‘Dijital yayıncılık gazeteciliğin içeriğini değiştiriyor’

Değişen çağa ayak uyduran medya giderek dijital ortamlara kayıyor. Dipnot Medya’nın Türkiye’deki dijital medya için pek çok ilke imza attığını söyleyen Cüneyt Özdemir, dijital yayıncılığın, gazeteciliğin içeriğini değiştirmeye başladığını belirtiyor.

06.04.2011 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Medyada daha genç, daha dinamik, günümüze ve teknolojiye daha çok ayak uyduran bir habercilik anlayışı oluşuyor. Dipnot Medya, tüm bu yenilikleri bünyesinde barındıran ve belki de bu anlamda pek çok ilke imza atan bir örgütlenme. Bu başarının arkasındaki isim kendini bu yeniliğe adamış olan Cüneyt Özdemir. 20 yıllık gazetecilik geçmişinde çeşitli savaşlar gören, 32. Gün’le başlayan yükselişine CNNTürk’te haftanın dört günü sunduğu 5N1K ile devam eden ve aynı zamanda Radikal gazetesinde köşe yazarı olan Özdemir ile Dipnot Medya başta olmak üzere, habercilik anlayışı ve gündem üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

Önce yeni çıkan Dipnot Tablet’ten bahsedelim. Nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Çok iyi geri dönüşler aldık. Üç gün içinde 4 bin 500 kişi indirdi Türkçesini, Apple Store’da ikinciyiz. Hem Türkçe hem İngilizce çıkartıyoruz. Hedefimiz yalnızca Türkiye değil, biraz dünyaya da açılmak istiyoruz, çünkü dünya bambaşka bir düzeyde ve ortamda şekilleniyor. İstanbul ölçeğinden Türkiye’ye, Ortadoğu’ya ve dünyaya bakan, haftada bir yayınlanan bir dergi çıkartıyoruz. Eğer online’sanız derginin yanı sıra ayrı bir içerik de sunuyoruz. O gün, o an gelişen olayları farklı bir içerikle yansıtıyoruz.

Yeni bir medya örgütlenmesi oluşturdunuz. Biraz bunlardan bahsedebilir misiniz?

Dipnot Medya diye yeni bir örgütlenme kurduk. Dipnot Tablet’le Android ve iPad’de varız. Dipnot İngilizce olarak yine tablette varız. Dipnot Mobil, mobil cihazlara ulaşabiliyor. Dipnot Sosyal Medya diye bir şey kurduk, twitter ve facebook’ta çok geniş bir alana ulaşıyoruz. YouTube/dipnottv yazdığınızda bizim yaptığımız haberlerin, programın içinde olduğu bir kanalı göreceksiniz. Dipnot.tv’de internette pc kullanıcılarına ulaşabiliyoruz, yakında program üretimine başlıyoruz. Bunu, söyleşi programı, gezi programı gibi içeriklerle bir televizyon kanalı gibi konumlandırıyoruz. Dipnot Dergi, pc kullanıcılarının tablette ürettiğimiz dergilerin farklı versiyonlarına ulaşıp okuyabileceği bir ortam, çünkü herkeste tablet yok ama oradaki üretimimizi milyonlarca pc kullanıcısının alabilmesini istiyoruz. Ve bütün bunları omuzlayan Dipnot Prodüksiyon diye bir yapılanmamız var. Biz burada zaten 5N1K’yı, farklı belgeselleri, televizyon programlarını ve tanıtım filmlerini yapıyoruz. Yaklaşık 2 bin 500 saatlik, dijitalize edilmiş, Türkiye ve dünyanın yakın tarihine ait popüler kültür ve siyasi tarih arşivimiz var. Bütün bu üretimimizi Dipnot Medya’da, yani dijital medyada her kolda var olmaya çalışan bir şekilde örgütlüyoruz.

Yani tamamen dijital dünyaya kaydınız…

Evet, benim hedefim dijital dünyada var olmak. Yani gazete bayiine gidip gazete ya da dergi alan insanla pek bir işim yok. Onun çocuğuyla, Facebook’taki kızıyla ya da cebindeki mobil telefonla benim derdim. Aslında dijital yayıncılığımız, gazeteciliğin içeriğini de değiştirmeye başladı, çünkü biz artık Dipnot Tablet’te 3D modellemeler kullanmaya başladık. Oyun teknolojisinin içine giriyor ve anlatım dilini oyun diliyle anlatıyoruz. Gazeteciliğimiz daha online olmaya başladı. Sonuçta dünya ve Türkiye çok dijital bir yöne gidiyor.

Dipnot’a seçtiğiniz haberlerde içerik kriteriniz ne?

