‘10 yıl öncesi kadar rahat değiliz’

tv8'de yayınlanan Haberaktif programını hazırlayan ve sunan Gökmen Karadağ, medyayı ve habercilik ortamını değerlendirdi.

12.02.2013 - 11:55 | MediaCat

‘10 yıl öncesi kadar rahat değiliz’ gökmen karadağ
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

tv8’in lokomotif programlarından Haberaktif 10 yılı geride bıraktı. Programı hazırlayan ve sunan Gökmen Karadağ, her gün izleyicinin karşısına farklı taraflarca tartışılan gündem konularıyla çıktıklarını söylüyor. Karadağ, MediaCat’ten Itır Yıldız’a verdiği söyleşide, 10 yılda habercilikte aldıkları yoldan, medyadaki değişimden ve reyting ölçümlemelerinden bahsetti. 

Haberaktif Programı’nda geride bıraktığınız 10 yılda habercilikte ve siyasi iklimde neler değişti?

10 yıl öncesine göre şu an habercilik yaparken kendinizi biraz daha dikkatli olmak zorunda hissediyor musunuz, diye soruyorsanız evet. Dengeleri biraz daha gözetmek; dile-üsluba gerektiğinden daha fazla dikkat etmek zorunda kalıyor musunuz, derseniz evet. Açık bir müdahale gördünüz mü, diye sorarsanız ise bu açıdan rahat çalıştığımı söyleyebilirim. Şu 10 yıllık süreçte en rahat çalışabileceğim kanaldaydım. Yöneticimiz Abiş Hopikoğlu’nun, Turan Yavuz’un – ben geldiğimde kanalın yönetiminde Turan Bey vardı, Haberaktif ondan mirastır – arkamızda durması nedeniyle şanslıydım. Hiçbir şeyden korkmuyoruz, her şeyi yaparız diye bir şey yok. Ama olabildiğince özgür, dengeli yayıncılık yapıyoruz; tabu sayılan birtakım konulara hâlâ el atabilme, başkalarının öne çıkaramadığı konuları öne çıkarma cesareti gösterebildiğimiz bir mecradayız. 10 yıl önceki kadar olmasa da şu anda medya ortamına baktığınızda birçok meslektaşımın da ‘helal olsun bak, iyi yapıyorlar, korkak davranmıyorlar, sinmiyorlar’ dediği bir yayıncılık çizgimiz var. Ama kim 10 yıl öncesi kadar rahatım diyorsa rüya görüyordur, hayal görüyordur. Hayır değiliz.

2000’lerin başı itibarıyla sektörde haber kanalları çoğaldı. Sizce habere yönelik böyle bir talep, ihtiyaç var mı?

Buna bir pazar olarak bakarsanız, bu pazarın hayli şiştiği ortada. Sektör bu kadar haber kanalını kaldırmaz. Hem talep olduğunu zannetmiyorum – hissiyat ve gözlem olarak – hem de herhalde reklam pastası da desteklemiyor. Çünkü bütün bu haber kanallarını toplayıp hepsinin izlenme payına baktığınızda, bir Hürrem etmedikleri ortada.

Daha hızlı olan internet haberciliği karşısında nasıl ayakta kalabilir, nasıl farklılaşabilir haber programları?

İnsanlar haberi anında öğreniyor. Yani artık kimseye ‘ey ahali bakın bugün ne oldu’ diye program açmanın alemi yok. Bizim haber programcıları olarak yapmamız gereken şeyler, sizin, o anında öğrendiğiniz olayda ‘bakın biz nasıl bir detay yakaladık, bakın biz şimdi sizi nasıl bir tanıkla karşılaştıracağız, o olayla ilgili biz bugün hangi tarafların argümanlarını aynı anda dinleyeceğiz’i vermektir.

Olabildiğince özel işlere imza atacağız, fazla göz önünde olmayan bir ayrıntıyı biz keşfedip ortaya çıkaracağız, ama o resme dair önemli bir şey ifade edecek… Yani biz de bir platform olacağız. Mesela bazı haber programları farklı görüşleri aynı bölümde ekrana taşımayı tercih etmiyor. Bir gün bir konuğu, ertesi gün diğer konuğu alıyor. Tamam o da gazetecilik yapıyor, şeytanın avukatlığını kendi üstlenip diğer tarafın sorularını konuğa yöneltiyor. Ama biz Haberaktif’te her gün seyircinin karşısına, Türkiye’nin o gün en çok konuştuğu konularla ilgili iki farklı görüşle, aynı anda çıkıyoruz Elbette ki tansiyonu yüksek lezzetli bir tartışmayı biz de istiyoruz ancak buradaki amaç kavga değil.

Haber programlarına konukların tek tek çıkması/çıkarılması son zamanların bir yaklaşımı mı? Böyle bir tespit yapılabilir mi?

Bir defa siyasetçiler yan yana gelmiyor. Başbakanı, Kılıçdaroğlu’nu geçtim – Başbakan zaten açıkça söylüyor böyle bir tercihinin olmadığını – AK Partili milletvekillerine de “diğer partilerin milletvekilleriyle aynı programda yer almayın” tercihi iletiliyor. Kendi içinde böyle bir disiplin geliştiren bir parti AK Parti. AK Partili milletvekilleri programlara tek başlarına katılıyorlar; ancak örneğin CHP’nin, MHP’nin de olduğu bir tartışma programına katılmak istemiyorlar. Yani parti içindeki bir iki isim dışında böyle. CHP’liler zaten katılmaya istekli; kendilerini o şekilde gösterebileceklerine inanıyor ve göstermek istiyorlar. MHP’liler de katılıyor; ama onlar da BDP’lilerle katılmıyor örneğin.

