‘WikiLeaks insanlara ilham verdi’

Arianna Huffington 13 Ekim 2011 tarihinde ‘Yeni Dünya Düzeni: Tam Şeffaflık’ başlıklı Digital Age Konferansı için İstanbul’a geliyor. Huffington, WikiLeaks’ten sonra, gerçeklik başta olmak üzere medyanın inşa ettiği birçok dayanak noktasını sorgulamaya başladığımızı söylüyor.

13.09.2011 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Arianna Huffington 13 Ekim 2011 tarihinde ‘Yeni Dünya Düzeni: Tam Şeffaflık’ başlıklı Digital Age Konferansı için İstanbul’a geliyor. Huffington, WikiLeaks’ten sonra, gerçeklik başta olmak üzere medyanın inşa ettiği birçok dayanak noktasını sorgulamaya başladığımızı söylüyor.

WikiLeaks’ten sonra medya düzeninin değiştiğini birçok kez işittik, bu tekrarlar sonrasında birçok terimin eski tanımlarıyla kullanılamayacağını kavradık. Digital Age Konferansı öncesinde WikiLeaks’in şeffaflığı ne yönde dönüştürdüğü, sosyal medya ile Mısır ve Tunus’ta yaşanan toplumsal hareketlilik arasındaki sıkı bağı, yeni medya düzeni ve sosyal medyanın bireyi nasıl konumlandırdığı, medyanın da gün geçtikçe sosyal alana dönüşmesiyle haber ve kişinin nasıl etkileşime geçtiği ekseninde bir söyleşi gerçekleştirdik.

Huffington Post’u Brezilya ve Fransa’da yayınlama kararını nasıl aldınız? Gazetenin bundan sonra başka ülkelerde de basılması gibi bir düşünceniz var mı?

AOL ile birleşmemizle ilgili yaptığım açıklamada bu durumla ilgili beni en çok heyecanlandıran şeyin amaçlarımıza ulaşmamıza izin vereceği olduğunu söylemiştim. Bunlar arasında HuffPost’un uluslararası baskılarının beklediğimizden de hızlı şekilde çıkarılması geliyor. Mayıs ayında HuffPost’u Kanada’da, Temmuz ayında İngiltere’de yayınladık. Sene sonuna kadar dünyanın başka yerlerinde diğer uluslararası baskıları da çıkarmayı planlıyoruz. Bunlar arasında Brezilya,Fransa, İtalya, İspanya, Avustralya ve birçok diğer ülke bulunmakta.

Sizce dünya WikiLeaks’ten sonra nasıl değişti?

WikiLeaks, hükümetlerin gerçek olarak sunduğu şeyle çıplak gerçeklik arasındaki çelişkiyi açığa çıkardı. WikiLeaks, hükümetlerin size sundukları şeyin bir anlatı olduğunu, diğer bir deyişle, sizden bir nedene bağlı olarak içselleştirmenizi bekledikleri bir şey olduğunu ortaya koydu. WikiLeaks, insanlara kaynak dokümanları sağlayarak kendi anlatılarını yaratmalarına da ön ayak oldu.

WikiLeaks, aynı zamanda, medya hakkında bize çok değerli bir ders vermiş oldu. Medyanın büyük kısmı kendini gizlilik politikasının yanlış tarafında konumlandırdı. WikiLeaks hakkında yapılan haberler de gerçeği aydınlatmaya değil, karartma ve yanlış yönlendirmeye yönelik yapıldı. Bu durum, şeffaflık ve açıklık gibi ilkeleri gözettiğini iddia eden organizasyonlar tarafından gerçekleştirildiği için özellikle rahatsız edici. Hükümetlerin, sözde güvenlik gibi bir takım nedenlerle bilgileri ifşa etmeyi reddetme yönündeki tutumları da rahatsız edici oldu. Fakat en rahatsız edici olan, medyanın bu duruma sessizce boyun eğmesiydi.

Demokrasimizin ayakta kalabilmesi için, vatandaşların hükümetimizin gerçekte ne yaptığından haberdar olabilmeleri gerekmektedir. Neyin içinde bulunduğumuz hakkında doğru bilgiye sahip olamazsak gidişatı değiştirme gibi bir şansımız da olamaz.