Bizim liberal bir yayın anlayışımız var. Her kesimden insan var. Yani başı örtülü yazarımız da var, TÜSİAD üyesi yazarımız da, çöp toplayıcısı yazarımız da var. Biz Dipnot.tv’de yayıncılık olarak daha demokratik ve liberal bir ortamda buluşturmak istiyoruz insanları, çünkü Türkiye çok cepheleşmiş durumda; herkes kendi cephesine girmiş ve birbirine saldırıyor, birbirini düşman olarak görüyor. Biz insanları ötekileştirmek yerine içselleştirmek istiyoruz.

Biraz daha magazin yönü ağırlıklı yayıncılık mı yapıyorsunuz?

İnsanların birbirlerine anlatacakları hikayeler yazmak istiyorum ben. O yüzden benim derdim, ‘Başbakan bugün hangi açıklamayı yaptı?’, ‘Bill Clinton Mısır hakkında ne düşünüyor?’dan öte, popüler kültürde ne konuşuluyor, ne anlatılıyor, ne yaşanıyorsa o. Elbette Mısır’da çok büyük bir olay varsa ya da Japonya’da bir nükleer felaket yaşanıyorsa benim meselemdir ama ‘şu anda biz uluslararası ilişkilere bambaşka bir açıdan bakalım’ ya da ‘Ankara siyasetinde son dengeler nedir?’ gibi bir şey benim derdim değil. Türkiye’de haber yayıncılığını çok fazla siyasi ve yüzeysel buluyorum, demeç gazeteciliği diyorum ben buna. Başbakan şunu demiş, Kılıçdaroğlu bunu demiş… Biz biraz bunu kırmaya çalışıyoruz.

Aslında okur da daha çok magazin yönü ağır haberleri mi okumayı tercih ediyor?

Geçen gün İbrahim Tatlıses nasıl vuruldu diye bir köşe yazdım Radikal’de. Altına yorum geldi; sen de magazin yazıyorsun, sen de şöyle olmuşsun, böyle olmuşsun. Ertesi gün KA.DER ile ilgili bir yazı yazdım. İbrahim Tatlıses’i yazdığımda altındaki bütün eleştirilere rağmen açık ara en çok okunan yazıydı. KA.DER’i yazdığımda ise en sondaydı. Şimdi kardeşim, ne istiyorsun benden? Hem “niye bunu yazıyorsun” diyorlar hem de öbürünü yazdığınız zaman kimse okumuyor.

Bilgi Üniversitesi’ndeki porno konulu tezle ilgili yaptığınız haber ve twitterdaki yazılarınız da çok tartışılmıştı…

Benim yaptığım bütün haberler tartışılabilir. Sosyal medyada ne zaman geyik muhabbeti yapıyorsunuz, ne zaman ciddi muhabbet yapıyorsunuz, o da bir tuhaf. İnternet dünyasında porno diye bir gerçek var. Ben sadece bir espri yapmıştım, “elime gelirse yayınlamadı dedirtmem, yayınlarım” dedim. Hatta ‘az sonra’ yazdım, kapattım bilgisayarı, gittim yattım. Ertesi sabah bilgisayarı açtığımda şaşırdım. Yüzlerce, binlerce insan sabaha kadar beklemiş. Vay be dedim, pornonun gücüyle o şekilde tanıştım.

Hem televizyon, hem Radikal, hem de Dipnot Medya. Yorulmadınız mı?

Yorucu bir süreç, fiziksel olarak da yoruldum. Ara vermeyi düşünüyorum aslında. Her gün program yapmak, köşe yazısı yazmak, internet sitesiyle uğraşmak, yeni projeler yapmak kolay değil ama tabii gazetecilik heyecanı rahat bırakmıyor. Korkuyorum, diyorum ama şu ana kadar korktuğum için yazmadığım hiçbir şey yok. Tam tersine, Attila İlhan’ın şiirindeki gibi, korku duvarını aşıyoruz bir noktadan sonra ve içimizden gelen neyse yazıyoruz.

‘GAZETECİLER KENDİLERİNİ SUSTURMAYA ÇALIŞIYOR’

Taraf-Wikileaks anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Belgeleri yayınlamayı siz de talep ettiniz mi?

Türkiye’de bir gazetede yayınlanmalıydı ve bunu yayınlayabilecek cesarete sahip tek gazete Taraf. O yüzden doğru adres bence. Göreceğiz bakalım ne yayınlanacak. Biz de bayağı bir iletişim kurmaya çalıştık, Wikileaks belgelerine ulaşabilir miyiz, dedik ama öbür taraf yazılı basını tercih etti ki ben de anlayışla karşılıyorum.

Gözaltına alınan gazetecilerle ilgili gelişmeleri ne şekilde değerlendiriyorsunuz?