Bunlara telefon bağlantıları dahil mi peki?

Evet, telefona da alamıyorsunuz. Canlı yayında aynı anda yan yana görünmek istemeyenler telefonda da tartışmak istemiyor. Türkiye’nin siyasi durumuna göre de değişebiliyor. İklim yumuşadığında programlara katılma konusunda daha istekli oluyor; iklim sertleştiğinde ise hemen geri çekiliyorlar.

Tarafların bir araya gelip tartışma programlarına katılmalarına dair umutlu bir öngörünüz var mı?

Zannetmem. Yıllardır bu tutumu değiştirmeyen bir parti bundan sonra da değiştirmez. Bu onların siyaset anlayışı, taktik anlayışı. Muhtemelen kendi açılarından da doğru bir anlayış. O yıpranmayı istemiyorlar. Ama bu doğal mı, diye sorarsanız, doğal olamaz. Hangi gelişmiş ülkenin yayıncılık ilkesine bakarsanız bakın, bütün aktörlerin bir arada tartıştığını görürsünüz. Amerika’nın en büyük fenomenidir: great debate. Her başkanlık seçimi öncesi iki adayın da birkaç defa, birkaç tur karşı karşıya geldiğini görürsünüz. Bu bizde yok.

Yurttaş gazeteciliğine nasıl bakıyorsunuz? Vatandaştan gelen haberler oluyor mu, değerlendiriyor musunuz?

Bizim o kulvarı derinleştirme konusunda pek fazla imkânımız olmadı. Yurttaş gazeteciliği hâlâ cari bir olgu, üzerine konuşulması gerekiyor. Bizim bununla baş edebilmemiz için çok geniş bir ağa sahip olmamız lazım. Görüntü katkısı ya da enformasyon kaynağı anlamında sosyal medyaya, internet sitelerine başvuruyoruz. Yurttaş gazetecilerinden gelenleri ekrana taşımak kolay değil; teyit edilmesi, kaynağının araştırılması gerekiyor. Olabildiğince tasarruflu istihdamlarla yürüyoruz. Yurttaş gazeteci değil de yurttaş yorumcu olarak geliyor bize, o da işte sosyal medya. Hatta benim Associated Twitter News dediğim bir kavram bile var.

Reyting ölçümlemelerindeki değişim hakkında ne düşünüyorsunuz, kanalın ana haber bültenlerini ya da sizin programınızı nasıl etkiledi?

Yeni ölçüm havuzu demek bizim için, izleyicinin neye, nasıl tepki verdiğini keşfetmek adına yeni bir macera, bir keşif süreci demek. Ben bu konuda uzman değilim; Kantar Medya ile TNS ile çalışan birimlerimiz var. Onların bize verdikleri birtakım briefing’ler var; ama nihayetinde iş şurada kopuyor: Hangi konu, hangi konuk…  AGB’de seyirciden, totalinden ne tepki alıyorduk, burada TNS’nin ölçüm havuzundan ne tepki alıyoruz, bunlara bakıyoruz. Ancak açıkçası, 2000-2500 denekle bu iş, böyle bir iletişim çağında yeterli olmuyor. Bunun, dönem dönem güvenilir kamuoyu araştırma şirketlerinin yaptığı birtakım çalışmaların verileriyle desteklenmesi lazım. Dijital ortamlardaki – Digitürk, D-Smart, Tele Dünya gibi – izlenme oranlarıyla desteklenmesi lazım. TNS yine olsun, ama burada da bize bir referans olsun. Belki teyit edecek o verileri, belki çok farklı bir manzara ortaya çıkacak. O zaman reklamverende de bir ek bilgi olur, bunun da yayın hayatımızın kalitesinden tutun da çoğulculuğuna, sorumluluk çizgisine, hepsine katkısı olur.

‘ULUDERE’Yİ ETRAFLICA İŞLEYEMEYECEKSEK YAPMAYALIM BU İŞİ’

“34 köylünün öldürüldüğü Uludere vakasında biliyorsunuz suspustu haber kanalları. 3-4 saat boyunca. Sanki memlekette böyle bir şey olmamış ve sanki böyle bir şey gizlenebilirmiş gibi davranıldı. Haber kanallarının hiçbirinde bu haberin olmaması bir akıl tutulması. Gündem toplantılarımızı her sabah 10’da yaparız. Bakıyoruz, akşam ne işleyeceğiz Haberaktif’te diye. Ben dedim ki Uludere’yi işleyeceğiz. Uludere’de neler olup bittiğini objektif bir şekilde, onun farklı taraflarına, farklı kaynaklarına yer vererek ve o meselelerin kamuoyunda nasıl algılandığına da dikkat ederek, onların seslerini yayına katarak, çoğulcu, adil, dengeli bir yayıncılık ama Uludere’yi gören bir yayıncılık. O gün bütün haber kanalları suspus oldu diye sadece bir 5 dakika telefon bağlantısıyla verelim de, diğer konuları tartışalım demeyen bir çizgimiz var. Bizim böyle bir yayın çizgisini de burada sürdürmemize olanak sağlayan, yeri geldiği zaman da arka çıkan bir kanal yönetimimiz var. Bunlar önemli, ben o günü hiç unutmam. Biz bu akşam Haberaktif’te Uludere meselesini etraflı bir şekilde yapmayacaksak zaten yapmayalım artık bu işi, dedim. Sabah alabilmiştik bu kararı. Sonra, 3-4 saat sonra haberi gördü kanallar. Ama şöyle: valilik açıklama yapınca… Herhangi bir hükümet yetkilisi, vali bir açıklama yapmadan da görebilmelisin sen o haberi.”