WikiLeaks’in şirketler üzerindeki etkisi nedir? Bu durum, şirketlerin pazarlama stratejileri, müşterilerle olan ilişkileri ve kamuoyuyla paylaştıkları bilgiler konusunda onları nasıl etkiler?

WikiLeaks belgeleri, sadece hükümetler değil, aynı zamanda şirketler ve kurumlar üzerinde de yarattığı etkiyle, manipülasyonun ardındaki gerçeği görmemiz için bize bir fırsat verdi. WikiLeaks ve sosyal medyadaki diğer gelişmelerin de ortaya koyduğu gibi pazarlama alanında haksızlığa yol açan engeller mevcuttur. Şirketler, bundan böyle gösterişli dergilere verdikleri pahalı reklamların ardına sığınamazlar.

Sosyal medya ya da İnternet şeffaflığın ortaya çıkışına nasıl katkıda bulunuyor?

Sosyal medya denetime, hesap verebilirliğe en açık olan araç olarak nitelendirilebilir. İngiltere’deki telekulak skandalında oynadığı role bir bakın. Olayın açığa çıktığı saatler içerisinde News of the World Gazetesi’nin muhabirleri sadece ünlülerin, Kraliyet Ailesi bireylerinin değil, aynı zamanda cinayet kurbanlarının ve terör saldırıları kurbanlarının sesli mesajlarına da yasadışı bir şekilde ulaşmıştı. Hashtag’i #NOTW olan bir Twitter kampanyası ortaya çıktı ve News of the World Gazetesi’nin danışmanlarını hedef aldı. Bunun sonucunda, birçoğu gazeteden ayrıldı ve bu olaylar gazetenin kapanmasına neden oldu.

Sosyal medya yaygın hale geldikçe, perde arkasında kalan gizli şeyler daha da açığa çıkacak ve açığa çıkan gerçekler iktidar koridorlarında taşların kimin elinde olduğunu açık bir şekilde ortaya koyacaktır.

Özellikle günümüzde şeffaflığın daha tartışmalı bir olgu haline geldiği görüşüne katılıyor musunuz?

Teknolojik ilerlemelerle birlikte, şeffaflık olgusunun daha karmaşık bir nitelik kazandığını düşünüyorum, ancak daha tartışmalı bir hale geldiğine katılmıyorum. Şeffaflığın gerçek lokomotifi olarak düşünebileceğimiz sosyal medya iki yönlü bir durum arz etmektedir. Örnek vermek gerekirse, sosyal medya Tunus ve Mısır’da diktatörlerin devrilmesine yardımcı olmuştur. Öte yandan, Suriye’deki birçok aktivist, hükümetin isyancıları tespit etmek için siteleri gözetlediğini düşündüğü için Facebook ve Twitter kullanmaktan kaçınmaktadır.

Yalnız, şeffaflığın artmasına bağlı olarak bazı sorunlardan bahsetmek gerekmektedir. Hükümetlerin büyük bir gizlilik içinde hareket etmeleri, çoğunluğun aleyhine olarak küçük ama gücü elinde tutan bir azınlığın siyasi düzeni dışarıya kapalı bir biçimde sürdürmesi ve bireylerin kendileri adına verilen kararlarla ilgili bilgi sahibi olamadığı bir demokrasi yönetimi içinde yaşıyor olmaları bu sorunlara örnek olarak verilebilir. Kısaca belirtmem gerekirse, daha fazla şeffaflıkla bağlantılı olan sorunların tümünün çözümünden yanayım.

Neden günümüzde şeffaflık en temel konulardan biri olmaktadır?

Bulunduğumuz dönemde, yalanlara, manipülasyonlara ve yönlendirmelere maruz bırakılmış durumdayız. Yapılması gereken, gerçeğe ulaşmak için bu sis perdesini aşmaktır. Günümüz devletine baktığımızda görüyoruz ki daha fazla açıklık ve şeffaflığın hükümette, iş dünyasında ve medyada sebep olduğu sorunların sayısı çok azdır. Aslında, sorunların nedenlerine baktığımızda tam tersi bir durumun gerçekliğinden söz edilebilir.