‘Türkiye’de gazeteciler susturulmaya çalışılıyor’dan öte, gazeteciler kendilerini susturmaya çalışıyor. Bir köşe yazarının, bir gazetecinin şu günlerde en zor işi yazı yazmak çünkü ne yazdığınız kadar ne yazmadığınız da önemli. Artık basılmayan kitaplar yüzünden insanlar cezaevinde. Yakında kafamızın içine girip “Sen şunu düşünüyorsun, hadi bakalım doğru Silivri’ye” diyebilirler diye herkeste bir paranoya oluşmuş durumda. Kimse kimseyi telefonla aramıyor. Yaptığınız bir telefon konuşması, hatta gıyabınızda yazılan bir word dosyası bile şu anda bir gazeteciyi cezaevine götürmeye yetiyor. Bunu gördükten sonra inanılmaz bir otosansür başlıyor. Bu çok daha tehlikeli. Bir insanı alıp fiziki olarak illa bir yere tıkmaya gerek yok. Siz eğer kafasına böyle bir korku virüsü koyduysanız, bilgisayara sızacak binlerce virüsten çok daha etkilidir.

Siz korkuyor musunuz?

Elbette korkuyorum, korkmuyorum diyen gazeteci var mı? Şu anda meydanları dolduran gazetecilerin yüzde 80’i kendileri için yürüyor, çünkü bugün meslektaşlarımızın başına gelen yarın benim de başıma gelebilir, onların da…

Twitter’daki Cüneyt Özdemir’le ekrandaki aynı mı?

Aynı ama hepimizin hayatta farklı rolleri var. CNNTürk bana bir yayın saati teslim etmiş, bu saati kamuyu bilgilendirmek için kullan demiş. CNNTürk’te ben işimle varım, kimliğim daha çok işim üzerine kurulu. Radikal gazetesinde olayları algılama şeklimi insanlarla paylaşıyorum. Burada da yine gazeteci sorumluluğum var. İnternet medyasındaysa daha kafama göre bir yayıncılık yapıyorum. Ama twitter, tamamen babamın malı. O andaki ruh halim ne isterse onu yazıyorum. Artık orada kamusal bir görevim yok.

Finansbank reklamında oynadınız ancak reklam yayından kalktı…

Ben Vietnam’dayken Jeffi Medina mail attı, böyle bir proje var, ilgilenir misin, diye. Ben bir gazeteciyim, evet ama Dipnot Medya diye bir şey kurmayı düşünüyorum. Bunu nasıl kuracağım? 11 yıldır CNNTürk’teyim ve buradaki programım haber programı değil, güncel program. Bu çok önemli bir ayrıntı. Zaten güncel program olduğu için sponsor alıyor. Deniyor ki güncel programları sunanlar reklamda oynayamaz. Kardeşim, sen RTÜK olarak buna reklam aldırıyorsun. Bu bağlamıyor da içindeki insanın oynaması mı bağlıyor? Ben reklam filmi için anlaştım ve alacağım ücreti bu medyanın kuruluşunda kullanacağım, dedim. Nitekim öyle de yaptım. Tablete böyle bir yatırım yapmak kolay değil.

Bu dönemde bazıları, vay bir gazeteci reklamlarda nasıl oynar, sen bizi istismar ediyorsun, diye ortalara döküldü. Hiç kimseye cevap vermedim, bu polemiğe girmeye gerek yok. RTÜK’ten böyle bir tepki gelmesi de tuhaf geldi bana. 16 kanala, sen bunu nasıl yayınlarsın, diye ceza yolladılar. İyi de benim başka bir kimliğim de var. Bir yandan köşe yazarıyım, internet yayıncısıyım. Sen beni nasıl bir kimliğe sokup ceza verebilirsin ki!

Reklam dünyasına bir mesajınız var mı?

MediaCat’in reklam dünyasını çok iyi takip ettiğini biliyorum. Biz şu anda yeni medya düzenini kuruyoruz. Dipnot Medya, sadece dijital alanlarda genişlemeye çalışan bir medya. Buna destek olun. Ben gazeteci konumum gereğince kimseye, bize reklam verin, demedim; demem de doğru olmaz. Peki ama nasıl var olacağız? Belki birkaç yıl içinde reklam şirketlerinde, tablet yayıncılığına yönelik reklam içeriği üreten bölümler kurulacak. Bu banner düzeni bitecek, bitmeye de mahkum. Biz bu bağımsız medyayı kurarken desteklenmeliyiz. Sadece bana değil, bu medyaya kafa yoran, emek veren, risk alan, elini taşın altına sokan herkese artık bir parça da bu dünyanın sahip çıkması gerek çünkü bu, bütün sektörün büyümesi demek. Biz yeni bir deniz açıyoruz ve o denizde hepimiz yüzeceğiz.

Selin Babacan