10. yıl

Facebook Twitter Google+ LinkedIn+Biliyor musunuz, ülkemizde 30 milyon Facebook kullanıcısı var’ cümlesini duymaktan fazlasıyla daraldığımız bugünlerde, arada bir nefes alıp önümüzdeki yıllarda bizi nelerin beklediğine bakmakta fayda var. İçinde bulunduğumuz enformasyon çağını ve nereye koştuğumuzu tanımlayan pek çok öngörü bulunuyor. Aralarında en anlamlı olanı, bu devri üç faz’a ayırmak üstüne kurulu: ‘Dijital içerik’ ‘Sosyal network’ler’ […]
31.10.2012 - 07:33
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Biliyor musunuz, ülkemizde 30 milyon Facebook kullanıcısı var’ cümlesini duymaktan fazlasıyla daraldığımız bugünlerde, arada bir nefes alıp önümüzdeki yıllarda bizi nelerin beklediğine bakmakta fayda var.

İçinde bulunduğumuz enformasyon çağını ve nereye koştuğumuzu tanımlayan pek çok öngörü bulunuyor. Aralarında en anlamlı olanı, bu devri üç faz’a ayırmak üstüne kurulu:

‘Dijital içerik’ ‘Sosyal network’ler’ ve ‘Teknoloji ile bütünleşme’.

Şu sıralar ‘sosyal network’ler devrinin’ ikinci yarısındayız. Önümüzdeki yıllarsa, teknoloji ile insanın daha da iç içe geçeceği bir yeni devrin tohumlarının atıldığı ve bir sonraki faza hazırlanacağımız bir dönem olacak.

‘Sosyal medya çok önemli, Arama Motorlarındaki yatırımımızı artıralım’ gibi artık klişeleşen söylemlerin ötesinde değişimler yaşayacağız.

Mobil cihazlar gerçek anlamda, ‘hayatımızın uzaktan kumandası’ olacak.

Bugün web üzerinde pek çok fikir lideri taşlamaya devam ediyor olsa da, ‘Siri’ ve benzeri servisler mükemmelleşerek bu cihazları ‘sesle ve hareketle yönetilen kişisel asistanlar’ haline getirecek. NFC gibi teknolojiler, mobil ödemenin yanı sıra, lokasyon bazlı pek çok yeniliği yaygınlaştıracak.

Yakın geleceğin bir başka gerçeği olan 4G, fiber internet hızını ceplerimize taşırken, cloud bazlı hayata geçiş hızlanacak. 30- 40 Mbit, yani basit anlatımıyla bugünküne kıyasla en az 10 kat daha hızlı bir bağlantıdan bahsedeceğiz.

Geçtiğimiz yıllarda önceleri heyecanlanıp, sonrasında ‘kaç kişi kullanıyor ki’ diye küçümsediğimiz ‘augmented reality’ dünyası, Google’ın ‘Project Glass’ı ile çok yakında dünyamızı değiştirmeye hazırlanıyor. iPhone benzeri yeni bir çılgınlık olur mu, bilinmez. Ama bu noktada da durmayacağı çok açık: Washington Üniversitesi nano-teknolojinin de gücünü kullanarak aynı mantığı kontakt lenslere de uygulamayı başardı. Önümüzdeki yıllarda da ticarileşmesi bekleniyor.

Kısacası, ‘mobil dünya’ derken artık cep telefonlarından çok, ‘bu teknolojilerle özgürleşen yeni bir insanı’ kastediyor olacağız.

Evinde CD/DVD arşivi bulundurmak anlamını yitirecek. Önümüzdeki yıllar, Spotify, Deezer gibi markaların öncülüğünde, ‘her şey dahil’ sistemlerin öncülüğünde geçecek.

Dünyanın müzik ve film arşivini istediğimiz oynatıcılar üzerinden, dilediğimiz yerde tüketmek varken, plastiklere yatırım yapma sevdamız karanlıklara karışacak.