Bu gelişmelerin şeffaflığın devrimi olarak tanımlanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Katılıyorum. Mısır ve Tunus’ta, sosyal medya araçları deyim yerindeyse devrimlere itici güç olmuştur. Bu araçlar, diktatörlerin devrilmesine yol açamamış olsa da insanların bunları birçok olumlu amaç ve gelişim adına kullanmayı öğrendiklerini gösteren örnekler bulunmaktadır. Sosyal medyanın global bir hareket olduğunun altını çizsek de şunu belirtmeliyiz ki, dünyanın hiçbir yerinde yarattığı etki Ortadoğu’daki kadar büyük değildir.

Bölgedeki hükümetler, STK’lar, gruplar ve bireyleri ele alırsak, hepsinin içinde bulundukları toplumu siyasi, toplumsal ve kültürel açıdan dönüştürmek için sosyal platformlardan faydalandığını görüyoruz. Lübnan’da Social Media Exchange adlı organizasyon, bireyleri sosyal medyayı kullanarak, Building a Culture of Peace (Barış Kültürünü Yaratmak) gibi projeler geliştirmeleri için eğitimler düzenliyor. Building a Culture of Peace (Barış Kültürünü Yaratmak) projesi çatışmaları çözüme kavuşturmak için genç Lübnanlı aktivistleri eğitmeye yönelik bir projedir. Bunun yanısıra, bütün bir Ortadoğu’da gençler, Mideast Youth adlı iPhone aplikasyonunu yükleyerek birbirlerini ortak bir noktada toplanmaya davet ediyorlar. Bu belirlenmiş toplanma noktasını Twitter, Facebook, Friendfeed ve çeşitli popüler web siteleri kanalıyla birbirleriyle paylaşıyorlar. Aplikasyonun özellikleri arasında bir Ortadoğu ‘news feed’i, bölgeden gelen son tweet’ler, bir Ortadoğu gençlik ‘podcast’i ve Ortadoğu’daki insan haklarıyla ilgili Facebook grupları sayılabilir.

Yeni medya, daha şeffaf olmak adına kendini nasıl geliştirmelidir?

Şeffaflık güven duygusuyla ilgili anahtar kelimedir. İnsanlar arkadaşlarına güvenirler çünkü onların geldikleri yere ilişkin bilgiye sahiptirler. Düşünceleri konusunda dürüst oldukları için onlara güvenirler. Bireyler, genellikle hiçbir şey hakkında fikir sahibi olmayan kişilerle arkadaşlık kurmayı tercih etmezler. Tam bu noktada, medya kuruluşlarının güvenilir olmak istiyorlarsa yapması gereken budur; kim olduklarını ve dünya hakkındaki düşüncelerinin ne olduğunu ortaya koymak ve bunu ifade etmek için iletişime açık olmak.

Yüzde 100 şeffaflığı savunuyor musunuz? Yoksa, şeffaflığın işlevini yitirdiği ve tartışmaya açık bir hale geldiği istisnai durumların varlığından söz edebilir miyiz?

Hiç kimse, WikiLeaks de buna dahil, hükümetin tamamen şeffaf bir biçimde var olması gerektiğini, örneğin bütün hükümet toplantılarının canlı yayın akışı olarak, adeta Big Brother’dan uyarlanmış bir halde, kameraların Beyaz Saray’ın etrafına yerleştirildiği bir ortam misali olmasını savunmuyor.

Şurası açıktır ki, son on yılda Amerika’daki en korkunç ve ciddi iki politik olay olan Irak Savaşı ve finansal krize neden olan kişiler, şeffaflığın hakim olduğu bir siyasi ortamda bu politikalara imza atsalardı bugünkü gibi işin içinden kolayca çıkamazlardı. Belki bir gün, şeffaflığın hakim olduğu bir siyasi ortamla karşılaşırız, ama şu an için bundan çok uzağız.

Nilüfer Akalın