaşık %1,22’sini oluşturuyor. Ülkemiz finans sektörünün toplam aktif büyüklüğü ise 768,6 milyar TL düzeyine ulaştı. Böylece finans sektörünün GSYİH’ya oranı %116 olarak gerçekleşti. Yine 2007 yılı sonu itibarı ile bankacılık sektörü 12 milyar dolar ile Cumhuriyet tarihinin en yüksek kar düzeyini elde etti.

Aktif büyüklük açısından, finans sektörünün %74’ünü bankalar, %14’ünü TC Merkez Bankası’nın varlıkları, %3’ünü sigorta şirketleri, %1’ini bireysel emeklilik ve hayat şirketleri ve geri kalan %8’i ise finansal kiralama, faktoring, tüketici finansmanı, menkul kıymetler ve gayrimenkul yatırım ortaklıkları şirketleri oluşturuyor.

2008’e kadar olan süreçte bankacılık güçlü bir şekilde büyürken, sigortacılık, bireysel emeklilik, tüketici finansmanı, faktoring ve finansal kiralama gibi finans sektörünün diğer önemli alanlarında da ciddi potansiyeller ortaya çıktı.

Ekonomik kriz yerel seçimlere kadar belli sektörlerde daha az hissedilecek

Ancak 2008’de ABD’deki kredi krizinin küresel finans piyasaları üzerindeki etkisi, artan risk algısı, kredi maliyetlerindeki artış ve iç politikadaki tartışmaların yarattığı siyasi riskler finansal piyasalar için olumsuz bir ortam oluşturdu.

2009 yılında ise küresel gelişmeler makro ekonomik dengeleri olumsuz etkilemeye devam edecek. Bünyesinde yüksek oranda, özellikle de yabancı para cinsinden borç bulunduran şirketler zorlanırken, finansman olanakları güçleşecek, maliyetleri ise yükselecek. Mali açıdan güçlü şirketlerin zayıf olanları satın almasıyla konsolidasyon süreci yaşanacak.

Yerel seçimlere kadar olan dönemde kamu yatırımları ve harcamaları nedeniyle belli sektörlerde yavaşlamanın etkileri daha az hissedilebilecek. Ancak seçimlerden sonra harcamalar küresel finans sektöründeki duruma bağlı olacak. Yatırım ve harcamaların azalması ile finans sektörünün karlılığı da azalacak. Yavaşlayan gelir artış hızının da etkisiyle finans sektöründe operasyonel maliyetleri düşürmeye yönelik çalışmalar önem kazanacak.

Krizi aşmak için orta ve uzun vadeli politikaların sabırla uygulanması gerekiyor

Önümüzdeki dönemde bir takım olumsuzluklar beklenmekle birlikte fırsatlar da şekillenmeye başlamış durumda. Piyasaların liberalleşmesi sürecinde yaşanan krizlerin deneyimine sahip, bilançoları ve aktif kalitesi iyi durumda olan, sağlam sektörel düzenlemeleri uygulamaya koymuş ve güçlü bir mali yapısı bulunan Türk finans sektörü, yeniden yapılanmakta olan dünya finans piyasalarında saygın ve güçlü bir konuma kavuşabilecek. Bunun için istikrarlı orta ve uzun vadeli politikaların oluşturularak, sabırla uygulanması gerekiyor.

Finans sektörünün bu güçlü konumu Türkiye için de avantaj sağlıyor. Finansman temini ve maliyetinde yaşanacak olumlu gelişmeler bir bütün olarak Türkiye ekonomisinin küresel durgunluk nedeni ile yaşayacağı kayıpları asgari düzeyde tutacak. Orta ve uzun vadede ise, küresel düzeyde güçlenmiş bir finans sektörü ile Türkiye’nin ciddi kazanımlar elde etmesi mümkün olacak.