Televizyon, enformasyon çağındaki gücünü teknolojiyi hızla sahiplenmesine ve kitlelerin nabzını iyi tutabilmesine borçlu. ‘DVR’, ‘High Definition’ gibi teknolojik yenilikler ve ‘sosyal diyalogları içselleştirmek’ gibi taktiksel hareketlerle birlikte ‘süper medya’ rolünü iyice güçlendirdi. Şimdi de ufukta Ultra HD var. Tahmin edebileceğiniz gibi önce Japonya’da devreye girecek, ucuzladıkça dünyaya yayılacak.

OLED ekranlarla birlikte TV yayınlarında görsel bir şölenle karşı karşıya kalacağız. Ama Ultra’sına gelmeden önce, web’e bağlı ‘Connected TV’ler ve beraberinde getireceklerini tartışacağız.

Bir an için ‘Televizyonun internete bağlı olması ne değiştirir ki?’ diye düşünebiliriz. Ama işin ucu çok ilginç noktalara gidebilir. Örneğin, hemen her televizyonun web’e bağlı olduğu bir dünyada, Youtube gibi bir platformun ‘dünya kupası maçlarını yayınlama ihtimali’ uçuk bir öngörü olmayabilir. Zaten bu konuda dedikodu kazanları uzun süredir kaynamakta.

Öte yandan, böyle bir dünyanın gelecekte IP bazlı reklam kuşaklarını da beraberinde getireceği kesin gibi gözüküyor. Kısacası, herkes bugünkü gibi aynı lineer televizyon yayınını seyredecek, ancak lokasyon bazlı, hatta yerine göre her eve farklı bir reklam gösterebilme imkanımız olacak.

* * *

Yukarıda saydıklarımız, yakın geleceğin sadece bazı satırbaşları. Biraz daha detaya girmeye kalkarsak, minik bir kitap dolduracak kadar uzayabilir.

Okurken ‘hadi canım sen de’ diye düşündüğünüz bölümler olabilir. ’20 sene de geçse hayatımı bu kadar değiştirmem’ de diyebilirsiniz. Hemen hepsi önümüzdeki 10 yıl içinde hayatımızda yaygınlaşması neredeyse ‘kesin’ olan yenilikler.

Bazıları rafa çıktılar bile. Sadece kitleselleşmeyi bekliyorlar. Ve onları kitleselleştirecek olanlar, bizlerden çok ‘yeni jenerasyon’ olacak. Bugün en yaşlısı 15 yaşında olan bir ‘tekno-topluluk’, 10 yıl içinde bu teknolojileri hızla sahiplenecek, hatta daha da yenileri için baskı yapacaklar.

‘Bize gelmez bunlar’ diye düşünüyorsanız, yanılabilirsiniz. Sanılanın aksine, Türkiye, teknolojiyi ve getirdiklerini en hızlı içselleştiren ülkelerden biri. Bu konuda, yakın geçmişimize bir bakıp bir-iki temel rakamı hatırlamakta fayda var:

Ülkemizde, 2004 yılında 450 bin olan ADSL abone sayısının 6-7 milyonu bulması sadece beş, altı yıl almıştı. Mobil cihazlardan internete bağlananların sayısının 1.5 milyondan 10 milyona gelmesi ise sadece bir, iki yıl aldı. 2008 yılında ülkemizde sosyal networklerle ilgili konuşanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu.

Bugün ‘ülkemizde 30 milyon Facebook’lu var’ diye başlayan sunumların yüzüne bakmıyoruz bile. ‘Trending topic’lerimizi standarda bağladık. Justin Bieber sevgimizden dizilerimize kadar her şeyimiz dünya sıralamalarında her gün. Yarınlar da farklı olmayacak…

Minik bir tavsiye:

Önümüzdeki dönemde nelerle karşılaşacağınıza dair, arada bir beş dakika ayırın kendinize. Böyle bir dünyada markanız için bugünden farklı neler yapmak isterdiniz ?

Hangi alanları sahiplenirdiniz? Hayatınızda neleri değiştirirdiniz?

Zira, bugün yaşadıklarımız, yaşayacaklarımızın yanında sadece bir çiselti.

Bir kaç yıla, muson yağmurları geliyor.