1996 sonbaharı, New York’ta başlayan yolculuk

Bundan sonra her ay MediaCat'te siz değerli dostlarıma tecrübelerimi, dijital dünya ile ilgili gelişmeleri, ABD'deki dijital sektörü, sektöre dair gözlemlerimi ve hikâyelerimi anlatacağım.
02.06.2014 - 15:16
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Ekim 1996, New York’un başkenti Albany’e yarım saat uzaklıkta Clifton Park adlı ufak bir kasabada lise son sınıf öğrencisiyim. Okuduğum lisenin kütüphanesinde üç adet bilgisayar var. Her sabah okula gider gitmez ilk işim kütüphane yetkilisini bulup ‘bilgisayar kullanma listesi’ne ismimi yazdırmak. Her öğrencinin, ismini yazdırmak kaydıyla, günde yarım saat bilgisayar kullanma hakkı var.

O yıllarda internette kaynak sıkıntısı büyük. Hürriyet’in web sitesinin 97’de yayına girdiğini, Google’ın ise 98’de kurulduğunu hatırlatırsam ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır.

Geocities adlı ücretsiz bir web sitesi yapma platformunda kişisel bir web sitesi hazırlamışım. Türkiye’de birçok arkadaşımın e-mail adresi bile yok henüz o sıralar. Her gün bir-iki paragrafta günümün nasıl geçtiğini, günlük tadında yazıyorum Geocities’de açtığım kişisel sitemde. Babam da gündüz ofisinde, binlerce kilometre uzakta, o gün yazdıklarımı okuduktan sonra birkaç çıktısını da alıp eve, akrabalara ve arkadaşlara dağıtmak üzere yanına alıyor.

Yazdıkça, günler geçtikçe, içerik arttıkça sayfa uzuyor da uzuyor. Evet sayfa dedim, çünkü yazdıklarım tek sayfada. Ben de bu böyle olmaz, hem okurken kolay olsun hem de yazdırırken babam için kolay olsun diye her gün, o günün tarihli HTML isimli yeni bir sayfa açarak alt sayfalara yazmaya başlıyorum günlüğümü. Ana sayfaya da tarih atıp, o günün sayfasına link veriyorum.

‘Weblog’ kelimesinin ilk defa 97’de, ‘blog’ kelimesinin ise 99’da telaffuz edildiğini anımsarsak; 96’da başlattığım ilk kişisel blogum, o zaman adını bilmesem de, 97’de, liseyi bitirdiğim sene birçok arkadaşım ve akrabamız tarafından günlük takip edilen bir yayın haline geliyor bile. Aman yanlış anlaşılmasın, ne ‘blog’ kelimesini buldum ne de ilk ben düşündüm. Eğer öyle olsaydı, şu anda Levent’teki ofisimden değil Malibu’daki yazlığımdan yazıyor olurdum bu satırları.

Farkında olmadan başlattığım ilk kişisel blogumdan sonra içerik işi ile profesyonel olarak uğraşmaya başlıyorum. İnternet sektöründe birçok farklı dalda işler yapmış olmama rağmen ilk gelirimi içerikten kazanıyorum 97’de. Halen New York ve İstanbul’da, ikisi mecra, biri danışmanlık ve biri de dijital ajans olarak faaliyet gösteren ‘içerikle pazarlama’ (content marketing) konusuna odaklanmış dört şirketin kurucu ortağıyım.

Türkçe ve İngilizce, sayısını hatırlamadığım kadar sektörel yazı yazdım bugüne kadar. Son iki yıldır, Türkiye’ye kesin dönüş yaptığım günden beri tek bir yazı dahi kaleme alamadım yoğunluktan ve bahanelerden dolayı. Bundan sonra her ay MediaCat’te siz değerli dostlarıma tecrübelerimi, dijital dünya ile ilgili gelişmeleri, ABD’deki dijital sektörü, sektöre dair gözlemlerimi ve hikâyelerimi anlatacağım.

Sürç-i lisan edeceğim, peşinen affola.

Hem Türkiye’ye hem de MediaCat’e hoşbulduk efendim.